19 Eylül 2014 Cuma 22:59

Bu kıyafetler çocukları aşıyor!

Bir perakende markası geçtiğimiz günlerde çocuk giyim ürünlerini tanıtmak için reklam filmi yayınladı ve büyük tepki aldı. Sadece film değil, koleksiyonun kendisi de çocukların ne ruhuna ne de bedenine uygundu.Kadın giyimde moda dünyası her zaman yüksek performansla çalışıyor. Fakat kadınlar moda konusunda çok çabuk sıkılıp vazgeçebiliyor. Hal böyle olunca endüstri; daha bakir, daha tüketilmemiş pazarlar ve moda müşterileri peşinde koşuyor. Erkek ve çocuk giyim, önümüzdeki on yılın gözde pazarları olmaya çoktan aday. En lüksünden en hızlısına bütün moda endüstrisi son yıllarda gözünü bu pazarlara dikmiş durumda. Hele de çocuklar… Zira erkekleri yeniliğe ikna etmek kolay değil. Oysa çocuklar daha doğrusu anneler çocuklarına yeni bir şeyler alma, deneme konusunda oldukça istekli oluyor. Yeni nesil annelerdeki çocuğunun giyimi üzerinden statü sahibi bir imaj çizme gayreti, haliyle tartışmalarda adı geçen perakende markasını da ciddi bütçeli bir reklam filmi yaparak pazarı hareketlendirmeye yönlendirmiş olmalı. Açıkçası sosyal medyada özellikle Twitter’da eleştiri kadar belli bir bilinçten yoksun birçok anneden beğeni yorumları da almış olduğunu gördüm reklamın.Çocuklar bu kıyafetlerle nasıl oynar?Reklamda çokça tartışılan, “Okumadan yazmayı öğrendi.”, “Kedileri severim ama cat walkları daha çok.’ ve tabii billboardlarda öne çıkan ve adeta bir sömürüye dönüşen, “Bir beden büyük almayın. Seneye de giymem. Moda neyse onu giyerim.’’ gibi sloganlardan asıl hedef kitlenin çocuklar değil, onlara para verip bu kıyafetleri alacak anneler olduğu çok açık. Bu durum şu an change.org’da reklamın kalkması için oylanıyor, siz de girip oy kullanabilirsiniz.Abartılı makyajlı beş yaşında kız çocuğunun cat walkları sevmesi kadar ona tasarlanan kıyafetler de başlı başına sorunlu. Çocuklar hayatının oyun yıllarında, düş kurup resim yaptıkları zamanda neden deri simsiyah ceketler giyip boyunlarına fular taksın. Bu tarz giyinen bir çocuğu parkta düşünemiyorum. Zaten sorun da burada. Onlar parklarda, bahçelerde yetişen çocuklar değil, annelerinin ellerinden tutup alışveriş merkezlerine giden, tabletinde uslu uslu oyun oynaması gereken ve çocuk hareketliliğinin yasaklandığı çocuklar.Koleksiyonu yakından gördüğünüzde birçok ürün hem dokuları hem kumaştaki pamuk oranları itibarıyla çocuklara uygun değil. Bir dizi oyuncusunda gördüğüm elbise bu yaz çocuk reyonunda da vardı örneğin. Aynı kumaş, aynı model ve aynı desenle. Çocuk ürünleri hep pahalı bilinirdi zira içerik ve dokularıyla daha fazla işlemden geçerdi. Bundan dolayı aileler çocuklarına bir yaş büyüğünü alırdı.Yurtdışında da ünlü markalar çocuklar için koleksiyonlar hazırlıyor. Gucci, Dolce&Gabbana gibi miniklerle büyükleri aynı koleksiyonda birleştiren markalar kötü örnek sayılabilir. Fakat örneğin Diane von Furstenberg’in Gap çocuk için hazırladığı kapsül çocuk koleksiyonu ne kadar da renkliydi. Adeta çocukların renkleri ve desenleri keşfettiği bir çalışma. Koleksiyonun sunumunda da çocukların aynı desenli kâğıttan fillerle, zürafalarla oynaması öne çıkarılıyor. Hayal dünyasına hitap eden bir tanıtım şekli bu. Stella McCartney de birkaç sezondur hazırladığı çocuk koleksiyonlarında hep rengârenk tasarımlar sunuyor. Koleksiyonların tanıtımı da çocukların yaramazlıkları ve muziplikleri üzerinden kurgulanıyor. Yani büyümüş de küçülmüş gibi bir muamele yok. Şimdilerde şehirdeki billboardlarda gördüğünüz çocukların gülümsemekten çok uzak simaları da dikkat çekici. Hâlbuki çocuklar olmadık şeye güler. Tabii o kapkara ve rahatsız tasarımlarla gülmesini de beklememek lazım.İğneler geri geldiBu kış hanımefendiliğin simgesi yaka iğneleri yeniden ortaya çıkıyor. Mantoları, ceketleri yalnız bırakmamaya ant içmiş gibiler. Eğer hatırası olan eskilerden bir iğneniz varsa, hiç durmayın kutusundan çıkarın. Bu iğne akımı biraz da 60’lı yılların melankolik havasından ileri geliyor. Malum kış sezonu özellikle dış giyimde bir nostalji yaşanacak. Çiçekler konusundaki merak iğnelere de sıçramış durumda ama kalabalık değil, mümkünse tek bir çiçek motifi bazen tek bir yaprak kışın soğuk ve gri günlerinde size eşlik edebilir. Diğer bir iğne formu da incili iğneler.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

19 Eylül 2014 Cuma 22:59

Harbiye’yi Tarkan’dan başka kim doldurabilir?

Megastar Tarkan bu yıl Harbiye Açıkhava’da dokuz gün üst üste konser vererek bir rekora daha imza attı. Konserden sonra şu soru gündeme geldi: Bu mekanı ondan başka hangi isimler art arda doldurabilir? Müzik dünyasının tanınan isimlerine bu soruyu sorduk. Beklediğimiz cevaplar da vardı sürprizler de.Harbiye Açıkhava Tiyatrosu sahnesi müzisyenler için de müzikseverler için de Türkiye’deki en özel mekânlardan biridir. Sanatçılar hazırlıklarına aylar öncesinden başlarken, müzikseverler de merakla bu konserleri bekler. Konser tarihleri belli oldukça heyecan artar. Aylar öncesinden konserlerle ilgili kulis bilgileri sızar. Kısacası öncesi ve sonrası ile büyük ses getirir bu konserler. Hiç kuşkusuz bu yılın en çok konuşulanı Tarkan’dı. Megastar Açıkhava’da büyük bir rekora imza atarak dokuzuncu yılını dokuz konserle tamamladı. Tarkan dokuz konserin sonunda 63 bin kişiye seslendi. Bu yıl çok sevilen şarkılarının yanı sıra Zeki Müren, Barış Manço, Cem Karaca, Orhan Gencebay ve Sezen Aksu gibi usta isimlerin eserlerine de yer veren Tarkan; alaturka ve cover şarkılarla zenginleştirdiği repertuvarıyla büyük beğeni topladı. Ayrıca Kayahan’a saygı albümü için yorumladığı ve ilk kez Açıkhava’da söylediği Yemin Ettim ile de her gece büyük alkış aldı. Biletli konser izleyicisinin ülkemizde ne kadar az olduğunu ve Tarkan konserlerinin biletlerinin de hatırı sayılır bir miktarda olduğunu düşünürsek, Tarkan büyük bir başarıya imza atmış oldu.Tarkan’ın konserlerinin ardından gerek müzik camiasında gerekse müzikseverler arasında şu soru gündeme geldi. Harbiye’yi Tarkan’dan başka kim böylesine doldurabilir? Bu sorunun cevabı olarak herkes farklı isimler zikretti. Sosyal medyada da bu soruya herkes sevdiği ve hayran olduğu sanatçının ismi ile cevap verdi. Biz de müzik dünyasının tanınan isimlerine bu soruyu sorduk. Verdikleri cevaplar arasında Sezen Aksu gibi çoğumuzun ilk aklına gelen isimler olduğu gibi sürpriz isimler de var. Listelere geçmeden önce Tarkan’ın bu başarısının ardında yatan elbette birçok sebep var. Öncelikle tabii ki yorumu ve sahne performansı başta geliyor. Ünlü iletişimci Özgür Aras’a göre bu durumun diğer bir sebebi ‘gizem’. Tarkan’ın bir de Sezen Aksu’nun gerçek star gibi yaşadıklarını söylüyor ve ekliyor: “Sadece konserden konsere görebiliyoruz onları. Haklarında sadece fısıltı gazetesi çalışıyor. Kim ne söylerse söylesin onlar için ağızlarını açıp daha doğrusu kaale alıp cevap vermiyorlar. Röportajları yok günlük görüntüleri yok yok işte yok. Sadece buluşabilecekleri tek yer konserler. O yüzden de Tarkan da Sezen Aksu da üst üste günlerde konserleri doldurabiliyorlar.” Bu ayrıntıya da yer verdikten sonra gelelim isimlere. Tabii ki çoğu listenin başında Sezen Aksu var. Yine Şebnem Ferah ve Duman da listelerde sıkça geçen isimler.Murat Meriç (Müzik yazarı)1- Sezen Aksu: Hâlâ ve ısrarla dolduran tek isim. Rakiplerinin tek konserinde bile koltuklar boş kalırken Aksu, değişik projeleriyle Açıkhava’yı (ve konser verdiği diğer mekanları) her seferinde dolduruyor, biletler hızla bitiyor. Sebebi, herkese dokunacak bir sürü şarkısının olması. İnsanlar onları dinlemeyi seviyor. 2- Candan Erçetin: Az konser veriyor, bunun için Açıkhava’yı tercih ediyor ve her seferinde tıklım tıklım dolduruyor. “Candan Erçetin konserine gitmek” gibi bir faaliyet var bu memlekette ve insanlar bunu seviyor. 3- Sıla: Yeni dönemin yükselen ismi. Açık hava konserlerinin biletleri dakikalar içinde tükeniyor. Çıkışını çok iyi kullandı, çalışarak çabalayarak bu noktaya geldi. 4- Grup Yorum: Bir konserden öte bir “buluşma” Grup Yorum konserleri ve yılda kaç açık hava konseri verirse versin her zaman doldurabilir. İzlediğim en coşkulu konserler onlarınki... Bir dönemin meşhur Livaneli “buluşma”larının yerini bu aldı. 5- Duman: Rock cenahında üst üste açık havayı doldurabilecek tek isim. Diğerleri ancak tek gece bunu başarabilecekken, Duman, her seferinde merdivenler dâhil mekanı doldurabiliyor.Tolga Akyıldız (Müzik yazarı)1- Sezen Aksu: Yılda bir kez sadece açık hava tiyatrosu konseri yaptığını düşünelim; 9 değil 10-12 konserlik bir seriyi doldurabilir. 2- Grup Yorum: Grup Yorum konserleri kitlesel ilgi çeken, coşkulu konserlerdir. Beklentiyi açık hava tiyatrosunda karşılamaya kalksalar onlarda en az 10 konserlik bir seri yapabilir. 3- Duman: Uzun süre ara verdiklerini düşünelim konserlere... Bu durumda rock grupları arasında en yüksek potansiyel Duman’da bir seri yakalamak söz konusu olduğunda. 4- Sıla: Kayda değer bir hayran kitlesi, cezbeden bir sahne performansı var. Kaç konser olur bilmem ama iyi bir albüm ve uzun bir ara sonrası Sıla da seri konser verebilecek kapasitede. 5- Şebnem Ferah: Kendini özletmiş bir Şebo’nun da 9 konserlik olmasa da bir seri yakalama şansı var bana göre. Şeboistler yeter ona.Naim Dilmener (Müzik eleştirmeni)1- Grup Yorum: Politik müziğin en iyi grubu; 10 kez değil, bir ay boyu doldurabilir.2- İlkay Akkaya: Bir başka muhalif damar. O da çıktığı müddetçe doldurur. 3- Mazhar-Fuat-Özkan: İyi bir repertuvar ve ayık bir Mazhar ile doldurur. 4- İlhan İrem: Memleketin en tutkulu hayranlarına sahip. Yıl boyu çıksa, doldurur. 5- Sezen Aksu: Memleketin en garanti gişe ismi. Hep doldurur.Yasemin Şefik (Radyo programcısı)1- Sezen Aksu: Net olarak doldurur. 2- Şebnem Ferah: Konserlerine hep açız. 3- Sıla: Yeni dönem en iyi konser performansı ve talebi ona ait. 4- Volkan Konak: Bu konuda listede olması gereken isimlerden. 5- Grup Yorum: Bilmediğimiz bir güçleri var. Kitleleri toplaması olağanmış gibi geliyor.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

19 Eylül 2014 Cuma 22:59

Boşanmanın da danışmanı var

Artan boşanma oranları bu alanda danışmanlık hizmetlerinin önemini getiriyor gündeme. Fatih Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi bünyesinde açılan ‘Boşanma Danışmanlığı’ programı, sürecin en az zararla atlatılmasını sağlayan uzmanlar yetiştirmeyi planlıyor.Boşanma hayli tatsız bir konu olsa da en az evlilik kadar hayatımızın gerçeği. Ancak süreç gerek hukukî gerek ailevî açıdan epey sorunlu geçiyor ülkemizde. Yıllar süren davalar, mal paylaşımı ve velayet konularında anlaşmazlıklar, çocuğu karşı tarafa koz olarak kullanma... Süreç sonunda taraflar, çocukları için dost kalmayı bir kenara bırakın, azılı birer düşmana dönüşüyorlar adeta. Hal böyle olunca evlilik danışmanları gibi boşanma danışmanlarına da ihtiyaç duyuluyor. Fatih Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (FÜSEM), açtığı boşanma danışmanlığı sertifika programıyla bu alandaki açığı kapatmayı hedefliyor.Boşanmayı isteyen taraf da depresyona girebiliyorProjenin başındaki isim, aile danışmanı ve erişkin, çocuk ve ergen psikiyatristi Rahime Hülya Bingöl Çağlayan, dünyada örnekleri olsa da ‘boşanma danışmanlığı’ eğitimlerinin ülkemizde bir ilk olduğunu söylüyor. Artan boşanma oranlarının böyle bir programı zorunlu hale getirdiği görüşünde. Geçtiğimiz yıl 123 bin boşanma gerçekleşmiş. Boşanmayı ‘tarafları her açıdan etkileyen ve iyi yönetilmezse insan sağlığını tehlikeye sokabilecek bir dönem’ olarak tanımlıyor Çağlayan. Boşanma; öncesi, esnası ve sonrası olarak üç dönemde ele alınmalı. Program da bu dönemin özelliklerine uygun, kişilerin hukuki, sosyal ve psikolojik sorunlarını giderecek şekilde hazırlanmış. Çağlayan, “Boşanma fikrini akla getiren ilk krizin patlak vermesiyle birlikte kişiler danışmanlığa ihtiyaç duyuyor. Ancak burada çok başvurulmuyor. Daha çok olay mahkemeye intikal ettiğinde, çocukların velayeti, ziyaret saatlerinin düzenlenmesi, mal paylaşımı gibi konularda sorunlar patlak verince ve bu da kişinin psikolojisini etkilemeye başladığında danışmanlık alınıyor. Kişi boşanmayı kendisi istese bile depresyon sıklıkla görülüyor.” diyor.Danışmanlara şiddet uygulanırsa…Boşanma danışmanlığı müfredatı 150 saatlik bir ders programı içeriyor. Katılımcılar hem teorik hem de program sonunda danışmanlık yapacakları pratik eğitimi geçmek zorunda. Kimler katılabilir sorusuna gelince; psikologlar, PDR uzmanları, psikiyatristler, sosyal hizmet uzmanları, aile danışmanlığı eğitimi almış ve alanda en az iki yıl danışmanlık tecrübesi olanlar... Aile yapısı, boşanma nedenleri ve kuralları, hukuki süreç, dünyadaki diğer programlardan örnekler, boşanma esnası ve sonrasında aile ilişkilerinin düzenlenmesi gibi konular içeriyor. Eğitimin verildiği ülke Türkiye olduğundan, danışmanların herhangi bir şiddet vakasıyla karşılaştıklarında ne yapmaları gerektiği konusunda yol gösteriliyor. Çocuklarla ilişkiler de programın önemli bir kısmını oluşturuyor. Zira süreç iyi yönetilmezse hem psikolojik sorunlar baş gösterebiliyor hem de yüzde 50 gibi bir oranda ileride yapacakları evlilikler boşanmayla sonuçlanabiliyor.Çocuğu postacı olarak kullanmayın!Aile danışmanı ve erişkin, çocuk ve ergen psikiyatristi Rahime Hülya Bingöl Çağlayan, boşanma sürecinde en çok çocukların mağdur edildiği görüşünde. Taraflar eşlerinden boşanınca çocuklarından da boşanmış gibi davranabiliyor. Nafaka da ödenmeyince annenin geliri de yoksa çocuk için psikolojik yükün yanında tüm hayatını etkileyecek maddi sıkıntılar başlıyor. Yahut bu durumun tam tersi yaşanıyor. Ebeveynler boşanmanın çocukta oluşturacağı travmayı azaltır umuduyla her istediklerini yapıp şımartabiliyor. “Çocuğun boşanma süreci ve sonrasında postacı gibi laf ya da bilgi alışverişi için kullanılmamalı. Eşler arasındaki iletişim doğrudan kurulmalı. Karşı taraf için çocukların ebeveynlerine olan güvenlerini zedeleyecek sözler edilmemeli. Boşanma kararı kesin olarak alındığı andan itibaren çocuğa karşı dürüst olunmalı ve kendilerini güvende hissetmeleri sağlanmalı.” diye de ekliyor, Çağlayan.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

20 Eylül 2014 Cumartesi 15:12

‘Hayatta aşçı olmam dedim’ ama...

Japon oyuncu, çiçeği burnunda aşçı Ayumi’ye “Kitap yazmakla aşçı olunmuyor, görelim maharetinizi!” dedim, demez olaydım. Pişmiş tavuğa rahmetler okuduğum mutfak maceramın sonum olacağını nereden bilebilirdim?Bu haftaki konuğum dünyanın ‘öbür’ ucundan, ta Japonya’dan. Oyuncu kimliğiyle tanıdığımız Ayumi, yıllar sonra aşçı olarak çıktı karşımıza. İşin ilginç tarafı babasından dolayı “Asla aşçı olmam ve aşçı biriyle evlenmem” demiş ama büyük konuşmanın acısı 30 küsur yaşında çıkmış. Şaka bir yana, ülke mutfağını birinci kaynaktan aktarmış olmanın mutluluğunu yaşıyor şimdilerde. “Kitap yazmakla aşçılık olmaz, görelim maharetinizi!” deyip soktum Ayumi’yi mutfağa. Aşağı kalır mı? “Madem bu kitabı sizler için yazdım sen de ben ne yaparsam aynısını yapacaksın. Böylelikle tariflerimin ne kadar pratik olduğunu göstermiş oluruz.” dedi. Hay hay! Japon usulü omlet yapmak için girdik Hori Restoran’ın mutfağına. Tavaya dokunur dokunmaz elimi yaksam ve mutfağın zeminindeki delikli ızgaraya ayağım takılıp ara ara düşme tehlikesi geçirsem de yıkılmadım, ayaktayım! ‘Kendini bırak, yumurtadan haber ver diyenlere omletimin işin ustasından tam not aldığını söylemekle yetineyim. Daha fazlasını merak edenlere röportajın videosunu izlemeleri için Zaman.TV’yi ziyaret etmelerini tavsiye ediyorum. Zira bu tecrübe anlatılmaz izlenir. r.gul@zaman.com.trBiz sizi oyuncu bilirdik, aşçılık da nereden çıktı?(Gülüyor) Eğitimim oyunculuk üzerine. Aşçılık için özel bir eğitim almadım ama uzak da sayılmam. Babam aşçı, annem de beslenme uzmanı. Aile mesleği anlayacağınız… Fakat aşçı olmayı ya da bir aşçıyla evlenmeyi hiç istemedim. Hatta çocukken asla aşçı olmam derdim.Ne demiş atalarımız, büyük konuşma gelir başına.Öyle... Bütün aşçı çocukları aynı dertten muzdariptir sanırım. Babam ailece geçirilmesi gereken günlerde hiç yoktu. Bu durum çocukken çok üzerdi beni. Zor bir meslek, tabii bir de yemek yemeyi severim ama yapması… Bu yüzden hiç yanaşmadım.İnsanın özel bir aşçısı olunca yapmayı değil, yemeği tercih etmesi çok normal tabii…Aslında babam mutfağa çok nadir girerdi. Sadece doğum gibi özel günlerde.Aşçı çocuğu olmanın hiç mi avantajı yoktu?Olmaz mı? Babam Fransız mutfağı aşçısıydı. Vesilesiyle farklı mutfaklar ve lezzetlerle çok küçükken tanışma fırsatım oldu. Ayrıca her yerde yapılan yemekleri beğenmezdi. İyi mekânlarda yemek yememize özen gösterirdi. Mesela damak tadım bozulur diye fast food’u yasaklamıştı.O halde yemeklerimize alışmanız zor olmamıştır.Hiç zorlanmadım. Amerika’da ve Avrupa’da zorlandım ama. Çünkü orada pilav pek yenmiyor. Türkiye’deki biraz yağlı olsa da çok tüketiliyor. Japon mutfağındaki gibi sebze yemekleri de bol. Sadece Urfa’daki yeşil tombul biberleri yiyemedim. Çok acıydı. Onun dışında diğer yemekleri çok severek yedim. Damak tadıma daha uygun olduğundan Karadeniz ve Ege mutfağını çok beğeniyorum. Laz böreğine bayılıyorum. Ama burada yaşayan diğer Japon arkadaşlarıma bakıyorum, epey zorlanıyorlar.Neden?Mesela Japonya geleneksel kahvaltısı sizinkinden çok farklı. Bu yüzden Japonların çoğu peynir, zeytin, tereyağlı vs. kahvaltıya aşina değildir. Belki çoğu hayatında ilk kez zeytin ya da peynir tatmıştır. Babamdan dolayı ben alışkınım bu tarz kahvaltıya.Japon kahvaltısı nasıl olur peki?Haşlama pilav ve soya salçasıyla yapılan miso çorbası fix. Yanında ise ya balık ızgara ya da haşlama balık, sebze ve turşu. Fakat günümüzde insanlar çalıştığı için böyle geleneksel kahvaltı hazırlamaya vakitleri olmuyor. Bu yüzden peynir ekmekle geçiştiriliyor. Annem kahvaltıda ekmek yediğim zaman çok çabuk acıkıyorum derdi. Ben de kahvaltıda pilavı tercih ederim genelde.Kitap projesi nasıl ortaya çıktı?Arkadaşlarımla konuştukça mutfağımıza dair birçok yanlış bilgi edindiklerini fark ettim. Bunları nereden öğrenmişler acaba diye araştırma yapınca piyasadaki Japon mutfağına dair kitapların hepsinin Batı kaynaklı çeviri eserler olduğunu gördüm. Bir Avrupalının gözünden aktarılmış bir Japon mutfağı yani. Bunlardan bazıları eksik ya da yanlış bilgiler içeriyor, çoğu da derin gelmedi bana. Bir Japon’un elinden yani birinci kaynaktan çıkma bir yemek kitabının olmadığını anlayınca Türkçeyi iyi konuşup yazan bir Japon olarak böyle bir kitap yazmaya karar verdim.Malzemeleri bulmanız zor olmuştur.Hayır çünkü herkesin rahatlıkla erişebileceği malzemelerle yapılacak tarifler yer alıyor kitapta. Sadece kış sebze ve balıklarıyla yapılan yemekler için kışı beklemek zorunda kaldım. Ayrıca profesyonel bir yemek yazarı olmadığımdan özel bir stüdyom da yok. Yemekleri boş vakitlerimde evimde yaptım. Bu açıdan epey zaman aldı basılması.Türkiye’de yemekleri genelde kadınlar yapar, Japonya’da böyle bir gelenek var mı?Bizde de bu görev genelde kadınların üzerindedir ama son yıllarda erkekler mutfağa daha fazla girer oldu. Hatta çocukluğumda okulda erkekler marangozluk, kızlar da mutfakla ilgili ders alırdı. Artık Japon devleti kadınların da çalışma hayatında etkin rol almasını desteklediği için müfredatta böyle bir değişikliğe gitmiş.Japon mutfağı denilince aklımıza ilk suşi ya da sashimi geliyor. Japonya’da da burada olduğu kadar meşhur bir yemek mi?Suşi bizim için de önemli ve daha çok özel günlerde yenilen bir yemek. Yapımı gerçekten ustalık gerektiriyor, bu yüzden evden ziyade restoranda yapılır. Eskiden fast food olarak bilinirdi. Şimdilerde lüks restoranlarda yeniliyor. Bu arada Avrupa’da Türkiye mutfağı denince akla ilk döner ve şiş kebap geliyor -oysa ne kadar zengin bir mutfak- bizde de aynısı olmuş.Lüks restoranlarda yenir dediniz. O halde ‘Japonya’da sudan ucuz, burada dünya para ödüyoruz’ söylentisi doğru değil.Bizde de pahalı. Günlük yemek değil sonuçta. Ayrıca ucuz satan bir yer varsa kaçının derim. Malzemeler nereden alındı, taze mi, nasıl kesildi ve muhafaza edildi bunlar çok önemli. Bilhassa çiğ balıktan yapılan sushi yiyecekseniz kaliteli bir yer olmasına özen gösterilmeli.Mutfağınıza dair neleri yanlış biliyoruz?Birçok şeyi… (Gülüyor)Mesela?En yaygın olanı suşinin çiğ balık ve Japonların tüm balıkları çiğ tükettiğinin sanılması. Geçen biri de sushiyi en iyi kadınlar yapıyor gibi bir şey söyledi. Hiçbiri doğru değil.Bilmeyenler ya da yanlış bilenler için açalım o halde, nedir suşi?Kelime anlamı ekşi tat, sirke. Suşide pirinç sirkesiyle tatlandırılmış pilav kullanılır. Olmazsa olmaz temel maddesi pilavdır, balık değil. Balık yerine sebze, et hatta omlet bile kullanılabilir.Çiğ balık ilginç geldiğinden böyle bir algı mevcut sanırım…Muhtemelen... Biraz da suşinin çıkışından kaynaklanıyor. Japonya, adalar ülkesi. Dağdaki insanlar her zaman taze balık yiyemiyor. Mevsiminde çıkan balıkları, balığın olmadığı dönemde de yemek için bir şekilde saklamak gerekiyor. Yani balığı saklama yönteminden ortaya çıkıyor suşi.Bu işlem için tuz kullanılmıyor mu?Tuzla beraber haşlanmış pirinç kullanılmış. Çünkü pirinç mayalanıyor, ekşi bir tat ortaya çıkıyor. Bu sayede balığın kokması önleniyor. Balık yeneceği zaman pirinçten ayrılıyor. Yani pirinç sadece balığı muhafaza etmek için kullanılıyor, yenmiyor. Sirke keşfedildikten sonra da pilav kullanılıyor ama bu sefer lezzet katsın diye.Kitapta tatlı tarifleri yer almıyor…Japon tatlıları çok ince işçilik istiyor. Bırakın buradaki kadınları, benim bile yapmam mümkün değil. Ayrıca tatlılarımızda kullanılan malzemeleri burada bulmak zordu. Bu yüzden paylaşmayı doğru bulmadım.Sertifikalı çay danışmanısınız. Japonya’da yeşil çay bizdeki siyah çay gibi mi tüketiliyor?Evet. Günün her saati, her yemekle içilir. Bölgeden bölgeye, yetiştirilme ve üretim koşulları ve demleme yöntemlerine göre tadı değişen onlarca çeşit yeşil çay var. Kavrulmuş, buharda pişirilmiş elde hazırlanmış... Mesela burada yeşil çay poşetlerinin üzerinde ‘kaynar suda üç dakika bekletin’ diyor. Bizde asla böyle yapılmaz, bütün vitamini öldürülüyor bu şekilde. Türkiye’deki yeşil çaylara bir bakın, çoğundan yeşil renk çıkmaz, genelde kahverengidir.İlk defa Japon restoranına gideceklere ne tavsiye edersiniz?Kalabalık bir grup değilse masa etrafında değil, mutlaka bar kısımında oturmalarını tavsiye ederim. Usta tezgâhın arkasında çalıştığından hem malzemeleri görme hem de ustanın ne yaptığını görme imkânınız vardır. Şefler, Japon mutfağının doğru aktarılmasını istediklerinden merak ettiğiniz her konuda yardımcı olacaklardır.Japon çocukları için ‘çubuk kullanmayı anne karnında öğrenir’ diyorlar...(Gülüşmeler) Neredeyse öyle. Sütten kesilene kadar kaşıkla besleniyorlar. Tek başına yemek yiyebilir yaşa geldiklerinde ise eğitimi veriliyor.Okulda mı veriliyor eğitimi?Ebeveynler tarafından verilir. Ancak yine de kullanamayan varsa okul da yardımcı olur. Ama bu biraz farklı algılanır. Yani evde iyi terbiye görmemiş gibi.Günlük yaşantınızda da hep çubuk mu kullanıyorsunuz?Evet ama evde Batı ya da Türk yemeği yapılıyorsa çatal bıçak koyarız masaya.Sizde de bizdeki çatal bıçak takımları gibi çeyizlik çubuk var mı?Evet bizde de var böyle bir gelenek. Ayrıca misafir için kullandıklarımızla günlük çubuklar da farklıdır ya da hediyelikler...

Internetin Ilk Türk Gazetesi

19 Eylül 2014 Cuma 23:04

Sekiz günde devr-i Balkan

Merdivenli sokaklar, şehrin göbeğinde su kemerleri, İstiklal Caddesi sadece İstanbul’da mı vardır? Peki ya Türkçe sadece Türkiye’de mi konuşulur? Tüm bunları ve vatan kavramını sorguladığımız bir yolculuğa çıktık Balkanlar’a. Hem de otobüsle…Kim demiş modern zamanlarda seyyahların nesli tükendi diye. 80 günde devr-i âlem yapamasak da 8 günde devr-i Balkan yapalım dedik ve Nüans Tur ile çıktık Balkan turuna. Otobüsle 8 günde, 8 ülke, 5’i başkent ve 19 şehir dolaşarak Evliya Çelebi’ye selam gönderdik. Yaklaşık 4 bin kilometre süren yolculuğumuzda öğrendik ki meğer vatan dediğimiz şey sadece Edirne-Van sınırları arasında çizilmiş topraklar değilmiş. Ve biz buralarda turist olamazmışız. Unuttuğumuz coğrafyalarda kadim dostlarımız varmış asırlar öncesinden tanıdığımız. O eski dostları bulduk, hiç tanımadığımız evlere misafir olduk. Roma, Osmanlı ve Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun izlerinde dolaştık. Tito’nun sosyal konutlarını, Enver Hoca’dan arta kalanları gördük zamanın sanki ilerlememek için inat ettiği şehirlerde. Saraybosna sokaklarında kaybolduk, troleybüslere bindik, kaymaklı köfte yedik, mevlevi Tekkesi’nde Mesnevi tercümesi dinledik. Kimi zaman sınır kapısındaki memurun azizliğine uğradık. 16 sınır kapısından geçmek pek de kolay değildi. İşte İpsala’da başlayıp, Kapıkule’de sona eren otobüsle Balkan turunun ayrıntıları…İstanbul’dan İpsala’yaKurban Bayramı’nda yeni bir Balkan turu yapacak Nüans Tur görevlileriyle cuma akşamı İstanbul’dan İpsala’ya doğru yola çıktık. Aman komşular bize iyi davranır sanmayın. Zira ne çektiysek en yakınlardan çektik sınırda. Otobüsten inerek sıraya diziliyoruz ve pasaportları tek tek görevliye veriyoruz. Sanki bir yerden Şener Şen çıkacak ve Banker Bilo filmindeki gibi bir sahneye tanık olacağız. Bu işlemler bir saati geçiyor ve Yunanistan’a giriyoruz. Böylece geçeceğimiz 16 kapıdan ikisi azalıyor. Bir saat sonra sabah namazı için Osmanlı’nın Balkanlar’daki ilk topraklarından Gümülcine’de duruyoruz. Eski Çarşı’nın içinden geçerken bazı dükkânların açık olduğunu görüyoruz. Gün doğmadan doğanlar var anlaşılan. Birinin kapısından “Çayım taze.” diye bir ses geliyor. Eskiden şehrin tamamının, şimdi ise yarısının Türk olduğunu bilse de insan şaşırıyor. Fırsat olsa burada bir nefes alsak, dükkân sahibiyle hoşbeş etsek. Lakin vakit geçmek üzere.Alaca Cami zarif süslemeleriyle banisinin kadınlar olduğunu belli ediyor.Asmalı sokakları, ışıklandırmaları ve evleriyle sanki bir eski zaman şehrinden geçiyoruz. Üstüne biraz da Osmanlı havası... Bilmem kaç yıl öncesine götürüyor bizi. Belli ki nasibimize düşen sadece mekânda yolculuk değil, zamanda da var. Burada iki cami var. Biri yeni, diğeri eski. İsimleri de öyle. Yeni Cami açık. Ucundan cemaate yetişiyoruz. Erkekler abdest sırasını kaptırmasalar da sonraki vakitlerde centilmenliği elden bırakmıyor, önceliği hanımlara veriyor. Camiden çıkınca bir yanda şehrin sembolü olan saat kulesi göze çarpıyor. Tüm ülkeyi saat kuleleriyle donatan Sultan II. Abdülhamid burayı da unutmamış. Bir yanda ise birbirine karışan Türk kahvesi ve börek kokuları. Nea Karvali’ye doğru hareket ediyoruz ama aklım hâlâ çay ve böreklerde. Kapadokya’daki Gelveri’den ötürü Nea Karvali’de (yeni Gelveri) sabah kahvaltısı ve leziz Kavala kurabiyelerinin tadına bakmak için mola veriyoruz. Anlayacağınız mübadelenin izi var. Mübadeleden sonra Nevşehir ve Ürgüp’ten gelen Rumların buraya yerleşmiş ve unutmamışlar Türkçeyi.KavalaPaşaların şehri KavalaDevlet-i Ali’nin meşhur valilerinden Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın şehrindeyiz. Paşa bizde biraz asi telakki edilse de Yunanistan ve Mısır’da çok seviliyor. Hatta burada bir heykeli var. Mehmet Ali Paşa kendi memleketinde bir imarethane yaptırmış. Kalenin orta kesiminde de evi var. Yalnızca Kavalalı değil şehri imar eden. Ondan çok daha önce Kanuni Sultan Süleyman ve Pargalı İbrahim Paşa şehrin gelişmesine katkıda bulunmuş, su kemerleri yaptırmışlar. Şehrin girişindeki eski kemer Bozdoğan’a o kadar benziyor ki kendimizi Unkapanı’nda zannediyoruz. Pargalı İbrahim Paşa’nın yaptırdığı cami Lozan’dan sonra kiliseye çevrilmiş. Minaresi de saat kulesi yapılmış. Çevresine han ve çınar da yıkımdan nasibini almış. Şimdi yerinde St. Nicholas Kilisesi bulunuyor. Şehrin bir rüyası var: İstanbul’u almak. Bu yüzdendir ki kentin farklı yerlerinde ‘Constantinopolis 460’ diye üç tabela bulunuyor. Yani İstanbul’a 460 kilometre. Aziz Pavlos bir gün İstanbul’u alacaklarını söylemiş. Aslında İstanbul çok seviliyor. Türkçe konuşulduğunu duyan selam veriyor ve hemen soruyor: Nereden geldiniz? Sanki haber almak istedikleri bir yer var. Cevap İstanbul olunca gözler parlıyor. Eski bir fırına giriyoruz. Kırık bir Türkçeyle, eksik kelamla anlaşıyoruz. Sahilde Limo amcayla karşılaşıyoruz. Yine mübadelenin ayak izindeyiz. Ailesi 1924’te Adana’dan gelmiş. 1928 doğumlu Limo amca, “Bizim evde hep Türkçe konuşulur.” diyor. Kavala, Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe ve Selanik gibi Türklerin yoğun olarak yaşadığı yerlerden. Bundan mıdır yoksa eski tanışıklıklardan mı hiç yabancılık çekmiyoruz. Etrafa bakınca görüyoruz ki evler deniz manzaralı, Yunanistan’ın diğer şehirlerinde olduğu gibi. Sadece evler mi? Otoparklar da öyle. Denizi, balık çeşitleri, balık restoranları, patlıcanları ve salatalarıyla meşhur, plajları temiz bir yer Kavala. Taşöz diye bildiğimiz Tasos Adası da plajlarıyla ünlü. Kavala’da binaların altındaki benzinlikler dikkatimizi çekiyor. Aman dikkat edin sabah 06.30’dan önce kimse benzin alamıyormuş. Hafta sonu bu saat 10.30’a çıkıyormuş. Ancak otomatlar 10 Euro’ya kadar veriyormuş. Birçok Balkan şehri gibi daha Türkiye’nin 80’li, 90’lı yıllarını yaşıyor. Selanik’e doğru giderken bunu en çok yollardan anlıyoruz. Bereket ki 2004 Avrupa Olimpiyatları için Avrupa Birliği destek vermiş ve yollar yapılmış. Buralarda yolları ve otobanları iyi olan ülke çok az. Karadağ ve Arnavutluk’ta bunu daha iyi anladık.Aziz Sava Katedrali, BelgradŞairler şehri Struga’dan Ohri’ye...Üçüncü güne Tetova (Kalkandelen) ile başlıyoruz. Burada Alaca Camii ve Harabati Baba Tekkesi’ni ziyaret ediyoruz. Kalkandelen’den sonra Ohri Gölü’nün batı kıyısında ilerleyerek Struga’ya ulaşıyoruz. Arnavutluk ve Makedonya arasında olan göl yeraltı sularıyla beslendiği için oldukça temiz ve turizm için uygun. Birkaç sene önce Avrupa’da Dubrovnik’ten sonra tatil yapılacak en güzel yer seçilmiş. Ayrıca şairleri şiir akşamlarıyla buluşturan kent, dünya şiir başkenti. Edebiyatın başkenti unvanına layık görülen Ohri’ye mukabil Struga şiir akşamlarıyla ünlü. Kara Drim üzerindeki Şairler Köprüsü dünyaca ünlü şairlerin şiirlerini okudukları mekânlar arasında. Bir de Şairler Parkı var. Şehri temaşa ettikten sonra Central Restoran Qandra’da kaymaklı köfte deniyoruz. Köfteden önce sebze çorbası, salata, shopska (beyaz peynirli salata), güveçte kuru fasulye geliyor. Zaten bunlarla doyuyoruz. Köftenin de porsiyonu büyük olduğu için biriyle paylaşmakta fayda var. Damak zevkimizi yeterince genişlettiğimizi düşünüp Ohri’ye doğru yola koyuluyoruz.Kavala’dan İstanbul’a 460 kmOhri’de tarihi Çınar Meydanı, Aziz Bogorodica Kameusko, Ayasofya kiliseleri, Aziz Klemeus Heykeli ve Meydanı, eski Türk konakları, Aziz Pant Alemon Kilisesi’ni görüyoruz. Elveda Rumeli’nin baş karakterlerinden Sütçü Ramiz’in izinde sokaklarda dolaşıyoruz. Evlerin kapısını çalmasak da kahve daveti alıyoruz. Bir teyze camdan bakıyor. Yine nerden geldiğimiz soruluyor. Cevabı duyunca gülümsüyor ve bizi kahve içmeye davet ediyor. İşaretlerle anlaşıyor ve teşekkür ediyoruz. Merdivenli, sardunyalı sokaklarıyla Ohri fotoğraf severlere güzel kareler sunuyor. Osmanlı sivil mimarisinin bir hayli örneği var. Kiril alfabesinin kaşifleri Aziz Kiril ve Aziz Methodi kardeşlerin heykellerine de selam verdikten sonra akşama doğru Ohri Gölü’nde tekne turuna çıkıyoruz. Açılınca fark ediyoruz ki gölün ucu bucağı yok. Adeta deniz gibi. Son olarak Balkanlar’ın üç sütlü ünlü tatlısı trileçeyi deniyoruz.Kavala’da mübadele izleri. Nea Karvali’deki kurabiye dükkânının sahibi Anastasia’nın da ailesi Türkiye’den gelmiş.Kale içi şehirler ülkesi: Karadağ ve HırvatistanDördüncü gün Arnavutluk’un başkenti Tiran ve İşkodra’da arz-ı endam ediyoruz. Beşinci gün ise yolumuz kale içi şehirlere düşüyor. Karadağ’da Budva ve Kotor’a uğruyoruz, Hırvatistan’da ise Dubrovnik’e. Karadağ ismiyle müsemma oldukça dağlık bir ülke. Tek şeritli yollarıyla hızımızı düşürüyoruz. Bir gidiş bir dönüş değil, tek yönlü yollarda karşıdan bir araç geldiğinde durmak zorunda kalıyoruz. Yolu olmasa da denizi ve güzel sahilleri oldukça güzel. Budva’dan önce Aziz Stefan Adası’nı seyretmek için duruyor, adaya giremiyoruz. Çünkü herkesin girmesine izin yok. Karadağ’ın turizm merkezi olan Budva yaklaşık 2 bin 500 yıllık tarihi geçmişiyle Adriyatik kıyısındaki en eski yerleşim yerlerinden biri. Sahilleri, plajları ve otelleriyle yaz turizmi için fiyatı oldukça uygun. Orta Çağ’dan kalma kalenin içindeki taş binaların neredeyse tamamı bugün hediyelik eşya, butik ve restoran. Buralarda alışveriş yapıyoruz. Budva’dan sonra Kotor’da da aynı manzara var. Sanki ikiz kardeşler. Kotor tarihi dokusu, denizi, sakinliği ve huzuruyla bizi büyülüyor. Kotor’dan sonraki durağımız Avrupa’nın en romantik şehri Dubrovnik. Yugoslavya savaşında Sırp bombalarıyla şehir tamamen yıkılsa da Avrupa Birliği’nin desteğiyle yeniden inşa edilmiş. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Eski Şehir Meydanı, kule, surlar, Aziz Vlah Kilisesi, Knez Köşkü, ünlü şair Gundulic’in heykeli, tarihi çeşmeyi geziyoruz. İtalyan üsluplu mimarisiyle şehir bizi büyülüyor. Akşama doğru yağmur bastırıyor. Kalenin dışında kayalara çarpan dalgaları dinliyoruz. Biraz ıslanıyoruz ama değiyor doğrusu.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

19 Eylül 2014 Cuma 22:59

KURT MUSUN TİLKİ Mİ?

Hayvan adlarının dildeki kullanımını araştırırken, 11. yüzyıl dilbilimcilerinden Kaşgarlı Mahmud’un divanında, Türkmen Türkçesinde kullanılan çok ilginç bir bilgiyle karşılaştım.DTCF Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Selcan Sağlık’ın bir makalesinde dile getirildiğine göre, eskiden Türkmen bir kadın doğum yaptığında “Tilkü mü togdı azu böri mü?” diye sorulurdu. Yani doğan çocuğun kurt mu tilki mi olduğu öğrenilmek istenirdi. Kız çocukları çekingen ve kurnaz tilkiye, erkek çocukları ise cesur kurda benzetilirdi.Bu soru, günümüz Türkmencesinde de bir şeyin neticesinin olumlu mu olumsuz mu olduğunu öğrenmek amacıyla “Gurt mı tilki?” şeklinde sıkça soruluyor. Elbette kurt pozitif, tilki negatif anlam yüklenmiş durumda. Mesela erkek tarafı adına kız istemeye giden görücü (söz aydıcı) görevini bitirip döndüğünde kendisine şöyle soruluyor: “Gurtmısın, tilki?” Görücü eğer “Gurtduruz” diye cevap verirse bu işlerin yolunda gittiğine işaret sayılıyor.Kurt ve tilkinin Türkiye Türkçesinde daha çok politikacıların sıfatları olarak kullanılması neden acaba? Sırası gelince attan asil hayvan olarak bahsedilirken neden at gibi politikacı denmez?***EŞEKLERİN HÜZNÜBu kravatlı, ceketli eşek büstü, Süleymaniye’de 2003’te kurulan Kürdistan Eşekler Partisi’nin sembolü olarak 2012 yılında açılmış ancak parti çevreci mesajları anlaşamamayıp alaylara dayanamayınca kendini feshetmişti. Eşekler, iyi ki insanların dilinde hakarete dönüştüklerini bilmiyorlar. Nedenini asla anlayamayacakları sonsuz bir hüzünle geçerdi yaşamları. Atlara gösterilen saygının binde birine mazhar olamamaya kim bilir ne üzülürlerdi. Aslan, kaplan gibi yırtıcılardan övgü ile bahseden insanın, öfkesini boşaltırken aklına önce eşeğin gelmesini hazmedemezlerdi herhalde. Belki de eşekler bilinçle donatılsaydı, insanların bu kötü huylarını başka masum varlıklara da yönelttiklerini görüp biraz teselli bulurdu. Eğer heykel hâlâ Süleymaniye’de duruyorsa, altına eşeğin dilinden yazılmış şöyle bir levha koyarak kendilerini bilinçli sanan insanlara seslenilsin isterdim:Ben hakarete uğrayan tüm canlıların sembolüyüm. Bana bakıp güleceğinize ve kızdığınızda birbirinize “Eşek oğlu eşek” diyeceğinize engellilerden, kilolulardan, hastalardan, bekar kızlardan ve sizden olmayan ötekilerden, sizden olup da nefret ettiklerinizden bahsederken zavallı kelimelerle nasıl oynadığınızı size hatırlatmak isterim:“Afedersiniz Ermeni”, “Rum dölü”, “Yahudi tohumu”, “Allah’ın şişkosu”, “Gavur ölüsü”, “Sağır mısın kardeşim?”, “Kör müsün nesin?”, “Ne sakat adamsın”, “Hasta mısın?”, “ Seni cüzzamlı!”, “Şizofren herif ne olacak!”, “Çingeneleşme!”, “Anladıysam Arap olayım”, “Çöl bedevisi”, “Köylü!”, “Amele kılıklı”, “Karı kılıklı”, “Kız kurusu”, “İt oğlu it”, “Köpek”, “Domuz”, “Ayı”, “Çakal”, “Yuh deve!”, “Maymun”, “Keçi”, “Hıyar”, “Mal”, “Davar” , “Öküz”...***ANDA YAŞAMAK MÜMKÜN MÜ?Geçtiğimiz ay İspanya’da çekilmiş bu fotoğraf. Hava 40 derece. Çocuklar suyla oynuyor. Zaman, neşeyle donmuş sanki. Tabii bakan için. Yaşarken göl değil nehirdir zaman. Her şey anda olup biter, buna rağmen her anı yeni bir başlangıç olarak kabullenemeyiz. Hayatı daha çok o anın öncesi ve sonrasıyla anlamlandırırız. Bir anı bekleyişimizin heyecanı o ana eriştiğimizde kaybolur. Bir şeyin gerçekleşeceğini ümit etmenin zevki, yaşanmış hiçbir anla kıyas edilemeyecek denli büyüktür. Sonrasında o mutlu anı hatırlarken kenar süsleri katar, giderek kutsallaştırırız. Hayalin gücü her zaman gerçeğe fark atar. Beklentimiz bir felaket olduğunda da durum değişmez. Korktuğumuz kederin hayaleti canlandığında zannettiğimizden daha cesur çıkar ve bir şekilde onunla başederiz.Ariflerse bizim aksimize “vaktin evladı” olarak yaşarlar. Ümitten ve kederden muaf tutulmuş insanlardır. Hayat yolunda giderken ne menzile erişme hayalleri kurarlar, ne de hatıralarıyla avunurlar. Çünkü yol ile yolcuyu benliklerinde eritmişlerdir. Ortada ne yol kalmıştır, ne de yolcu. İdraklerinin DNA’sı mutasyona uğramış olmalı. Yansalar yakılsalar dahi duman tütmez bedenlerinden. Dudaklarında daimi bir tebessüm. Nazarları nur ırmağı...

Internetin Ilk Türk Gazetesi

19 Eylül 2014 Cuma 22:59

Saraybosna sokaklarında kaybolmak

Akşam Bosna-Hersek’in denize tek kıyısı olan şehri Neum’da kalıyoruz. Ertesi gün Poçitelli köyü ve Mostar’ı gezerek Saraybosna’ya geliyoruz.İşkodra sokaklarında gece gezmek güzeldi. Saraybosna’da ise mecburen gece dolaşıyoruz. I. Dünya Savaşı’nın başladığı yerdeyiz. 1992 savaşında Sırp ve Hırvatların Boşnaklara uyguladığı katliamda büyük tahribata uğramış fakat güzelliğini halen büyük ölçüde koruyor tarihi şehir. İnsanlar neşeli ve umutlu. En azından öyle görünüyorlar. Başçarşı, Osmanlı hanı Morica Han, şehrin dinsel kozmopolitliğini yansıtan Katolik Katedrali, Hüsrev Bey ve Ferhadiye camileri, eski kütüphane, şehrin 40 yıllık Avusturya-Macaristan yönetimi sırasında oluşmuş. Batı tarzı binalar ve Tito’nun sosyal konutlarını gördükten sonra Sarı Tabya’da şehri seyrediyoruz. Gece çok güzel görünüyor hüzün şehri. Ardından çat kapı Bosnalı bir aileye misafir oluyoruz. Ev sahibi Muhibba teyze 80 yaşında ama göstermiyor. Yeğenleriyle İngilizce konuşuyoruz onlar çeviriyor. Türk evi gibi. Hemen terlikler geliyor. Arkasından Türk kahvesi ve Muhibba’nın keki. Sandaletler ve yazlık kıyafetlerle yağmura yakalandığımız şehirde üşüyoruz. Biraz daha gezelim diye öğün atlıyoruz. Ev sahibinin konukseverliği iyi geliyor tüm bunlara. Burada çok kalamıyoruz çünkü Mevlevi Tekkesi’nde Mesnevi tercümesi başlamak üzere. Her çarşamba akşam namazından sonra tekkede bir mevlevihan Mesnevi’yi tercüme ediyormuş yatsıya kadar. Tekkede cemaat oldukça kalabalık. Çocuklarla İngilizce, büyüklerle Türkçe muhabbetin ardından yine sokaklardayız. Değişik aromalarda çay yapan bir çaycı dükkânında 25 çeşitten birini deniyoruz. Dükkân sahibi Hüseyin beyin müşterilerle arası iyi. “Selamün Aleyküm efendi!” diye geliyor müşteriler. Burada biraz ısınıp troleybüse biniyoruz. Makinist bizi unutuyor ve kayboluyoruz. Otele hiç gitmediğimizden bulmak biraz zor oluyor. Sokakta soracak kimse yok. Bir bakanlığa girip tarif alıyoruz ve buluyoruz otelin yolunu. Yedinci gün Belgrad, sekizinci gün de Sofya ve Filibe’nin ardından İstanbul’a dönüyoruz.Nelere dikkat etmeli?Yemekler: Tavuk, balık, margeritta pizza (peynir, domates), sandviç (peynir, domates ya da ton balıklı). Balkanlar’da birçok ülkede özellikle güvenilirliğinden emin olmadığınız sürece yiyebileceğiniz şeyler bunlar.Saat farkı: Yunanistan’da olmasa da Güney Avrupa ile Türkiye arasında 1 saatlik zaman farkı var. Avrupa olduğuna bakmayın buralar bizden bir saat geri. Akıllı telefonlar otomatik olarak zaman ayarlaması yapıyor. Eğer telefonunuz benimki gibi akıllı numarası yapıyorsa iş başa düşüyor. Bulgaristan’a gelince Türkiye ile aynı saat dilimine geçiyoruz. Sınır kapıları: Yunanistan, Bulgaristan ve Hırvatistan’ın vize uygulaması var. Schengen vizesi almak gerekiyor. Diğer ülkelerin Türkiye’ye vize uygulaması yok. Yaklaşık 16 sınır kapısından geçtik. İşlemler en az yarım saat, en fazla bir saatten biraz fazla sürdü. En kötü davranan en yakın komşularımız Yunanistan ve Bulgaristan’dı. Hele Bulgar sınırında memur pasaportları önümüze fırlattı. En iyi davranan Boşnaklardı. Selam vererek otobüse girdi, bazı yolculara espri yaptı ve burada işlemlerimiz çok kısa sürdü.Yollar: Karayolu her yerde düzgün değil. Bazı yerlerde tek yön. Bazen de mevsime göre sel olabiliyor. Zira dönerken Bulgar yolunda sel olmuş. Polis bizi durdurdu. Dağ yolunu kullanmak zorunda kaldık. Bu yolları iyi bilmek gerekiyor. Bazı ülkelere geçişler ise ücretli:Para birimi: Birçok ülkede Euro geçiyor. Harcama yapacağınız için 5, 10 ve 20’lik şeklinde bozuk para götürmek yararlı. Çünkü para bozdurmak zor. Bazı ülkelerde kendi para birimlerine göre hesaplayıp karşılığını Euro olarak alıyorlar. Bazısında kredi kartı geçiyor. Bazısında parayı çevirtmek gerekiyor, çünkü ne kredi kartı ne de Euro geçiyor.Namaz saatleri: Akıllı telefonlarda namaz saati uygulaması kurmakta fayda var. Bazı şehirler arası mesafe çok olduğu için önceden hesaplama yapmak gerekiyor.Kıyafetler: Mevsime göre kıyafet hazırlamalı. Gidilecek şehirlerin bir haftalık ya da 15 günlük hava durumuna bakılmalı. Biz eylülde gittiğimiz için yanımıza yağmurluk, hırka, su geçirmez ayakkabı aldık.İlaçlar: Böyle bir yolculuğa çıkarken sürekli kullanılan ilaçlar varsa mutlaka alınmalı. Bunun dışında ağrı kesici, yara bandı, kas gevşetici, soğuk algınlığı ilaçları ve vitamin alınabilir.Çocuklar: Böyle bir tura çok küçük çocuklarla gidilmese güzel olur. Çünkü küçük çocuklar bu tempoya dayanamayabilir. Ancak bizim katıldığımız gezide en küçüğü 9 yaşında birkaç çocuk vardı. Genellikle karı-koca gelen çiftlerden küçük çocuklarını eşe dosta bırakan vardı.Arabayla gidilir mi? Arabayla gitmek de mümkün. Ancak dil bilmek gerekiyor. Özellikle yollar, sınır kapıları ve ücretli geçişler hakkında bilgili olmak önemli.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

19 Eylül 2014 Cuma 22:59

Çiçeklerin evi: Saksılar

Saksı deyip geçmeyin. Boyutları, cinsi, genişliği bitkinin büyümesinden evin dekorasyonuna her şeyi etkiliyor. Peki nasıl bir saksı seçeceğiz? Tek alternatifimiz gerçekten plastik mi?Şimdilerde nostalji gibi gelen bir görüntü: Vita tenekelerin içinden sarkan sardunyalar, küpe çiçekleri. Toprak ya da metal yoğurt kaplarında filizlendirilen yaprağı güzeller, begonyalar.Plastik bütün hayatımıza girmeden evvel, ev kadınlarının bulduğu bu pratik çözümler aslında bitkilerin gelişimi için de olumlu bir etki sağlıyordu. Saksılar giderek plastiğe mahkûm olurken, bitkilerin nemi çekmesi ve büyümesi için ne kadar önemli olduğu gözden kaçırılıyor.Bazı bitkiler –özellikle kaktüs ve sukulentler- için toprak kaplar; bazı bitkiler için hasır sepetler, bazı bitkiler için seramik saksılar, bazı bitkiler için galvaniz alaşımlı modeller uygun. Tabii mesele bununla da bitmiyor. Altına çakıl döşemek gerekiyor mu, dibinin delik olması ne kadar önemli, yüksekliği nasıl? Mesele uzayıp gidiyor.Kaktüsler için sığ kap ve geniş kaplar, hatta yarım saksı olarak bilinen cinsler uygun. Sığ saksılar tohum yetiştirmek için de uygun. Yüksekliği az, ufak bitkiler için de elverişli bir ortam sağlıyorlar.Açelya, begonya, Afrika menekşeleri yarım saksı için ideal bitkiler. Büyüdükçe bir boy büyüğüne geçirebilirsiniz ama bu bitkiler zaten hemen değişim istemez.İçine naylon ya da yağlı kâğıt kaplamak koşuluyla, hasır sepetler de ilkbaharda açan minik soğanlar için ideal. Yosunlu saksılar da yine soğanlı bitkiler, çiğdem ve çuha gibi çiçekler için düşünülebilir. Dışarıya su sızdırdığı için bu saksılarda da naylon ya da yağlı kâğıt kaplamak gerekiyor. Terracota, nefes alan dokusuyla bütün bitkiler için ideal. Dışarıya doğru hafif su sızdırdığı için rutubetin yüksek olduğu alanlarda kullanmamakta fayda var. Özellikle duvar saksısı olarak arapsaçı, aşk merdiveni, fil kulağı, kalp kalbe karşı türlerinde kullanılabilir.Salonlar için porselen ve seramik ilk akla gelen alternatif. Handikabı eğer altında delik yoksa bitkiyi çürütme ihtimali. Altına uyumlu tepsilerle ya da iç saksılarla kullanılabilir. Hafif sarkan çiçekler için de çiçekliklerin üzerinde güzel bir seramik saksı düşünülebilir. Çatlama ihtimaline karşı fırınlanmış olanları tercih edin.Metal ve çinko saksılar da modern dekorasyonun bir parçası. Asma saksılar için de kullanılıyor, dış mekânda kullanılacak çiçekler için de.Bitkilerin çoğu plastik saksılarla satılıyor. Plastik saksıların bu kadar yoğun tercih edilmesinde ucuz, hafif ve kullanışlı olmasının etkisi var şüphesiz. İlle saksı peşinde koşamam diyorsanız, bu saksıları akrilik boyayla boyayarak kullanabilirsiniz. Buna karşın toprak saksıların bir ömürlük olduğunu, plastik saksıların uzun kullanımda bitkilere zarar verdiğini akıldan çıkarmayın. Eski ayakkabılar, kenarı çatlamış kâse ya da kupalar, tahta kasalar, cam kavanozlar, galvaniz suluklar... Aklınıza ne gelirse saksı olarak düşünebilirsiniz, yeter ki kendinizi sınırlamayın...

Internetin Ilk Türk Gazetesi

19 Eylül 2014 Cuma 22:59

Şifalı bitkileri kullanma kılavuzu

Bitkilerin şifalı özelliklerinden istifade edebilmeniz için toplanmasından korunmasına dikkat edeceğiniz pekçok incelik var.Toplama ve saklamaBütün şifalı bitkilerin yaprak, tohum ve köklerinin en yüksek oranda etkin madde içerdiği bir toplanma zamanı bulunmaktadır ve bu zamanda toplamaya özen gösterilmelidir. Şifalı bitkileri toplandıktan sonra en kısa zamanda kurutmalısınız, sonra da sterilize edilmiş, hava geçirmez, koyu renk cam kavanozlarda, güneş ışığı görmeyecek bir yerde saklayın. Şifalı bitkiler serin ve karanlık bir yerde bir yıl kadar saklanabilir. Ağaç kabuğu ya da reçineleri yanlış yöntemlerle toplamak bitkiye zarar vereceğinden en doğru yol, bunları güvenilir bir aktardan almaktır.YapraklarBitkinin yaprakları geriye büyümeye devam edecek kadar yaprak kalacaksa toplayın. Şifalı bitkileri, yağışsız bir günde çiğ geçtikten sonra, ancak güneş fazla yükselmeden toplayın. Adaçayı gibi bitkiler sıcak havada koku salarak uçucu yağlarını yitirirler. Sağlıklı bitkilerin genç sürgünlerini seçin ve bunları sıkıştırıp ezmemeye özen gösterin. Toprağı silkeleyin ama yaprakları yıkamayın. Ilık, loş, kuru bir yerde kâğıt havlunun üzerine serin. Ya da küçük demetler halinde bağlayıp güneş ışığından uzakta kuytu ama iyi havalanan bir yerde baş aşağı asabilirsiniz. Çoğu yaprak 24-48 saat içinde kuruyacaktır.Netice-i kelam; şifalı bitkiler canlıdırlar ve bütün canlıların hak ettiği gibi onlar da nezaket ve şefkati hak etmektedirler.ÇiçeklerŞifalı bitkilerin çiçeklerini açmaya başlarken toplayın. Küçük çiçeklerin başları bütün olarak kurutulabilir. Ilık ve kuru bir yerde kâğıt havlu ya da tülbent örtülmüş bir masa ya da rafa düzgün bir şekilde yayın veya bir tülbent yaygısı veya kesekâğıdının üzerine baş aşağı asın. Aynısefa gibi büyükçe çiçeklerin taç yapraklarını koparın ve ince bir tülbent ya da kâğıt havlu üzerinde kurutun.KöklerŞifalı bitkilerin kök ve kök saplarını, sonbaharda ya da kış aylarında bitki kuruduktan sonra ama ilk donlar başlamadan önce toplayın. Gerektiği kadarını aldıktan sonra geriye kalan toprakaltı bitkiyi tekrar dikiverin. Kökü yıkayıp yumuşak kısımlarını veya yan sürgünlerini kesin. Keskin bir bıçakla ince ince doğrayın veya küçük parçalar halinde doğrayarak kâğıt havlu ya da emaye bir fırın tepsisinin üzerine ince bir tabaka halinde yayın. Fırınınızı ısıttıktan sonra kapatın. Daha sonra kapağını hafifçe aralık bırakın. Bu şekilde yaklaşık iki saat kadar kurutun. Şifalı bitkiniz tümüyle kuruyuncaya kadar sıcak bir yerde saklayın.Şifalı bitki çayıŞifalı bitki çayları da tıpkı alışkanlığımız olan siyah çay gibi hazırlanır. Bitkisel çaylar çiçek ve yapraklardan yapılma hafif ilaç sayılırlar ve her gün taze olarak demlenmeleri gerekir. Genelde kullanılan doz günde üç kere bir su bardağı şeklindedir. Çaylar ayrıca gargara ve ağız çalkalama suları için soğuk kompresler için sıcak veya soğuk şekilde kullanılabilir.Gereken miktarda bitkiyi ısıtılmış porselen ya da cam bir demliğe ya da kâğıt kahve torbasına koyun. Şifalı bitki çaylarını hazırlarken asla metal demlik ya da çaydanlık kullanmayın.Kaynattıktan sonra yarım dakika kadar beklettiğiniz suyu üzerine dökün. Yaklaşık on dakika kadar demlenmeye bırakın.Süzdükten sonra ağır ağır yudumlayarak için. Bitki çayları, arzu edildiği takdirde balla tatlandırılarak içilebilir. Bu manada tatlandırmak amacıyla şeker eklememeye özen göstermelisiniz.DekoksiyonDekoksiyon, bir bitkinin kabuk, kök veya tohum gibi sert kısımlarından etkin maddeleri elde etmenin başarılı bir yoludur. Dekoksiyonun tesirli olabilmesi için her gün taze hazırlanmaları gerekmektedir. Bununla birlikte buzdolabında üç gün kadar saklanabilir. Şifalı bitkilerin tohum veya kabuklarını havanda dövün. Taze bitki kullanıyorsanız ince ince doğramalısınız. Gereken miktarda suyu emaye bir tencereye koyun. Dövülmüş kuru bitkiyi ya da ince kıyılmış taze bitkiyi ekleyin. Kaynamaya başladıktan sonra altını kısıp, sıvı hacmi yaklaşık üçte bir oranında azalana dek yaklaşık bir saat kadar ateş üzerinde kaynamaya bırakın. Daha sonra süzün ve su ekleyerek gereken miktarı tamamlayın.KompresKompres demlenmiş ya da dekoksiyon yapılmış bitkisel preparasyona batırıldıktan sonra ağrılı bölgeye konan gazlı bez veya tülbentle yapılır. Kompres sıcak ya da soğuk olarak yapılabilir. Sıcak kompresler krampları geçirmek ve kas gevşetici olarak yararlıdır. Soğuk kompreslerse cilde temasta yanma hissedildiğinde kullanılır. Soğuk kompresler, özellikle migren hastalığında baş ağrısını hafifletmeye yarayabilir. Gazlı bez veya tülbendi bitki çayına ya da dekoksiyon suyuna batırın.Kompresi etkilenen bölgeye koyup üstüne havlu örtün.Rahatsız olan bölgeyi gerektiği şekilde sıcak ya da soğuk tutmak için kompresi sürekli ıslatın.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

19 Eylül 2014 Cuma 22:59

Doktor kontrolünde zayıflama

Yaz bitip de havalar soğumaya başlayınca fazla kilolarla karşılaşıyor çoğumuz. Diyetisyenlerin kapısını aşındıranlar da hayli fazla. Doktor Engin Karagöz, Kaynak Yayınları’ndan çıkan Doktor Gözetiminde Zayıflama isimli kitabında incelmenin inceliklerini anlatıyor.Diyet listelerine olan ilgimiz arttıkça “Geçen internette bir diyet gördüm 10 günde 15 kilo garanti!” ve benzeri şeklindeki batıl inançlarımız yok olmaya yüz tutuyor. Gittikçe bilinçleniyoruz, bu sebeple diyetisyenlerin kapısını aşındıran kalabalık her geçen gün artıyor. Asıl macera bundan sonra başlıyor aslında; Doktorun da kilolu olduğunu görünce “Kelin ilacı olsa…” deyip vazgeçenler mi dersiniz, “Bunları yemekten önce mi sonra mı yiyoruz?” klişesine düşenler mi… Doktor Engin Karagöz, İç Hastalıkları obezite kliniğinde asistanlık yaparken bir kez gelip de bir daha uğramayan hastaları görüp durumun pek de iç açıcı olmadığını fark etmiş ve kişiye özel diyet programları üzerine yoğunlaşarak hastalarda başarılı sonuçlar almış. Tezini de obezite üzerine yazan Engin Karagöz, Kaynak Yayınları’ndan çıkan Doktor Gözetiminde Zayıflama isimli kitabında bu işin inceliklerini anlatıyor. Modern diyet hurafeleriBurçlara göre diyet, detoks diyeti, emziren anne diyeti, ev hanımı diyeti, çalışan kadın diyeti, uzay diyeti… Yazarken bile fenalık gelse de daha binlercesi var. Bilimsel geçerliliği olanlar dışında hepsini ‘hurafe’ olarak tanımlıyor Karagöz. Aynı yemek listesiyle herkesin aynı faydayı görmesinin zor olduğunu söylüyor. Zira sadece ülkeler değil, şehirlere göre de damak tadı ve yemek kültürü değişiyor. Bu karmaşaya alan ile ilgisi olmayan profesörler ve her hastalığı bitkilerle tedavi etmeye çalışan alternatif tıpçılar da katılınca ortalık iyice savaş alanına dönüyor. Bu durumdan en çok zarar görenler de fazla kiloları sağlığını tehdit eder hale gelmiş insanlar oluyor. Nazi kampını aratmayan zayıflama kamplarında hayatını kaybedenler, bitkisel diye duyduğu her hapı yutup mucize incelme beklerken karaciğer ya da böbrek yetmezliğine yakalananlara da belki bu yüzden aşinayız. Son yıllarda popülerliği gittikçe artan gıda alerjisi testinin de sömürüldüğü görüşünde Karagöz. Bu test sanıldığı gibi hangi gıdanın size daha fazla kilo aldırdığını değil hangi yiyeceklerin çeşitli hastalıklara sebebiyet verdiğini gösteriyor zira. Karagöz’e göre bu modern diyet hurafeler sadece cebe değil sağlığa da zarar veriyor.‘Yeşilay şeker bağımlılığıyla da savaşmalı’Malum, ekmeğin sofralardaki yeri başköşe. Mantı ve pilavın yanına katık edenler bile var. Kokusuna doyum olmaz, hele de fırından yeni çıkmışsa. İçerdiği şeker nedeniyle adeta enerji deposu. Buraya kadar problem yok da asıl sorun o enerjiyi harcayacak fiziksel aktivitelerden uzak durmamız. Yani “Eskiler şu kadar ekmek yermiş de obez mi olmuşlar?” savunması burada çürüyor. İçerdiği lif ve besin değeri düşük, şeker ise yüksek olan beyaz ekmeğin fazla tüketimi şeker hastalığı ve obeziteyi beraberinde getiriyor. Öyle ki Engin Karagöz bunu da tıpkı alkol ve sigara bağımlılığına benzeterek Yeşilay Vakfı’na çağrıda bulunuyor: “Şeker bağımlılığı ile bir an önce savaşmaya başlamalısınız.”Ödem nasıl atılır?Aşırı tuz tüketimi vücudun su tutmasına neden olarak kilo almanıza yol açabilir. Bu nedenle vücudun ödemi nasıl atacağını bilmekte fayda var. Engin Karagöz, en önemli adımın tuzu azaltmak olduğunu söylüyor. Sadece yemeklere ekstra tuz koymamak değil, yenilen gıdaların içerdiği tuz miktarlarının da az olduğundan emin olmak gerekiyor. Vücut fazla su tutuyorsa, suyun da fazlasından uzak durmakta fayda var. Ödem probleminiz olduğu halde 3 litreden fazla su içiyorsanız bu miktarı 2,5 litreye düşürmeniz gerekebilir. Ödem problemi bitince tekrar su miktarını yükseltebilirsiniz. Yeşil çay, kiraz ve maydanoz sapı ile mısır püskülü gibi bitki çaydalarından faydalanmak da iyi bir fikir olabilir. Tüm bu tedbirlere rağmen vücutta ödem azalmıyorsa doktor kontrolünde böbreklerin su süzmesine yardımcı olabilecek diüretik ilaçlar da kullanılabilir.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

19 Eylül 2014 Cuma 22:59

Kanserde ‘sıcak kemoterapi’ umudu

Hızla artan kanser sebebiyle kemoterapi kelimesi iyice yerleşti hayatımıza. Lakin ‘sıcak kemoterapi’ pek bilinmiyor. İleri evrede karın içi kanser tedavisinde kullanılan bu yöntem, kimlere ve nasıl uygulanıyor?Kanser, günümüzün korkulu rüyası. Tüm doktorlar erken teşhisin öneminden bahsededursun bu her zaman mümkün olmayabiliyor. İleri evrede ise iyileşme şansının hayli düştüğü biliniyor. Ancak umutsuzluğa mahal yok, zira ileri evre için de yeni tedavi seçenekleri mevcut. Sıcak kemoterapi de bunlardan biri. Bu tedavi seçeneği kimler için uygun, nasıl uygulanıyor? Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Taner Oruğ anlattı. Karın içi tümörlerinde etkiliHIPEC yani karın içi sıcak kemoterapi ileri evre kalın bağırsak, mide, karın zarı, yumurtalık kaynaklı kanserlerde tedavinin başarı oranını artıran bir uygulama. Hastanın yaşam süresi ve kalitesini ciddi oranda artırıyor. Sıcak kemoterapi uygulamasıyla kişinin vücut sıcaklığı artırılarak, kanserli hücre duvarlarının daha kolay yıkılması sağlanıyor. Uzman Prof. Dr. Taner Oruğ’a göre karın içi tümörlerde etkili olan tedavi, tekrarlayan kanser türlerinde de başarılı sonuçlar veriyor. Karın içerisinde yer alan ilerlemiş kanser türlerinde, cerrahi ve tıbbi tedavilerde kimi zaman yanıt alınamayabiliyor. Hastanın hayat konforunu ve ömür süresini etkileyen hastalığın bu dönemlerinde ise HIPEC (Hyperthermic Intraperitoneal Chemotherapy) adı verilen karın içi sıcak kemoterapi uygulaması öneriliyor. Özellikle karın içerisinde yer alan ilerlemiş tümörlerde veya nüksetmiş kalın bağırsak, mide, karın zarı, yumurtalık kaynaklı tümörlerde cerrahi tedavi ile birlikte oluşan bir tedavi yöntemi bu. Karın içi tümörlerin ilerleyen evrelerinde tümör, karın içi organlara ve karın zarına yayılıyor. Sıcak kemoterapi uygulaması ile hastanın vücut sıcaklığı artırılarak, kanserli hücre duvarlarının daha kolay yıkılması ve tedavi yanıtının artması sağlanıyor.Kemoterapik ilaçlarla yıkanıyorKarın içi tümörlerde etkili olan sıcak kemoterapi uygulaması, diğer tümör tedavisinde uygulanmıyor. Bu nedenle bu uygulamanın yapılacağı hastaların uygun olup olmadığına, yapılacak çeşitli ileri tetkikler ve incelemeler sonrasında karar veriliyor. Bu tekniğin uygulanacağı hastaları belirlemek ve tedaviyi uygulamak için disiplinler arası bir yaklaşım şart. Hem cerrahi uygulama öncesi hem de cerrahi uygulama sonrası için deneyimli radyologlar, tıbbi onkologlar, pataloglar, nükleer tıp uzmanı, diyetisyenler, anestezi doktorları, deneyimli ve donanımlı yoğun bakım personeli bu geniş ekibin en mühim parçalarından.Öncelikle hastanın karın içerisinde tümör cerrahisi yapılıp, tümör çıkartılıyor. Hastanın durumuna göre doktor tarafından belirlenen açık ya da kapalı teknik ile sıcak kemoterapi uygulaması yapılıyor. Karın içi sıcaklık 42-43 derecelere çıkartılıyor. Hastada olan tümörün cinsine göre kemoterapik ajan seçilerek, hastanın kilosuna, boyuna göre ayarlanarak uygun dozda veriliyor ve 60–90 dakika arasında karnın içi bu ilaçlarla defalarca yıkanıyor. Uygulama sonunda gözle görülmeyen tümör hücreleri de yok edilebiliyor. İşlem bitince doktor kontrolünden geçen hastalar, var olan radyoterapi gibi tedavilerine devam edebiliyor.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

19 Eylül 2014 Cuma 22:59

Sanat çocuk içindir

Ülker Çocuk Sanat Atölyesi, bu yıl Art International’da çocukları sanat ile buluşturuyor. 26-28 Eylül tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi’nde açık olacak atölyede küçük sanatçılar, boyama duvarı, strafor baskı, taş boyama ve serbest boyama gibi aktivitelere katılacak.Bir ilki gerçekleştirerek sanat fuarında çocuklar için atölye açan Yıldız Holding, Ülker Çocuk Sanat Atölyesi’ni gelenekselleştirdi. Atölye bu yıl ilk kez uluslararası çağdaş sanat fuarı Art International kapsamında da gerçekleştirilecek. 26-28 Eylül 2014 tarihleri arasında düzenlenen fuar tüm küçük sanatçılara açık olacak. Özel geliştirilmiş içeriği ile dikkat çeken atölyede çocuklar, çeşitli aktivitelere katılabilecek. Atölyede oluşturulan boyama duvarı ile çocuklar özgürce diledikleri renklerde, diledikleri kadar boya ile duvarları boyayabilecek. Strafora kalıbı çıkartılmış desenlerle kâğıt üzerine baskı yapabilecekler. Stop Motion aktivitesiyle çocuklar kendi tasarladığı karakterler ile kısa bir animasyon oluşturacak. Ayrıca taş boyama etkinliği ile çocuklara, çevrelerindeki doğal malzemelerin de bir sanat malzemesi haline getirilebileceği gösterilecek. Beyaz renkte verilen taşları çocuklar boyayıp dizecek ve atölyenin son gününde rengarenk bir heykel ortaya çıkarılacak. Fuar bittiğinde Ülker Çocuk Sanat Atölyesi, 2014 yılı sonunda 13 bin çocuğa ulaşmayı hedefliyor.Geçtiğimiz yıllarda Prof. Dr. Hüsamettin Koçan ve Baksı Müzesi gibi özel birliktelikleri hayata geçiren Ülker Çocuk Sanat Atölyesi, bu kez çok özel bir projeye daha imza attı. Atölyenin içeriğini ve tasarımını tamamen Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü ve Mimar Sinan Üniversitesi İç Mimarlık öğrencileri hazırladı. Proje için bölüm başkanları tarafından oluşturulan öğrenci grupları, bir aylık bir yoğun bir çalışma sürecinden geçtiler. Bu proje ile genç sanatçılara henüz okul yıllarında profesyonel bir platform sağlanırken, çocuklar için de özel atölye çalışmaları geliştirildi.Sanata yakın büyüyen bir neslin daha estetik bir gelecek olduğunu ifade eden Yıldız Holding Kurumsal İletişim Genel Müdürü Zuhal Şeker, Ülker Çocuk Sanat Atölyesi ile ilgili şunları söyledi: “Çocuklara yakın bir marka olarak, çocuk projelerine büyük bir önem veriyoruz. Bugünden Türkiye’nin geleceğine, çocuk projelerine yatırım yapıyoruz. Son 8 yılda, spor, eğitim ve sanat başlıkları altında çocuk projelerine 33 milyon TL yatırım yaptık. Çocukları sanat ile buluşturduğumuz Ülker Çocuk Sanat Atölyesi çok önem verdiğimiz özel bir proje. İçeriğini her sene geliştirdiğimiz atölyeyi, mümkün olduğunca çok platforma taşıyarak sanatı yeni neslin gündelik hayatının bir parçası haline getirmeyi amaçlıyoruz.”Bisiklet ile resim yapacaklarÜlker Çocuk Sanat Atölyesi’nde spin art olarak adlandırılan, özellikle çocukların çok ilgisini çeken bir boyama tekniği uygulanıyor. Boya, tuval veya kâğıt ile dönen bir platform gerektiren bu teknik, çocuklar için daha da eğlenceli bir hale dönüşüyor. Bisiklet tekerleğinin dönme hızından yararlanarak düzenlenen bu aktiviteyi iki veya daha fazla çocuk birlikte yapabilecek. Bir çocuk bisikletin pedallarını çevirerek platformun dönmesini sağlarken diğer çocuklar diledikleri renklerde boyayı dönen platforma yukarıdan sıkarak rengârenk bir eser ortaya çıkarıyor.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

19 Eylül 2014 Cuma 22:59

Reklamcılıkta hikâyeden başka her şey değişti

Reklam dünyasının Türkiye’deki en önemli etkinliklerinden Kristal Elma’ya katıldık ve bu renkli dünyada neler konuşulduğuna sizler için kulak kabarttık.Türkiye’de reklam, pazarlama ve iletişim sektörü etkinliği dendiğinde akla ilk gelenlerin başında Kristal Elma vardır. Reklamcılar Derneği tarafından yılda bir kez düzenlenen etkinlik, önemli konuşmacılara, renkli görüntülere sahne olur. Yılın en iyi reklam kampanyalarına ödüller verilir. 1989 yılından bu yana devam eden bu gelenek bu yıl da bozulmadı.17-19 Eylül tarihleri arasında Santral İstanbul’da gerçekleştirilen etkinliğe yerli yabancı 120 konuşmacı katıldı. 80’den fazla seminer, panel, forum, çalışma atölyesi ve eğitim yapıldı. Etkinliğin uluslararası misafirleri arasında Jean-Marie Dru, Jacques Seguela, Robert Senior, Matt Seiler, David Shingy gibi ilginç isimler vardı. Türkiye’den ise komedyen Cem Yılmaz ve reklam dünyasının önemli ismi Serdar Erener dikkat çekti. Geniş bir mekana yayılmış olan etkinlik alanı firmaların yeni ve farklı uygulamalarına sahne oldu. Ultimaker marka 3 boyutlu yazıcılar, parmak hareketi ile bilgisayarı kontrol etmeye yarayan Leap Motion, sanal gerçeklik gözlüğü Oculus Rift ve onun biraz daha ucuz versiyonu olan Google CardBoard, Samsung ve LG marka akıllı saatler, Yandex’in trafik bilgi servisi ilgi çeken uygulamaların başında geliyordu. Etkinlik alanında dikkati çeken diğer stantların başında ise hiç kuşku yok ki Burger King, Kasap Döner, Barilla, Pinkberry gibi yemek firmalarının kurduğu ücretsiz gıda stantları geliyordu.Future Eğitim KampıKristal Elma’nın bu yılki sponsorlarından Vodafone, FreeZone markası altında Future Eğitim Kampı adlı bir eğitim alanı oluşturdu. Eğitim alanına gelen 26 yaş altı gençler, “Lokal ve Global Marka İletişimi”, “Dijital Dönüşüm”, “Kullanıcı Deneyimi Tasarımı” gibi çok farklı başlıklar altında 18 ayrı seminer ve çalışma atölyesine katılma fırsatı yakaladı.Büyük Fikir BüyütürKristal Elma’nın organizatörü olan Reklamcılar Derneği ise kuruluşunun 30. yılını “Büyük Fikir Büyütür” adlı bir kampanya ile kutladı. Fikri Çakar isimli hayali bir karakter üzerine kurulan kampanya için dört ayrı reklam filmi geliştirildi. Sosyal medyada büyük ilgi gören reklamlarda iyi fikrin oluşması için, kaynak, cesaret ve emek olması gerektiği vurgulandı.İyi Reklamlar Ölmez mi?Bu yılki Kristal Elma’nın dikkat çekici etkinliklerinden birisi Alametifarika reklam ajansının kurucusu Serdar Erener ile IPSOS Reklam Araştırmaları Genel Müdürü Özlem Bulut’un sunduğu “İyi Reklamlar Ölmez mi?” başlıklı oturum oldu. 80 ve 90’lı yıllarda meşhur olmuş reklamları 11 yaşındaki çocuklara izletip tepkilerini ölçen Erener ve Bulut, elde ettikleri sonuçları katılımcılarla paylaştı. “Renkli ve canlı reklamlar, Türkiye’de büyük ilgi görüyor.” diyen Erener’e göre, izleyiciye görsel şölen sunan reklam kampanyaları, uzun yıllar sonra bile izleyenlerin dikkatini çekmeyi başarıyor.Global medya şirketi IPG Mediabrands’ın CEO’su Matt Seiler, Kristal Elma’nın bu yılki konukları arasındaydı. 130 ülkede servis veren ve 8 bin 500’ün üzerinde pazarlama iletişimi uzmanını istihdam eden şirketin bünyesinde çeşitli medya ajansları bulunuyor. Bu ajanslar arasında kısa süre önce şirket tarafından satın alınan Türkiye’nin önde gelen sosyal medya ajanslarından birisi olan Promoqube da var.“Reklama giden paranın yarısı boşa gider ama hangi yarısının boşa gideceği bilinmediği için hepsinin harcanması gerekir şeklinde bir anlayış var ama artık bu değişti.” diyen Seiler’a göre sosyal medya ve veri ölçüm sistemleri sayesinde daha etkili reklam bütçeleri oluşturmak mümkün.Reklam ve pazarlama sektöründe 30 yıldan fazla deneyime sahip olan Seiler’a göre yeni teknolojiler sayesinde çok şey değişmiş olsa da, değişmeyen tek şey hikaye anlatma yeteneği. “Günün sonunda önemli olan şey insanları etkileyen bir hikayenizin olup olmadığı ve başarılı bir satış yapıp yapmadığınız. İşte bu hiç değişmedi ve değişmeyecek.”Hem Her Şey Değişti, Hem de Hiçbir Şey Değişmedi‘Reklam dünyasında sizce neler değişti?’ diye sorduğumuz Saatchi & Saatchi ajansının EMEA CEO’su Robert Senior’a göre reklam sektöründe bazı şeyler hiç değişmeyecek.“Dürüst olmam gerekirse, insanlar sürekli olarak reklam sektöründe bir şeylerin değiştiğini söylüyor, ama bence temel olarak hiçbir şey değişmedi. Bir fikrin doğması için gereken güç çarpışması, iyi hikaye anlatma sanatı, karmaşık şeyleri en basit şekle dönüştürüp anlatma yeteneği, hayal gücü gibi şeyler hiç değişmeyecek. Peki değişen şey ne diyecek olursanız, hikaye anlattığımız platformlar değişti, çeşitlendi.”Telefonumuzda Telefonla Konuşmak Dışında Her Şeyi YapıyoruzKristal Elma’nın uluslararası konuşmacılarından bir diğeri ise David Shing’di. ABD’li internet devi AOL şirketine yeni eğilimler hakkında danışmanlık yapan Shing, renkli ve samimi hareketleriyle etkinliğin dikkat çeken isimlerinden oldu. Shing’e göre reklam ve pazarlama dünyasını etkileyen faktörlerin başında akıllı telefonlar ve internet geliyor.“90’lı yılların sonunda yaygınlaşmaya başlayan cep telefonunun, gelişip bugünkü halini alması pazarlama dünyasını şekillendiren en önemli gelişme oldu. Bir diğer önemli gelişme ise bağlanabilirlik kapasitesinin artması, sürekli olarak internete bağlanabiliyoruz. Telefonları kullanma biçimimize baktığımızda sadece çok küçük bir oranda telefonla konuştuğumuzu görüyoruz. Artık telefonla çok daha başka şeyler yapıyoruz. Eskiden en çok baktığımız ekran televizyondu bunun yerini şimdi telefonlarımız aldı. 10 yıl önce bunu hayal etmek bile imkansızdı.” Blog: www.denizergurel.netTwitter: @denizergurelE-posta: d.ergurel@zaman.com.tr

Internetin Ilk Türk Gazetesi

19 Eylül 2014 Cuma 22:59

Sonbaharda albüm yağmuru başlıyor

Sonbahar yağmurları ile ıslandığımız bugünlerde müzik dünyasında da albüm sağanağı başlıyor. Mustafa Ceceli, Funda Arar, Mustafa Sandal ve daha birçok ismin yeni albümleri peşi sıra geliyor.Sonbahar, tabiat ve insanlar için yağmur, bereket ve kışın habercisi demek. Müzik dünyası içinse yeni albümler ve yeni şarkılar. Birçok müzisyen özellikle de romantik ve duygusal şarkılarıyla ön planda olan yorumcular genelde bu aylarda albümlerini yayınlar. Albüm haberleri birbiri ardınca gelmeye başladı. Önümüzdeki gün ve haftalarda sağanak halinde albüm yağışı başlayacak. Lafı uzatmadan, çıkacak albümlerden söz etmeye başlayalım. Öncelikle tarihi netleşen albümlerden söz edelim. Son dönemde adından sıkça bahsettiren Bengü’nün albümü Kurban Bayramı’nın hemen sonrasında dinleyicilerle buluşacak. Albümün çıkış şarkısı ise salı günü radyo ve televizyonlarda dönmeye başlayacak. Geçtiğimiz yıl single yayınlayan Mustafa Sandal da ekim ayının ikinci yarısında yine iki şarkıdan oluşan bir single albümle hayranlarının karşısına çıkacak.Dediğimiz gibi; sonbahar, duygusal ve romantik bir zaman dilimi. Bu yönüyle ön plana çıkan isimler de önümüzdeki günlerde birbiri ardınca albümlerini yayınlayacak. Bu isimlerden yeni şarkıları en çok merak edilenlerden biri şüphesiz Mustafa Ceceli. Geçtiğimiz ay dünyaca ünlü sanatçı Lara Fabian ile yaptığı düetle ses getiren sanatçının yeni albümünün adı Kalpten. Albüme ismini veren şarkı, son dönemin en çok konuşulan besteci ve yorumcularından Ravi İncigöz’e ait. Bir değişiklik olmazsa Ceceli’nin albümünde sekiz şarkı olacak. Yeni albümü yayınlanacak diğer bir isim ise yine romantik şarkıları ile öne çıkan ve ülkemizin en güçlü kadın seslerinden biri olan Funda Arar. Son olarak ENBE albümünde söylediği Hafıza isimli şarkısı ile karşımıza çıkan sanatçıya yeni albümünde en büyük desteği yine eşi Febyo Taşel vermiş.Önümüzdeki günlerde raflarda olacak diğer bir albüm ENBE Orkestrası’nın albümü olacak. Birçok ismin müzik dünyasına adım atmasına vesile olan Behzat Gerçeker yönetimindeki orkestranın albümünde yine müzikseverleri sürprizler bekliyor. Yakın bir tarihte çıkacak olan diğer bir çalışma da Ziynet Sali’ye ait. Şu günlerde sıkıntılı günler yaşayan Deniz Seki’nin İz adlı albümü ise önümüzdeki hafta satışta olacak. Çıkış şarkısı “İyisin Tabii” ise yayınlandı. Öte yandan bu yılın en çok konuşulan ve merakla beklenen albümü şüphesiz Kayahan için hazırlanan Saygı albümü. Tarkan, Sezen Aksu, Emre Aydın gibi toplam 21 ünlü ismin yer aldığı albüm için geri sayım başladı. Tarkan’ın Açıkhava konserlerinde seslendirdiği Yemin Ettim şarkısı başta olmak üzere her şarkının yıl boyu konuşulacağı şimdiden belli. Tabii ki sadece popüler alanda değil, farklı kulvarlarda da yeni albümler eli kulağında. Yıllardır albüm çıkarması beklenen ülkemizin en önemli bağlama virtüözlerinden olan İsmail Tunçbilek’in ilk albümünün kayıtları da tamamlandı. O da çok yakın bir zamanda raflarda olacak. Yine ülkemizin en önemli gitarist ve bestecilerinden Cenk Erdoğan da çok özel bir albümle müzikseverlerin karşısında olacak.CD satış şampiyonları: Sibel Can ve SılaFiziki albüm satışları ne kadar düşerse düşsün yine de hâlâ albümler satılıyor. Evet çoğu müziksever dijital olarak albümleri satın almayı tercih ettiği için artık albümler genellikle 5 bin ya da en fazla 10 binlik partiler halinde basılıyor. Herkesin malumu, son yılların en çok satan çalışması Orhan Gencebay’a saygı albümüydü. O albümden sonra 100 bin barajını kimse geçemez deniliyordu. Ancak öyle olmadı. Hâlâ yüz bin barajını geçen isimler var. 2014’te 100 bin adetlik CD satışını iki sanatçı geçti; Sıla ve Sibel Can. Daha yılın bitmesine birkaç ay var. Ancak bu iki ismin yakaladığı başarıyı bireysel olarak yakalayabilecek bir ya da en fazla iki isim daha ya çıkar ya çıkmaz.Lady Gaga’nın ardından2014’ün şüphesiz en çok beklenen konseriydi Lady Gaga konseri. Daha gelmeden aylar önce konuşulmaya başlandı. TIR’ları, kostümleri, kulisi… Sonra gelişi, giydiği kıyafet ve nihayet konseri… Konserde yaptıkları, şovu, performansı ve gidişi konuşulmaya devam ediyor. Bir süre de gidecek gibi. Konuşulan diğer bir konu da her dünya yıldızının arkasından yapılan ‘karşılaştırma’ muhabbeti. Maalesef bu huyumuzdan bir türlü kurtulamadık. Lady Gaga konserinden sonra da bizim kadın yorumcularımızla Gaga karşılaştırılmaya başladı. Türkiye’nin Lady Gaga’sı kim soruları ile birlikte birilerini yakıştırma yarışı hızla devam ediyor. Bu hastalığımızın artık bitmesi gerek değil mi? Hiçbir zaman Türkiye’nin Gaga’sı diye bir şey olmayacak. Bu konuları tartışmak yerine herkes işine konsantre olsa daha iyi değil mi? En azından birkaç güzel şarkı ortaya çıkar.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

19 Eylül 2014 Cuma 22:59

ETKİNLİK REHBERİ

Gençler çağdaş sanatın etrafında toplanıyorSergi: Şişli Belediyesi, çağdaş sanatın genç heykeltıraşlarını “Genç Heykel Sergisi” adı altında bir araya getiriyor. Bugün açılışı yapılacak olan sergiye, Nişantaşı Sanat Park ev sahipliği yapıyor. 27 Eylül Cumartesi gününe kadar devam edecek olan sergi, genç sanatçılarla tanışma ve sanatçıların yapıtlarını günün her saatinde görme fırsatı sunuyor. Farklı yaklaşımları bir araya getiren sergi, birbirinden güzel söyleşiler, paneller ve etkinlikleri içinde bulunduruyor. Ahmet Özparlak, Arif Çekderi, Bahadır Çolak, Bahadır Yıldız, Derya Özparlak, İmdat Avcı, Özgür Demirci, Seval Selçuk, Sezai Akboğa ve Şenay Ulusoy sergi sanatçılarının bazıları… Kamusal alanda gerçekleştirilen sergi, kentin iç mekanizmalarına, yapıtların malzeme ve disipliniyle, sanatın temsil anlam sorunlarına eleştirel bir bakış açısı geliştiriyor.***Göksel, son kez sahnede!Konser: Türk pop müziğinin güzel seslerinden biri olan Göksel, BKM organizasyonuyla “Avea ile Yıldızlar Açıkhava’da” konserleri kapsamında sevenleri ile buluşuyor. Son albümü Bende Bi’ Aşk Var ile geçtiğimiz yılın “En İyi Kadın Şarkıcısı” ve “En İyi Albüm” ödüllerini alan sanatçı, 22 Eylül Pazartesi günü saat 21.00’de Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’ndeki konserde eski ve yeni şarkılarının yer aldığı özel bir repertuvarla hayranlarıyla buluşacak. Bu konser aynı zamanda Göksel’in ekim ayında yayınlamayı planladığı yeni albümü öncesi vereceği son konser olacak. Biletix’te satılan biletlerin fiyatları 66-162 TL arasında.***Beşiktaş fotoğrafa doyacakFestival: Beşiktaş Belediyesi, en kapsamlı fotoğraf organizasyonlarından birine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. “Fotoistanbul 1. Beşiktaş Uluslararası Fotoğraf Festivali” adı altında gerçekleşecek olan festival; ABD, Asya, Avrupa ve Türkiye’den 100’e yakın sanatçıyı bir araya getiriyor. 17 Ekim Cuma günü başlayacak olan etkinlik Beşiktaş’ın meydanlarına kurularak, açık hava sergileri ile sanatseverleri fotoğraf sanatı etrafında buluşturacak. 1 ay sürecek olan festival, 50 sergi, 70 seminer ve panelin yanı sıra 6 ustayla sohbet, 80 fotoğraf gösterisi gibi birçok atölye çalışmasını İstanbullularla buluşturmayı hedefliyor. Teması “Şehirler ve Hikâyeler” olan festivalin küratörlüğünü Attila Durak, Hüseyin Yılmaz ve Jason Eskenazi üstlenirken, koordinatörlüğünü Utku Kaynar yürütüyor. Detaylı bilgi için: fotoistanbul.org***İlk çocuk festivaliÇocuklar için: Türkiye’nin ilk çocuk festivali olan ‘Bebek Çocuk Festivali’, çocuklara ve ailelerine kapılarını açmaya hazırlanıyor. 27-28 Eylül tarihleri arasında Bebek Parkı’nda gerçekleşecek olan festival, Planet Çocuk ve Omo’nun destekleri ile yapılıyor. Festival, iki gün boyunca etkinlikler, konserler ve eğlenceli aktivitelerle ailelere çocuklarıyla eğlenceli zaman geçirme imkânı sunuyor. 0-15 yaş arası çocukların yer alabileceği festivalde, bilim atölyeleri, , yüz boyama etkinlikleri, muhallebi havuzu, balon aktiviteleri, anne-çocuk atölyesi, müzik atölyesi, beden atölyesi gibi birçok etkinlik yer alıyor. Aynı zamanda uzman pedagoglar, çocuklar ve ailelerle bir araya gelecek.***Dünyanın ‘mistik müzikleri’ Konya’daFestival: Dünyanın dört bir köşesinin mistik müzikleri Konya’da buluşmaya devam ediyor. Hz. Mevlânâ’nın 807. doğum yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde gerçekleştirilecek “11. Konya Uluslararası Mistik Müzik Festivali”, 22 Eylül Pazartesi günü başlıyor. 30 Eylül Salı gününe kadar devam edecek ve Bolivya’dan Endonezya’ya, İspanya’dan İran’a, Tacikistan’dan Mayotte’ye kadar uzanan dünyanın mistik müziklerini ücretsiz konserlerde halkla buluşturacak etkinlik, Konya Büyükşehir Belediyesi Mevlânâ Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

19 Eylül 2014 Cuma 22:59

Kek görünümlü patates salatası

Hem salata hem garnitür hem de pratik bir yiyecek, patates salatası. Misafirlerinize farklı ve kolay bir yemek yapmak için oldukça ideal. Hayat bir koşuşturmacadan ibaret ve bizler bu yoğun temponun içinde kendimize vakit ayırmadan yolumuza devam ediyoruz. Bir şeylere yetişme çabası, her saati doldurmak adına yapılan planlar, çocuğumuza, eşimize, dostumuza ayırdığımız kısıtlı saat dilimleri ve en önemlisi kendimiz için yapamadıklarımız.Yoğun geçen bir haftanın bendeki hezeyanları bu kelamlar oldu sanırım. Bu kadar iş güç arasında mutfağa zaman ayırmak bazen zor olabiliyor. Bu yüzden Çalışan Kadının Mutfağı’nda hep zor görünen tariflerin pratik ve lezzetli bir şekilde nasıl yapılacağı vardı.Bu hafta çok pratik hem salata, hem garnitür hem de basit bir yemek olarak da sunabileceğimiz kek görünümlü patates salatası tarifi vereceğiz.Malzemeler:· 4 patates· 1 havuç· 2 yumurta· 1 su bardağı yoğurt· 100 gr taze kaşar peyniri· 1 su bardağı un· 1 çay bardağı sıvı yağ· 1 tatlı kaşığı kabartma tozu· Tuz, karabiber, taze fesleğenYapılışı:Patatesleri ve havucu küp küp doğrayıp haşlıyoruz. Sıcak suyun içine önce havuçları daha sonra patatesleri atarsak ikisi de aynı oranda haşlanacaktır. Haşlanan patatesleri soğuması için bir kenarda bekletiyoruz.Bir karıştırma kabına yumurtayı, yoğurdu, unu ve yağı ekleyerek karıştırıyoruz. Patatesleri ve havucu karışımımızın içine koyuyoruz. Üstüne rendelenmiş kaşarı ve baharatlarımızı ekliyoruz. Tüm malzemeleri güzelce karıştırıyoruz. Taze fesleğen bu salataya çok yakışan bir baharat türü lakin bulamazsanız naneyle de yokluğunu doldurabilirsiniz.Bir bütün haline gelmiş olan harcı yağlamış olduğumuz kek kalıbına döküyoruz. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında 30 dakika pişiriyoruz. Biraz soğuduktan sonra servis tabağına ters çeviriyoruz. Üzerini dilediğiniz şekilde süsleyebilirsiniz.Dışı kek gibi görünen, içi sürprizlerle dolu çok yönlü salatamız hazır. Afiyet olsun, emek veren elleriniz dert görmesin.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

20 Eylül 2014 Cumartesi 13:18

Sinemanın 95’lik çınarı

Sinemamızın unutulmaz yönetmenlerinden Memduh Ün’ü Bodrum Torba’da emeklilik günlerinin keyfini çıkarırken ziyaret ettik. 95 yaşındaki Ün’ün futbolculuk yaşantısı yabana atılacak gibi değil. 1940’lı yıllarda Baba Hakkı, Çengel Hüseyin gibi efsanelerle birlikte Beşiktaş’ta oynamış… Ün, 72 yaşına kadar da top peşinde koşmuş...Orhan Pamuk’un Yeni Hayat kitabının ilk cümlesi olan “Bir kitap okudum, hayatım değişti” sözünün kısa sürede nasıl bir klişe haline geldiğini biliyoruz. Memduh Ün’ün ‘Futbolcudan Yönetmen’ adlı kitabı bende benzer bir etki yaptı. Bunun nedenleri de çok açık.Aslında bu kitabın futbol ağırlıklı bölümlerini Ayhan Hülagü arkadaşımız Zaman okurlarına aktardı (12 Ocak 2013, Yeşil sahadan beyazperdeye). Ancak kitabın beni ilgilendiren tarafları biraz daha değişik. Memduh Ün ile bu kadar geç tanışmış olmayı kendim için ciddi bir talihsizlik olarak kabul etme durumundayım.Üç arkadaş; Salih Tozan, Semih Sezerli, Fikret HakanFilm yönetmeni ve oyuncu olarak Memduh Ün’ü yıllardır tanıyoruz. Futbolculuktan yönetmenliğe geçişi elbette ki biraz sancılı olmuş ama ‘Üç Arkadaş’ filmiyle yaptığı büyük çıkışın ardından bu konu gündemden kalkmış. Yaklaşık 60 yıl oyuncu ve yönetmen olarak sinemamıza hizmet vermiş bulunan Ün’ün hâlâ gönlünde bir şeyler yapmak var ama sağlığı buna pek izin vermiyor. Yönetmenlik gibi yoğun gerilim altında yapılan işi bu kadar ileri yaşta sürdürebilmek olanaksız. Yine de bu işle ilgisini sürdürüyor Ün. Sürekli okuyup film izleyerek sinemayla bağını canlı tutuyor.Yıllar Sonra’nın afiş ressamı İbrahim Enez’in yaptığı Üç Arkadaş afişi.Artık imkansız görünse de Sulhi Dölek’in ‘Küçük Günahlar Sokağı’ adlı kitabından bir film yapmayı çok istemiş. “Dölek’in anlattığı o insanların dünyası beni her zaman etkilemiştir. Üstelik artık ortadan kalkmış bulunan ‘mahalle’ gerçeğini de en iyi anlatan kitaplardan biridir o.” diyor ve mutlaka bulup okumamızı öneriyor.Zıkkımın Kökü filminden bir kare.Neyse ki ‘Zıkkımın Kökü’ filmi sinemadan beklediği hemen her şeyi karşılamış Ün’ün. O sayede köşesine çekilirken içinde ukde denilebilecek fazla bir şey kalmamış. Yurtiçi ve yurtdışı pek çok ödülle onurlandırılan Zıkkımın Kökü, Ün için her bakımdan güzel bir jübile olmuş denilebilir.Beşiktaş takımı 1940. Ayaktakiler soldan; Şeref Görkey, Hakkı Yeten, Çengel Hüseyin, Sabri Gençsoy, Halil Köksalan, Memduh Ün, Rifat, Şükrü Gülesin, Oturanlar; Enver Demir, kaleci Mehmet Ali, Yavuz Üreten.Son filmi olan ‘Sinema Bir Mucizedir’ onu düpedüz batırmış! Çeşitli nedenlerle önceden belirlenen maliyetin çok üstüne çıkıldığı gibi gişesi de parlak olmayınca Ün, ağır bir kayba uğramış. Allah’tan o günlerde çıkan bir yasa imdadına yetişmiş. Daha önce sattığı filmlerinin 20 yıl sonra yine ilk sahibi olarak kendisine dönme durumu ve bunun oluşturduğu yeniden satış imkânı, Ün için bir tür mucize gibi yetişmiş.Soldan sağa; Hakkı Yeten, Memduh Ün, kaleci Mehmet Ali. (Şeref Stadı)Bir yandan oyuncu ve yönetmen, öte yandan şirket sahibi bir işadamı olarak sinema alanında bir koltukta birkaç karpuz taşımak zorunda kalmış olan Memduh Ün, bu dönemde futbolu da hiç ihmal etmemişti. Film setlerinde hemen her zaman yaşanan birtakım aksaklıklarla ilgili olarak doğan gerilimi yenmenin en iyi yollarından birinin de futbol olduğu söylenebilirdi. Arabasının bagajında her zaman futbol topu ve öteki ekipmanı bulunduran Ün, böylece her ortamda futbol oynama durumunu sürdürmüştü. Bunun dışında zaman zaman yapılan gösteri maçlarında da forma giymişti Ün.Memduh Ün, ayakta soldan beşinci.72 yaşına kadar top oynadıMemduh Ün’ün kişisel olarak beni etkileyen yanı tam 72 yaşına kadar futbol oynamayı sürdürmüş olması. Üstelik en azından son 20 yıl birbirimize çok yakın mekânlarda olmuşuz ama birbirimizden habersiz kalmışız. O, Levent Karakolu’nun arkasındaki halı sahada top koştururken muhtemelen biz de Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin o dönemde zemini beton olan sahasında ter döküyorduk…Memduh Ün, Beşiktaş’ta futbol oynadığı yıllarda...Cüneyt Arkın ağabeyimizin oğlu Kaan ile bir araya gelip top oynama imkânımız olmuştu ama Memduh ağabey ile bu imkânı bulamamıştık. Ayrıca onun için bir senaryo yazma durumum da olabilirdi. Kısacası neresinden bakarsanız bakın en az 30 yıl önce tanışmış olmalıydık. Bu gecikmenin acısını çıkarabilmek için kitabı okuduktan sonra hemen kendisini arayıp Bodrum’da ziyaretine gittim. Gerçi kitabı okumakta da biraz geç kalmıştım ama olsun.40. Yıl Hizmet Ödülleri Töreninde Yeşilçam camiasıyla...Torba keyfi“Torba’nın havası bana iyi geldi. Zar zor 100 metre yürüyebildiğim halde burada en az 500 metre yürüyorum. Kendimi daha zinde hissediyorum. Harika bir yer burası. Evimiz de büyük ve çok güzel, kalorifer, klima var, denize sıfır arada yalnız bir asfalt var. Bizden sonra ev yok, orman başlıyor. Her taraf yemyeşil. Karşımızda balıkçı barınağı var, tekneler bağlı. Deniz derya ayağımızın altında, bol oksijen. Sakin bir yer. Kasım oldu, hâlâ sabahları balkonda kahvaltı ediyoruz. Yaşamımın kalan senelerini Fatma’yla burada geçirmeye karar verdim.”Kitabında böyle anlatıyor Torba’ya yerleşmesini Memduh Ün. Şu günlerdeki yaşantısı da anlattığı gibi sürüyor. Memduh Ün, bir yandan Bodrum’da emeklilik günlerinin tadını çıkarırken öte yandan sinema ve sporla olan yakın ilgisini sürdürüyor. Nuri Bilge Ceylan’ın başarısını takdir ediyor ama o tarz sinemanın pek kendisine göre olmadığını söylemekten de kaçınmıyor. Sinemada da kitap olarak da polisiye tarzı hareketliliği yeğlediğini anlatıyor.Umutsuzlar’da Filiz Akın ve Yılmaz Güney ile...1940’lı yıllarda Beşiktaş’ın Baba Hakkı’lı kadrosunda yer alan Memduh Ün futbolla ilgisini de haliyle izleyici olarak sürdürüyor. Siyah Beyazlı takımın gönlünde ayrı bir yeri olduğunu söylemek bile gereksiz. Arsenal maçlarını büyük bir heyecanla izlediğini belirterek kaçırılan fırsata yanıyor.Memduh Ün, Yeşilçamspor-Jokeyspor gösteri maçına kaptan olarak çıkmış.Futbol ve sporla ilgisi sadece bu boyutta değil Ün’ün, her türlü gelişmeyi izlemeye çalışıyor ve özellikle de doping olaylarına çok üzüldüğünü hatta bunlara akıl erdirmekte zorlandığını söylüyor. “Nasıl yaparlar?” diyor haltercilerimiz ve atletlerimizin doping olaylarıyla ilgili olarak “Bu kadar kolay ve çabuk yakalanırken, önlerinde bir yığın kötü örnek varken hâlâ nasıl doping yaptıklarına akıl erdiremiyorum. Deli mi bunlar?” diyor. Açıkçası bizim de söyleyebileceğimiz bir şey yok. Aynı üzüntüyü paylaşıyoruz.Yaklaşık iki saat süren sohbetimizde en çok ilgimi çeken noktalardan birinin sinemamızın öteki yönetmenleriyle aralarındaki güzel ilişkiler olduğunu söylemekten kendimi alamıyorum. Gerçekten de Atıf Yılmaz, Halit Refiğ başta olmak üzere öteki yönetmenlerle zaman zaman çok hoş işbirliği örnekleri ortaya koyuyorlar. Birinin filmi için ötekiler senaryo çalışmasına katılabiliyor, bazı bölümleri o yönetmenler çekebiliyor. Bugün için pek düşünülebilecek bir durum değil açıkçası. “Evet, aramızda iyi ilişkiler vardı. Zorluklar içinde sinema yapmak zorunda kaldığımız için böyle bir dayanışma söz konusuydu. Bundan hepimiz büyük keyif alırdık. Bir yandan yarışma sürerken, öte yandan böyle bir dayanışma hepimizi mutlu ederdi.” diye anlatıyor.Metin Erksan ve Ataol Behramoğlu ile Moskova’da...Önemli bir yönetmen olduğu halde çok sayıda filmde oyuncu olarak rol alışının yadırganıp yadırganmadığını da sormadan edemiyorum. Çok net biçimde “Hayır, hiç yadırganmadı.” diyor. “Zaten çoğu zaman bu bir zorunluluktu. O rolde oynayacak kişi bazen çok para isterdi, bazen de başka filmde çalıştığı için gelemeyecek durumda olurdu. Kimi roller için de en uygun kişi durumundaydım. Dolayısıyla hiçbir zaman yadırganacak durum olmadı.” diye aktarıyor bu ilginç durumu.Semra Özdamar, Ataol Behramoğlu, Metin Erksan ile Moskova’da...Memduh Ün ile dostluğumuz ve söyleşilerin süreceği umudundayım. Onunla başta sinema ve futbol olmak üzere başka pek çok şeyi, dünya ve memleket hallerini konuşmak keyifli ve yararlı. Gelişmeleri sizlere de aktarmaya çalışırım.Memduh Ün, Moskova Festivali’ndeÇapkın Kız’ın başrol oyuncuları Tamer Yiğit ve Türkan Şoray ile...

Internetin Ilk Türk Gazetesi

13 Eylül 2014 Cumartesi 00:06

Uzaktan eğitime nasıl kayıt olunur?

Öğrenci ve öğretmenin belirli bir mekân ve zamanda buluşma zorunluluğu olmadan, internet üzerinden eğitim ve bilgiye ulaştıran bir sistem, uzaktan eğitim. Dünyanın saygın üniversitelerine ulaşabilme fırsatı sunan sistemle sertifika almak mümkün.25 yıl önce CERN’de çalışan Tim Bernes Lee, interneti yani World Wide Web’i (www) keşfetti. Sistemin bu kadar talep göreceğini öngöremese de 2000’lerde dünya nüfusunun yüzde 5’i internet kullanır hale geldi. Bugün dünya nüfusunun yüzde 40’ı internet kullanıyor. Tim Bernes Lee, internetin yaygın kullanım alanlarından biri olan eğitime dikkat çekiyor ve iddialı bir tezi var: 20 yıl içinde üniversitelerdeki bölümlerin yarısına yakını kapanarak uzaktan eğitime geçilecek.Uzaktan eğitim, öğrenci ve öğretmenin belirli bir mekân ve zamanda buluşma zorunluluğu olmadan, internet üzerinden eğitime ve bilgiye ulaştığı bir sistem. Zaman gözetmemekten kasıt tekrar tekrar aynı derslere ulaşabilme özgürlüğü. Bu da uzaktan eğitim sisteminin tamamen öğrenci merkezli olduğunu gösteriyor. Uzaktan eğitim ile fırsat eşitliğinin zamanla tüm dünyada sağlanacağı öngörülüyor. Uzaktan eğitimde öğrencinin tek ihtiyacı olan disiplin ve kendini motive edebiliyor olması.Üniversite hayaldi, şimdi yüksek lisansa hazırlanıyorTuğba Yalılı, uzaktan eğitim sisteminden yararlanarak yüksek lisans başvurusu yapabilen kişilerden biri. 28 Şubat mağduru olan Yalılı, zorunlu olarak uzaktan eğitime başlamış. Süreci şöyle anlatıyor: “Eğitimim devam etmese de hayat akışım devam etti. Evlendim, bir çocuğum var ve yedi yıldır çalışıyorum. Uzaktan eğitimden haberdar olunca yeniden üniversite sınavına girdim. Beykent Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri bölümünü kazandım. Dördüncü sınıftayım. Uzaktan eğitim imkânı olmasaydı kesinlikle üniversitede okumayı düşünemezdim. Çünkü buna ne zamanım var ne de mekân değiştirme lüksüm... Bu sistemle geç de olsa fırsat eşitliğini yakaladığımı düşünüyorum.”Raffaello Sanzio’nun resmettiği Atina Okulu isimli tabloda sahnede zamanın bilgeleri vardır. İlimlerinin peşinde sayısız coğrafyaya giden kişiler... Günümüzde ise mesafeleri kaldıran, bize dünyanın en iyi eğitim kurumları na ve bilim adamlarına ulaştıran bir sistem, uzaktan eğitim.“Oğlumla ders çalıştım”45 yaşındaki esnaf Sabahattin Malçok’a yıllar sonra üniversite sınavına girmeyi düşündüren uzaktan eğitim sistemi olmuş. İlkokul mezunu Malçok, erken atıldığı iş hayatı sürecinde aklından daima, “En azından liseyi bitirseydim” diye geçirdiğini söylüyor: “Ne zaman uzaktan eğitimle ortaöğrenim ve liseyi bitirme imkânı doğdu, hemen kayıt oldum. İlköğretim öğrencisi olan oğlumla birlikte düzenli olarak ders çalıştım. Ve liseden mezun oldum. Şimdi yine uzaktan eğitimle üniversite için hayal kurmaktan kendimi alamıyorum. Bu imkânla ben bu kadarını başardım, yeni nesiller daha uzak ülkelere ulaşabilir.” Tek eksiğinin yabancı dil olduğunu belirten Malçok, “Yabancı bir üniversitenin yayınlarını düzenli olarak izlemek isterdim.” diyor.Coğrafi engelleri ve sınıf farkını kaldıran uzaktan eğitim, dünyanın saygın üniversitelerine ulaşabilmenin rahatlığını ve avantajını sunuyor. MIT, Stanford, Harvard ve Yale gibi üniversitelerden uzaktan eğitimle ders hatta sertifika almak mümkün. Bu üniversiteler de sistemi destekliyor. Her geçen gün artan ilgiyle de uzaktan eğitim sistemi hem gelişiyor hem de yaygınlaşıyor. MIT’de verilen ilk uzaktan eğitim kapsamındaki derse, 162 ülkeden 155 bin öğrenci katılmıştı. Bu rakam MIT’nin 150 yıllık tarihindeki tüm mezunlarından daha fazlaydı. 7 bin 200 öğrenci bu dersi aldı ve MIT’nin zorluğuyla ünlü olan bu dersi geçti. Normal koşullarda bu sayıya 40 sene boyunca ulaşılabilirdi.Stanford Üniversitesi’nde örgün eğitimle 200 öğrenciye “Yapay Zekâ’ya Giriş” dersi veren Profesör Peter Norvig’in, aynı dersi uzaktan eğitime ilk açtığında 209 ülkeden 160 öğrencisi olmuş. Norvig, örgün eğitimin 14. yüzyıl dersliklerindekiyle aynı teknolojiyi kullandığını, ders kitabı, kürsüde duran bilge, arka sıralarda uyuyan adama kadar her şeyin aynı olduğunu söylüyor. Profesör, artık eski sistemden vazgeçilmesi gerektiğini düşünüyor. Bu öğrenme modelini üniversite ve lisede uygulayan tanınmış Amerikan üniversiteleri gibi, Çin’in Tsinghua Üniversitesi’nden, Moğolistan Ulusal Üniversitesi’ne kadar dünyada birçok üniversite de uyguluyor.Uzaktan eğitime nasıl kayıt olunur?Türkiye’de de birçok üniversitede uzaktan eğitim imkânı var. Önlisans, lisans ya da yüksek lisansa yönelik uzaktan eğitim alabilmek için örgün eğitim kayıt şartlarıyla aynı yollar izleniyor. Yani ÖSYM sınavlarına girmek ve yeterli taban puanı almalı. Bunun dışında halihazırda bir üniversitede lisans öğrencisiyseniz ya da lisans diplomasına sahipseniz, sınavsız ikinci üniversite olarak İstanbul Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi ve Atatürk Üniversitesi’nin açılan bölümlerinde uzaktan eğitim almak mümkün. Sosyoloji, tarih, uluslararası ilişkiler, felsefe gibi bir laboratuvar ortamı gerektirmeyen bölümler şimdilik en popülerleri. Ayrıca örgün eğitime yatay geçiş imkânı da var. Bunun yanında Kazakistan’daki Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde de uzaktan eğitim alınabiliyor. Türkiye’de 50’nin üzerinde üniversitede uzaktan eğitim veriliyor. Bunlar arasında İstanbul ve Ankara Üniversitesi gibi köklü kurumlar var. En merak edilen kurumlardan Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ prestij kaybı endişesiyle bu alanda çalışmalar yapsada uzaktan eğitime mesafeli yaklaşıyor.İlk uzaktan eğitim mektupla yapıldı1856 yılında Berlin’de Mektupla Eğitim okulu kuruldu. Telefon tabanlı eğitim programı ise Amerikan Wisconsin Üniversitesi tarafından başlatıldı.1929 yılında Ohio Hava Okulu farklı bir uzaktan eğitim uyguladı, radyo eğitim yayını yaptı.Türkiye’de ilk uzaktan eğitim denemesi, 1956 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü tarafından mektupla başlatıldı.Milli Eğitim Bakanlığı, 1961 yılında Mektupla Öğretim Merkezi kurdu.Okul Radyosu ve TV okulu örgün eğitime destek vermek için 1980’lerde yayına başladı. Açıköğretim Fakültesi’nin açılması ise 1983 yılında yürürlüğe giren yasayla oldu.Açıköğretim Lisesi açılışı 1992 yılında oldu. Açık ilköğretim okulu ve elektrik tesisatçılığı sertifikası veren Mesleki ve Teknik Açıköğretim Okulu’nun açılış tarihi ise 1997.Amerika’da tamamen internet üzerinden sadece kampüs içinde eğitim veren ilk üniversite Jones International 1993 yılında kuruldu. İnternetin evlerde kullanılmaya başlanması ise 1994 yılında oldu.Türkiye’de ‘Uzaktan Etkileşimli Eğitim’i 1996 yılında Bilkent Üniversitesi, video konferans sistemi kurarak uyguladı. New York’taki hocalar dersleri burada anlattı, Türkiye’den öğrenciler dinleyebildi.4 YILLIK UZAKTAN EĞİTİM BÖLÜMLERİBEYKENT ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesiİşletme (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)İşletme (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)Yönetim Bilişim Sistemleri (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Yönetim Bilişim Sistemleri (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)CELÂL BAYAR ÜNİVERSİTESİ (MANİSA)İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesiİşletme (Uzaktan Öğretim)Kamu Yönetimi (Uzaktan Öğretim)DİCLE ÜNİVERSİTESİ (DİYARBAKIR)İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesiİşletme (Uzaktan Öğretim)İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ (MALATYA)İktisadi ve İdari Bilimler FakültesiSiyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (Uzaktan Öğretim)İletişim FakültesiHalkla İlişkiler ve Tanıtım (Uzaktan Öğretim)İSTANBUL ÜNİVERSİTESİİktisat FakültesiÇalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri (Uzaktan Öğretim)İktisat (Uzaktan Öğretim)İşletme (Uzaktan Öğretim)Maliye (Uzaktan Öğretim)İletişim FakültesiGazetecilik (Uzaktan Öğretim)Halkla İlişkiler ve Tanıtım (Uzaktan Öğretim)Radyo, Televizyon ve Sinema (Uzaktan Öğretim)Açık ve Uzaktan Eğitim FakültesiKamu Yönetimi (Uzaktan Öğretim)MALTEPE ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)Fen-Edebiyat Fakültesiİktisadi ve İdari Bilimler Fakültesiİşletme (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)İşletme (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)İletişim FakültesiHalkla İlişkiler ve Tanıtım (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Halkla İlişkiler ve Tanıtım (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)NAMIK KEMAL ÜNİVERSİTESİ (TEKİRDAĞ)İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesiİktisat (Uzaktan Öğretim)İşletme (Uzaktan Öğretim)SAKARYA ÜNİVERSİTESİİktisadi ve İdari Bilimler FakültesiÇalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri (Uzaktan Öğretim)İktisat (Uzaktan Öğretim)Maliye (Uzaktan Öğretim)Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi (Uzaktan Öğretim)Uluslararası İlişkiler (Uzaktan Öğretim)İşletme Fakültesiİnsan Kaynakları Yönetimi (Uzaktan Öğretim)ZİRVE ÜNİVERSİTESİ (GAZİANTEP)İktisadi ve İdari Bilimler FakültesiYönetim Bilişim Sistemleri (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Yönetim Bilişim Sistemleri (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)HOCA AHMET YESEVİ ULUSLARARASI TÜRK-KAZAK ÜNİVERSİTESİ (TÜRKİSTAN-KAZAKİSTAN)Bilişim Teknolojileri ve Mühendislik FakültesiBilgisayar Mühendisliği (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Endüstri Mühendisliği (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Yönetim Bilişim Sistemleri (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)2 YILLIK UZAKTAN EĞİTİM BÖLÜMLERİÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ (ADANA)Adana Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)Elektronik Haberleşme Teknolojisi (Uzaktan Öğretim)Muhasebe ve Vergi Uygulamaları (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (ADANA)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Adana) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Adana) (%50 Burslu)AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİUzaktan Eğitim Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Bilgisayar Teknolojisi (Uzaktan Öğretim)Harita ve Kadastro (Uzaktan Öğretim)AMASYA ÜNİVERSİTESİAmasya Teknik Bilimler Meslek YüksekokuluElektrik (Uzaktan Öğretim)İnternet ve Ağ Teknolojileri (Uzaktan Öğretim)Mekatronik (Uzaktan Öğretim)Sabuncuoğlu Şerefeddin Sağlık Hizmetleri Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)Yaşlı Bakımı (Uzaktan Öğretim)ANKARA ÜNİVERSİTESİAdalet Meslek YüksekokuluAdalet (Uzaktan Öğretim)Sağlık Hizmetleri Meslek YüksekokuluTıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik (Uzaktan Öğretim)Beypazarı Meslek YüksekokuluBankacılık ve Sigortacılık (Uzaktan Öğretim)Turizm ve Otel İşletmeciliği (Uzaktan Öğretim)Elmadağ Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)ATILIM ÜNİVERSİTESİ (ANKARA)Atılım Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Bilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (ANKARA)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Ankara) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Ankara) (%50 Burslu)Radyo ve Televizyon Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Ankara) (Tam Burslu)Radyo ve Televizyon Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Ankara) (%50 Burslu)AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ (ANTALYA)Sosyal Bilimler Meslek Y.O.Turizm ve Otel İşletmeciliği (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (ANTALYA)Plato Meslek YüksekokuluAşçılık (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (Tam Burslu)Aşçılık (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (%50 Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (%50 Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (Tam Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (%50 Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (Tam Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (%50 Burslu)BİNGÖL ÜNİVERSİTESİBingöl Sosyal Bilimler Meslek YüksekokuluMuhasebe ve Vergi Uygulamaları (Uzaktan Öğretim)BİTLİS EREN ÜNİVERSİTESİSağlık Hizmetleri Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (BURSA)Plato Meslek YüksekokuluAşçılık (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (Tam Burslu)Aşçılık (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (%50 Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (%50 Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (Tam Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (%50 Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (Tam Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (%50 Burslu)ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİÇanakkale Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokuluİşletme Yönetimi (Uzaktan Öğretim)Muhasebe ve Vergi Uygulamaları (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (DİYARBAKIR)Plato Meslek YüksekokuluAşçılık (Uzaktan Öğretim) (Diyarbakır) (Tam Burslu)Aşçılık (Uzaktan Öğretim) (Diyarbakır) (%50 Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Diyarbakır) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Diyarbakır) (%50 Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Diyarbakır) (Tam Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Diyarbakır) (%50 Burslu)TRAKYA ÜNİVERSİTESİ (EDİRNE)Tunca Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİRefahiye Meslek YüksekokuluRaylı Sistemler İşletmeciliği (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (ESKİŞEHİR)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Eskişehir) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Eskişehir) (%50 Burslu)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Eskişehir) (Tam Burslu)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Eskişehir) (%50 Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Eskişehir) (Tam Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Eskişehir) (%50 Burslu)SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ (ISPARTA)Uzaktan Eğitim Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik (Uzaktan Öğretim)BEYKENT ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Bilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)İşletme Yönetimi (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)İşletme Yönetimi (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)BEYKOZ LOJİSTİK MESLEK YÜKSEKOKULU (İSTANBUL)Beykoz Lojistik Meslek YüksekokuluDış Ticaret (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)Dış Ticaret (Uzaktan Öğretim) (%50 Burslu)Lojistik (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)Lojistik (Uzaktan Öğretim) (%50 Burslu)FATİH ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)Adalet Meslek YüksekokuluAdalet (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Adalet (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİAnadolu BİL Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Bilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)Bilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (%50 Burslu)Bilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (%25 Burslu)İş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)İş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)Perakende Satış ve Mağaza Yönetimi (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Perakende Satış ve Mağaza Yönetimi (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)İSTANBUL ÜNİVERSİTESİAçık ve Uzaktan Eğitim FakültesiAcil Durum ve Afet Yönetimi (Uzaktan Öğretim)Coğrafi Bilgi Sistemleri (Uzaktan Öğretim)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)İş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim)Medya ve İletişim (Uzaktan Öğretim)Sosyal Bilimler Meslek Y.O.Bankacılık ve Sigortacılık (Uzaktan Öğretim)Dış Ticaret (Uzaktan Öğretim)MARMARA ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)Sosyal Bilimler Meslek YüksekokuluDış Ticaret (Uzaktan Öğretim)Muhasebe ve Vergi Uygulamaları (Uzaktan Öğretim)Pazarlama (Uzaktan Öğretim)Teknik Bilimler Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (Uzaktan Öğretim)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim)OKAN ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)Meslek Yüksekokuluİş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)İş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)Yerel Yönetimler (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Yerel Yönetimler (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (İSTANBUL)Plato Meslek YüksekokuluModa Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (İstanbul) (Tam Burslu)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (İstanbul) (%50 Burslu)Radyo ve Televizyon Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (İstanbul) (Tam Burslu)Radyo ve Televizyon Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (İstanbul) (%50 Burslu)Uygulamalı İngilizce ve Çevirmenlik (İngilizce) (Uzaktan Öğretim) (İzmir) (Tam Burslu)Uygulamalı İngilizce ve Çevirmenlik (İngilizce) (Uzaktan Öğretim) (İzmir) (%50 Burslu)DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ (İZMİR)İzmir Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)GEDİZ ÜNİVERSİTESİ (İZMİR)Meslek Yüksekokuluİş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)İş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (İZMİR)Plato Meslek YüksekokuluAşçılık (Uzaktan Öğretim) (İzmir) (Tam Burslu)Aşçılık (Uzaktan Öğretim) (İzmir) (%50 Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (İzmir) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (İzmir) (%50 Burslu)KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİKahramanmaraş Meslek Y.O.Çağrı Merkezi Hizmetleri (Uzaktan Öğretim)KARABÜK ÜNİVERSİTESİSağlık Hizmetleri Meslek YüksekokuluSağlık Kurumları İşletmeciliği (Uzaktan Öğretim)Eskipazar Meslek Yüksekokuluİş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim)Safranbolu Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (KAYSERİ)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Kayseri) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Kayseri) (%50 Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Kayseri) (Tam Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Kayseri) (%50 Burslu)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Kayseri) (Tam Burslu)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Kayseri) (%50 Burslu)KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİKırıkkale Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Elektronik Haberleşme Teknolojisi (Uzaktan Öğretim)Kontrol ve Otomasyon Teknolojisi (Uzaktan Öğretim)Hacılar Hüseyin Aytemiz Meslek Yüksekokuluİş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim)Keskin Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)Elektrik (Uzaktan Öğretim)KOCAELİ ÜNİVERSİTESİKocaeli Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)İşletme Yönetimi (Uzaktan Öğretim)Muhasebe ve Vergi Uygulamaları (Uzaktan Öğretim)MEVLANA ÜNİVERSİTESİ (KONYA)Meslek Yüksekokuluİş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)İş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (KONYA)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Konya) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Konya) (%50 Burslu)İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ (MALATYA)Malatya Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Muhasebe ve Vergi Uygulamaları (Uzaktan Öğretim)CELÂL BAYAR ÜNİVERSİTESİ (MANİSA)Ahmetli Meslek Yüksekokuluİnsan Kaynakları Yönetimi (Uzaktan Öğretim)Salihli Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)Soma Meslek Yüksekokuluİş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim)Turgutlu Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (MARDİN)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Mardin) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Mardin) (%50 Burslu)MERSİN ÜNİVERSİTESİMersin Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Eczane Hizmetleri (Uzaktan Öğretim)Elektronik Haberleşme Teknolojisi (Uzaktan Öğretim)Elektronik Teknolojisi (Uzaktan Öğretim)Halkla İlişkiler ve Tanıtım (Uzaktan Öğretim)Ormancılık ve Orman Ürünleri (Uzaktan Öğretim)Sağlık Kurumları İşletmeciliği (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (MERSİN)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Mersin) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Mersin) (%50 Burslu)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Mersin) (Tam Burslu)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Mersin) (%50 Burslu)MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİMuğla Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)KAPADOKYA MESLEK YÜKSEKOKULU (NEVŞEHİR)Kapadokya Meslek YüksekokuluTurist Rehberliği (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Turist Rehberliği (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİİncekara Sağlık Hizmetleri Meslek YüksekokuluTıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik (Uzaktan Öğretim)SAKARYA ÜNİVERSİTESİAdapazarı Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Elektronik Teknolojisi (Uzaktan Öğretim)İnternet ve Ağ Teknolojileri (Uzaktan Öğretim)İş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim)Mekatronik (Uzaktan Öğretim)ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ (SAMSUN)Samsun Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)Medya ve İletişim (Uzaktan Öğretim)Alaçam Meslek YüksekokuluPosta Hizmetleri (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (SAMSUN)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Samsun) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Samsun) (%50 Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Samsun) (Tam Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Samsun) (%50 Burslu)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (TRABZON)Plato Meslek YüksekokuluAşçılık (Uzaktan Öğretim) (Trabzon) (Tam Burslu)Aşçılık (Uzaktan Öğretim) (Trabzon) (%50 Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Trabzon) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Trabzon) (%50 Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Trabzon) (Tam Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Trabzon) (%50 Burslu)Mesleki ve Teknik Eğitim Bölgesi: DIŞ ÜLKELERHOCA AHMET YESEVİ ULUSLARARASI TÜRK-KAZAK ÜNİVERSİTESİ (TÜRKİSTAN-AZAKİSTAN)Türkistan Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ (ADANA)Adana Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)Elektronik Haberleşme Teknolojisi (Uzaktan Öğretim)Muhasebe ve Vergi Uygulamaları (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (ADANA)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Adana) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Adana) (%50 Burslu)AFYON KOCATEPE ÜNİVERSİTESİUzaktan Eğitim Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Bilgisayar Teknolojisi (Uzaktan Öğretim)Harita ve Kadastro (Uzaktan Öğretim)AMASYA ÜNİVERSİTESİAmasya Teknik Bilimler Meslek YüksekokuluElektrik (Uzaktan Öğretim)İnternet ve Ağ Teknolojileri (Uzaktan Öğretim)Mekatronik (Uzaktan Öğretim)Sabuncuoğlu Şerefeddin Sağlık Hizmetleri Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)Yaşlı Bakımı (Uzaktan Öğretim)ANKARA ÜNİVERSİTESİAdalet Meslek YüksekokuluAdalet (Uzaktan Öğretim)Sağlık Hizmetleri Meslek YüksekokuluTıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik (Uzaktan Öğretim)Beypazarı Meslek YüksekokuluBankacılık ve Sigortacılık (Uzaktan Öğretim)Turizm ve Otel İşletmeciliği (Uzaktan Öğretim)Elmadağ Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)ATILIM ÜNİVERSİTESİ (ANKARA)Atılım Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Bilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (ANKARA)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Ankara) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Ankara) (%50 Burslu)Radyo ve Televizyon Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Ankara) (Tam Burslu)Radyo ve Televizyon Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Ankara) (%50 Burslu)AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ (ANTALYA)Sosyal Bilimler Meslek Y.O.Turizm ve Otel İşletmeciliği (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (ANTALYA)Plato Meslek YüksekokuluAşçılık (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (Tam Burslu)Aşçılık (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (%50 Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (%50 Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (Tam Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (%50 Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (Tam Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Antalya) (%50 Burslu)BİNGÖL ÜNİVERSİTESİBingöl Sosyal Bilimler Meslek YüksekokuluMuhasebe ve Vergi Uygulamaları (Uzaktan Öğretim)BİTLİS EREN ÜNİVERSİTESİSağlık Hizmetleri Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (BURSA)Plato Meslek YüksekokuluAşçılık (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (Tam Burslu)Aşçılık (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (%50 Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (%50 Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (Tam Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (%50 Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (Tam Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Bursa) (%50 Burslu)ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİÇanakkale Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokuluİşletme Yönetimi (Uzaktan Öğretim)Muhasebe ve Vergi Uygulamaları (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (DİYARBAKIR)Plato Meslek YüksekokuluAşçılık (Uzaktan Öğretim) (Diyarbakır) (Tam Burslu)Aşçılık (Uzaktan Öğretim) (Diyarbakır) (%50 Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Diyarbakır) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Diyarbakır) (%50 Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Diyarbakır) (Tam Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Diyarbakır) (%50 Burslu)TRAKYA ÜNİVERSİTESİ (EDİRNE)Tunca Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİRefahiye Meslek YüksekokuluRaylı Sistemler İşletmeciliği (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (ESKİŞEHİR)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Eskişehir) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Eskişehir) (%50 Burslu)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Eskişehir) (Tam Burslu)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Eskişehir) (%50 Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Eskişehir) (Tam Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Eskişehir) (%50 Burslu)SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ (ISPARTA)Uzaktan Eğitim Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik (Uzaktan Öğretim)BEYKENT ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Bilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)İşletme Yönetimi (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)İşletme Yönetimi (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)BEYKOZ LOJİSTİK MESLEK YÜKSEKOKULU (İSTANBUL)Beykoz Lojistik Meslek YüksekokuluDış Ticaret (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)Dış Ticaret (Uzaktan Öğretim) (%50 Burslu)Lojistik (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)Lojistik (Uzaktan Öğretim) (%50 Burslu)FATİH ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)Adalet Meslek YüksekokuluAdalet (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Adalet (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİAnadolu BİL Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Bilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)Bilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (%50 Burslu)Bilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (%25 Burslu)İş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)İş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)Perakende Satış ve Mağaza Yönetimi (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Perakende Satış ve Mağaza Yönetimi (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)İSTANBUL ÜNİVERSİTESİAçık ve Uzaktan Eğitim FakültesiAcil Durum ve Afet Yönetimi (Uzaktan Öğretim)Coğrafi Bilgi Sistemleri (Uzaktan Öğretim)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)İş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim)Medya ve İletişim (Uzaktan Öğretim)Sosyal Bilimler Meslek Y.O.Bankacılık ve Sigortacılık (Uzaktan Öğretim)Dış Ticaret (Uzaktan Öğretim)MARMARA ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)Sosyal Bilimler Meslek YüksekokuluDış Ticaret (Uzaktan Öğretim)Muhasebe ve Vergi Uygulamaları (Uzaktan Öğretim)Pazarlama (Uzaktan Öğretim)Teknik Bilimler Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (Uzaktan Öğretim)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim)OKAN ÜNİVERSİTESİ (İSTANBUL)Meslek Yüksekokuluİş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)İş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)Yerel Yönetimler (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Yerel Yönetimler (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (İSTANBUL)Plato Meslek YüksekokuluModa Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (İstanbul) (Tam Burslu)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (İstanbul) (%50 Burslu)Radyo ve Televizyon Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (İstanbul) (Tam Burslu)Radyo ve Televizyon Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (İstanbul) (%50 Burslu)Uygulamalı İngilizce ve Çevirmenlik (İngilizce) (Uzaktan Öğretim) (İzmir) (Tam Burslu)Uygulamalı İngilizce ve Çevirmenlik (İngilizce) (Uzaktan Öğretim) (İzmir) (%50 Burslu)DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ (İZMİR)İzmir Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)GEDİZ ÜNİVERSİTESİ (İZMİR)Meslek Yüksekokuluİş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)İş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (İZMİR)Plato Meslek YüksekokuluAşçılık (Uzaktan Öğretim) (İzmir) (Tam Burslu)Aşçılık (Uzaktan Öğretim) (İzmir) (%50 Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (İzmir) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (İzmir) (%50 Burslu)KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİKahramanmaraş Meslek Y.O.Çağrı Merkezi Hizmetleri (Uzaktan Öğretim)KARABÜK ÜNİVERSİTESİSağlık Hizmetleri Meslek YüksekokuluSağlık Kurumları İşletmeciliği (Uzaktan Öğretim)Eskipazar Meslek Yüksekokuluİş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim)Safranbolu Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (KAYSERİ)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Kayseri) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Kayseri) (%50 Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Kayseri) (Tam Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Kayseri) (%50 Burslu)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Kayseri) (Tam Burslu)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Kayseri) (%50 Burslu)KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİKırıkkale Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Elektronik Haberleşme Teknolojisi (Uzaktan Öğretim)Kontrol ve Otomasyon Teknolojisi (Uzaktan Öğretim)Hacılar Hüseyin Aytemiz Meslek Yüksekokuluİş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim)Keskin Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)Elektrik (Uzaktan Öğretim)KOCAELİ ÜNİVERSİTESİKocaeli Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)İşletme Yönetimi (Uzaktan Öğretim)Muhasebe ve Vergi Uygulamaları (Uzaktan Öğretim)MEVLANA ÜNİVERSİTESİ (KONYA)Meslek Yüksekokuluİş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)İş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (KONYA)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Konya) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Konya) (%50 Burslu)İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ (MALATYA)Malatya Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Muhasebe ve Vergi Uygulamaları (Uzaktan Öğretim)CELÂL BAYAR ÜNİVERSİTESİ (MANİSA)Ahmetli Meslek Yüksekokuluİnsan Kaynakları Yönetimi (Uzaktan Öğretim)Salihli Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)Soma Meslek Yüksekokuluİş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim)Turgutlu Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (MARDİN)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Mardin) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Mardin) (%50 Burslu)MERSİN ÜNİVERSİTESİMersin Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Eczane Hizmetleri (Uzaktan Öğretim)Elektronik Haberleşme Teknolojisi (Uzaktan Öğretim)Elektronik Teknolojisi (Uzaktan Öğretim)Halkla İlişkiler ve Tanıtım (Uzaktan Öğretim)Ormancılık ve Orman Ürünleri (Uzaktan Öğretim)Sağlık Kurumları İşletmeciliği (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (MERSİN)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Mersin) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Mersin) (%50 Burslu)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Mersin) (Tam Burslu)Moda Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Mersin) (%50 Burslu)MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİMuğla Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)KAPADOKYA MESLEK YÜKSEKOKULU (NEVŞEHİR)Kapadokya Meslek YüksekokuluTurist Rehberliği (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)Turist Rehberliği (Uzaktan Öğretim) (Tam Burslu)NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİİncekara Sağlık Hizmetleri Meslek YüksekokuluTıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik (Uzaktan Öğretim)SAKARYA ÜNİVERSİTESİAdapazarı Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Elektronik Teknolojisi (Uzaktan Öğretim)İnternet ve Ağ Teknolojileri (Uzaktan Öğretim)İş Sağlığı ve Güvenliği (Uzaktan Öğretim)Mekatronik (Uzaktan Öğretim)ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ (SAMSUN)Samsun Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim)Medya ve İletişim (Uzaktan Öğretim)Alaçam Meslek YüksekokuluPosta Hizmetleri (Uzaktan Öğretim)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (SAMSUN)Plato Meslek YüksekokuluÇocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Samsun) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Samsun) (%50 Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Samsun) (Tam Burslu)Grafik Tasarımı (Uzaktan Öğretim) (Samsun) (%50 Burslu)PLATO MESLEK YÜKSEKOKULU (TRABZON)Plato Meslek YüksekokuluAşçılık (Uzaktan Öğretim) (Trabzon) (Tam Burslu)Aşçılık (Uzaktan Öğretim) (Trabzon) (%50 Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Trabzon) (Tam Burslu)Çocuk Gelişimi (Uzaktan Öğretim) (Trabzon) (%50 Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Trabzon) (Tam Burslu)Saç Bakımı ve Güzellik Hizmetleri (Uzaktan Öğretim) (Trabzon) (%50 Burslu)Mesleki ve Teknik Eğitim Bölgesi: DIŞ ÜLKELERHOCA AHMET YESEVİ ULUSLARARASI TÜRK-KAZAK ÜNİVERSİTESİ (TÜRKİSTAN-AZAKİSTAN)Türkistan Meslek YüksekokuluBilgisayar Programcılığı (Uzaktan Öğretim) (Ücretli)UZAKTAN EĞİTİM YÜKSEK LİSANS PROGRAMLARIAhmet Yesevi ÜniversitesiBilgisayar MühendisliğiYönetim Bilişim Sistemlerie-MBA ProgramıSağlık Kurumları İşletmeciliğiYönetim ve OrganizasyonEğitim YönetimiYerel YönetimlerAnadolu ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüE-KonaklamaEğitim Bilimleri EnstitüsüGelişimsel Yetersizlikleri Olan Çocukların Öğretmenliğie-MBA ProgramıAtılım Üniversitesie-MBA ProgramıBahçeşehir Üniversitesie-MBA Programı (İnternet Üzerinden İşletme Yüksek Lisans Programı)Beykent Üniversitesie-MBA ProgramıFatih Üniversitesie-MBA ProgramıGazi ÜniversitesiBilişim Sistemleriİstanbul Bilgi Üniversitesie-MBA Programı(İşletme Yönetimi Yüksek Lisans ProgramıMaltepe Üniversitesie-MBA Programı (e-İşletme Yüksek Lisans)ODTÜEnformatik Online-Yüksek Lisans PrgramıInformatics OnlineSakarya Üniversitesie-Bilişim Teknolojilerie-Mühendislik YönetimiSosyal Bilimler Enstitüsüe-MBA ProgramıIşık ÜniversitesiSosyal Bilimler Enstitüsüe-MBAİstanbul Aydın ÜniversitesiSosyal Bilimler Enstitüsüe-MBA

Internetin Ilk Türk Gazetesi

13 Eylül 2014 Cumartesi 00:06

İlk işimiz, ne olmadığımızı anlatmak!

Günümüzde yaygınlaşmaya başlayan mesleklerin başında yer alıyor yaşam koçluğu. Esra Doyuk da bu işi yapanlardan biri. Müşterilerinin hepsinin kadın olduğunu söyleyen Doyuk, “Yaşam koçları akıl vermez. Yönlendirmez. Sadece soru sorarak kişilerin güçlü bir şekilde yaşama odaklanmalarını sağlar.” diyor.Esra Doyuk, bir yaşam koçu. İnsanlarla beraber yürüyor, hayatlarında doğru kararlar alıp mutlu olmaları için onlara destek oluyor. Çalıştırdığı insanlara her daim, en azından bir telefon kadar yakın olmaya çalışıyor, gerektiğinde evlerine misafirliğe gidiyor. ‘Karşılıklı güvene’ de sadık; kimlere yardımcı olduğunu sorduğumuzda kibar bir şekilde, ‘Bu mümkün değil, asla!’ diyor. Çalıştırdığı kişilere ‘kısa süreli yol arkadaşı’ olduğunu söyleyen Doyuk, Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünden mezun olmuş, Uluslararası Koçluk Federasyonu (ICF) akrediteli ‘Erickson College’den eğitimlerini tamamlamış. Yaklaşık 15 yıldır çeşitli sivil toplum kuruluşlarının projelerinde yer almış, neticede yaşam koçluğunda karar kılmış. ‘Yaşam koçluğu nedir, ne değildir?’ gibi soruların cevabını öğrenmek için Esra Doyuk’un İstanbul Anadolu yakasında bulunan ofisinin kapısını çaldık.Koçluk Federasyonu’nun Türkiye ayağı, dokuz sene önce kurulsa da yaşam koçluğunun ülkemizde bir meslek haline gelmesi 29 Haziran 2013’te Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla gerçekleşti. “İnsanlar, yaşam koçluğunu farklı meslek grupları ile karıştırıyor ve bu yüzden yanlış bilinmesine sebep oluyor.” diyerek tebessümle karışık serzenişte bulunuyor Esra Doyuk. Lisans eğitimini siyaset bilimi üzerine yapmasına rağmen bu mesleği seçmesini ise şöyle cevaplıyor: “Yaşam koçluğu yeni bir meslek ve bilinilirliği az. Benim hayat oyunumun bir parçasıydı. Çok küçük yaştan itibaren farklı insanlarla tanışmak insanlardaki farklılıkları bulmak, onlara yardımcı olmak vardı içimde. Aslında, üniversitede psikoloji okumak istedim. O zamanlar ‘Deli doktoru mu olacaksın?’ diye tepkiler olmuştu. Durum böyle olunca siyaset bilimi ve kamu yönetimine yöneldim. Ancak, üniversitede hayatım boyunca psikoloji eğitimi almaya gayret ettim. Siyaset biliminde işin hep psikoloji tarafına endekslendim.”Zamanla öğrendiği bilgileri insanlara aktarırken bulmuş kendini. Profesyonel hayatta da bu mesleği icra etmek için çalışmalarına başlamış. Eğitim için gittiği ilk günü ‘şok’ olarak değerlendiriyor. “Benim için ilk gün tam bir şoktu. Çünkü kafamdaki koçluk bütün birikimlerimi, deneyimlerimi insanları yönlendireceğim biçimde kullanacağım bir kavramdı. Ama eğitime gittiğim ilk gün koçluğun bu olmadığını anladım.” diyor.Esra Doyuk’a göre, koçluk dünya çapında bir kavram. Moda sınıfına girdiğinden dolayı da her şeyin arkasına bir ‘koç’ kelimesi ekleniyor. Doyuk, bu meslekte ilk kuralın müşterilere koçluğun ne olmadığını anlatmak olduğunu söylüyor. Çünkü pek çok kişi bu konuda yanlış bilgilere sahip: “Koçlar bir danışman değildir. Terapist değildir. Kişinin ihtiyaç duyduğu cevaplara aslında kendinin sahip olduğunu gösterir. Kişiye güçlü sorular sorarak göz ardı ettiği birtakım seçenekleri görme sürecine destek verir. Yaşam koçu, akıl vermez. Yönlendirmez. İnsanı diğer varlıklardan ayıran ‘akredite edebilme’ özelliğini ortaya çıkarmak için sadece soru sorar.”Bir kişiye ömür boyu koçluk yapılmazHer koçun farklı çalışma biçimi olabileceğini ve bu yüzden koçlar arası kıyas yapmanın mantıklı olmayacağına değinen Esra Doyuk’a göre, yaşam koçluğu çok esnek bir meslek. İlerleyen zamanlarda sanal ortamdan çalışmaların daha çok olacağını belirten Doyuk, kendisinin de müşterileri ile Skype üzerinden çalıştığı bilgisini veriyor. Onlarca müşterisi varmış ve haftada 8 kişiyle çalışıyormuş: “İstenildiği takdirde bir günde 5 veya 6 tane müşteriye koçluk yapılabilir. Bu, koçun performansına bağlı. Müşterinin hayatını düzene oturtmak adına haftada 1, aralıklarla 12 seanslık koçluğun karşımızdaki kişinin hayatında çok etkili olacağına inanırız. Bu seanslar kişinin yol haritasına göre ayarlanır. Bir süre sonra kişi ihtiyaç duydukça gelmeye başlar. Koça ayda 1 ya da 1 haftada 2 kere gelen de oluyor. Koçluk kişinin ömür boyu alacağı bir şey değildir.”Esra Doyuk, çalışma seanslarının ne kadar zaman alıyor sorusuna cevabı şöyle oluyor: “Çalışma, kişinin konusuna ve yapısına göre değişiyor. En az 45 dakika, en fazla 1,5-2 saat arası.” Seans sonlarında ödev veriliyormuş. Ancak, ertesi seansta ödevini yaptın mı diye sorgulamak yok. Yaşam koçunun performansının kişinin performansı ile paralel olduğunu söyleyen Doyuk, “Öncelikle ücretsiz demo bir seans yapıyoruz, koçla uyum adına. Bu seansta kişinin ne istediğini öğrenmiş oluyoruz. Psikolog, terapist veya yaşam koçu… Bayanlarla çalışıyorum. En az 18 yaş olmak kaydıyla. Ancak bir istisna olarak 13 yaşında ileri zeka bir çocukla çalışmıştım. Hayatımda çalıştığımda en muhteşem çalışmaydı. Bir de güven sağlamak adına gizlilik anlaşması imzalıyoruz arzu edenlerle. Her iki tarafı da hukuken bağlıyor.” diyor.Yaşam koçlarının verdiği hizmet bedeli 100 ila bin TL arasında değişiyor. Koçun kendine ait fiyatlandırması olabileceğini söyleyen Doyuk, iki tane ünlü müşterisi olduğunu söylüyor ancak ‘müşteri gizliliğinin’ öneminden bahsederek isim vermiyor.Karşımızdaki yaşam koçu kadın olunca “Eşinize de koçluk yapıyor musunuz?’ sorusu kaçınılmaz. Gülerek cevabını veriyor Doyuk: “Tabii ki, eşimle de seans yapıyoruz ama ben ona her zaman şunu söylüyorum: Seansta kişinin birtakım endişelerden uzak olması çok önemli. Ben onu başka bir koçla çalışması konusunda ikna ettim. Koç sizinle alâkalı hiçbir şey bilmiyorsa daha iyi çalışır.”Kendisinin de yaşam koçu ile çalıştığını vurguluyor Esra Doyuk. Genellikle yaşam koçları başka koçlarla beraber çalışırmış verimin artırılması adına.Kandırılan sanatçı kaç yaşında?Yaşam koçunun, çalışma arkadaşlarıyla yaptıkları yolculukta saygı, güven, dürüstlük ve gizlilik esaslarına dayanan bir ilişki ile destek verdiğini söyleyen Esra Doyuk’a göre, yaşam koçunun görevi yemeği azalttırmaktan ibaret değil. Buna rağmen kilo vermek için gelen müşterileri de var. Yemekten konu açılmışken şarkıcı Hadise’nin “Fazla kilo verdim.” diye yaşam koçu Şeyda Coşkun’u suçlamasına ilişkin olarak, “Ben bu yaşananları etik bulmuyorum. Yaşanan olayda, ‘Beni kandırdı.’ diyorlar. Kandırılan insan kaç yaşında. Zaten, en başta çalışma kabul edilmiş. Yetkinliği olan bir koçla çalışmak, standardı olan, mesleki ahlakı olan biriyle çalışmak demektir.” diyor.Yaşam koçu olmak için ne yapmalı?Gerçek anlamda bir yaşam koçu olmak için uluslararası alanda akredite olmuş okullardan mezun olmak, belli sayıda koçluk seansını tamamlamak önemli. Son zamanlarda gözde olmaya başlayan bu mesleği yürütmek için kişinin kendisini sürekli yenilemesi, çok okuması, araştırmalar yapması ve disiplinli bir çalışma ortaya koyması da gerekiyor.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

12 Eylül 2014 Cuma 22:59

Baharatlar nasıl hazırlanır?

Baharatların o enfes kokularından en iyi şekilde istifade etmek istiyorsanız, size tavsiyemiz çekilmemiş olarak alın ve kendiniz kullanılacak hale getirin.Karabiber, kimyon, kakule, yenibahar, tarçın, karanfil gibi baharatları satın alırken öğütülmemiş tohumunu, meyve, çiçek tomurcuğu veya kabuklarını tercih edin. Çünkü bunlar, bütün bu saydıklarımız, çeşni ve kokusunu tam olarak öğütülmeden önce bütün halindeyken içerir. Bu baharatların hepsi de kolayca öğütülebilen baharatlardır.Kavurmak baharatını artırırBuna kızartma da denilir ve genellikle Hint mutfağında kullanılır. Kişniş, kimyon, rezene ve hardal tohumlarının baharatını artırır.Kalın tabanlı küçük bir tava orta ateşte bir dakika süreyle ısıtılır. Öğütülmemiş baharat ısınan tavaya konulur ve iki üç dakika boyunca tahta kaşık yardımıyla kavrulur. Baharatın yanmaması için tavayı sallamak ve tahta bir spatula veya kaşıkla sürekli çevirmek gerekmektedir. Kavurma işlemi bitince baharatlar tavadan alınır ve havanda dövülerek ağzı kapaklı kavanozlara konup kapağı hava almayacak şekilde kapatılır.Havanda dövmenin de inceliği varBaharatlar, çeşnilerinin ve kokularının ortaya çıkması için genellikle dövülür veya öğütülür.Yalnızca, kurutulmuş zencefil, zerdeçal, küçük Hindistan cevizi kabuğu ve tarçının evde dövülmesi biraz güçtür. Bunlar genellikle öğütülmüş haliyle satın alınır. En iyi çeşniyi yakalamak için, baharatı kullanacağınız zaman ve yemeğe gerektiği kadar öğütmelisiniz.Rezene, kimyon, Frenk kimyonu ve karanfil tomurcuğu gibi kolay öğütülebilen baharatlar için çini havan kullanmanız tavsiye edilir. Tek seferde havana bir yemek kaşığından fazla baharatın koyulmaması gerekmektedir. Saydığımız bu baharatların çeşnilerinin tam manasıyla açığa çıkması için dairesel hareketlerle dövülmesi oldukça önemlidir. Kişniş ve yenibahar tohumları sert olduklarından, bunlar küçük karabiber değirmenlerinde rahatlıkla öğütülebilir.Taze zencefili rendeleyinZencefil, bayır turpu gibi kök baharatlarla, küçük Hindistan cevizi kullanılmadan önce rendelenir. Zencefil ve bayır turpunun, rendelenmeden önce kabuklarının soyulması gerekmektedir. Paslanmaz çelikten ince rendeler bu iş için idealdir.Bazıları hafifçe ezilmek isterArdıç, zencefil, kakule ve limonotu gibi baharatlar hafif bir şekilde ezildiklerinde kokularını açığa çıkartırlar. Kakulenin kokusunun çıkması için tohumlarının dövülmesi yeterlidir. Ardıç yemişi ve kakule havanda dövülebildiği gibi sağlam bir torbanın içine konulup merdaneyle de ezilebilir.Taze zencefil, havlican ve limonotu, kullanılacak olan yemeğin tarifine göre bütün halinde yemeğe konulup, servis yapılmadan hemen önce tencereden çıkarılabilir.Safranın rengi demlenince çıkarBirkaç baharat türü için demleme yöntemi uygundur. Bunlar kullanılmadan önce, ılık suda bekletilirler. Safran bu şekilde demlendiğinde yalnızca kendine özgü harika kokusunu değil aynı zamanda parlak sarı rengini de salıverir.Demirhindi demlendirildiğinde tıpkı limon ya da sirkenin yaptığı gibi keskin baharatıyla yemeklere özel bir lezzet katar.Safranı demlemek için birazcık süt ısıtın. Tarifte verilen su veya başka sıvıyı ekleyip beş dakika kadar demlendirin. Safranın renginin çıktığı bu sıvıyı atmayın, hem safran yaprakçıkları hem de bu sıvı yemeklerde kullanılır.Taze Baharat Nasıl Saklanır?Taze baharatları aldığınız gün kullanmayacaksanız oda sıcaklığında bulundurmak yerine serin bir yerde bulundurmaya özen gösterin.Limonotu, misket limonu ve köri bir parça kâğıt havluya sarılarak buzdolabının sebzeliğinde iki haftaya kadar muhafaza edilebilir.Taze havlıcan, zencefil ve acıbiber, ağzı sıkıca kapatılmış bir kapta ve yine üzeri kâğıt havluyla sarılı halde buzdolabında üç haftaya kadar muhafaza edilebilir.Öğütülmüş ve öğütülmemiş kuru baharatlar, hava geçirmeyen kaplarda, serin ve karanlık bir dolap çekmecesinde saklanmalıdır. Böyle yapılmadığı takdirde ışık, sıcaklık ve nem, baharatların kalitelerini bozar.Öğütülmemiş baharatlar renk, koku ve çeşnisini 6 ay ya da ondan biraz daha uzun bir süre koruyabilir. Öğütülmüş baharatlar ise bu özelliklerini 6 ay içinde kaybederler. Baharatı ne zaman aldığınızdan emin olamıyorsanız hemen kokusunu kontrol edin. Burnunuza küf kokusu geliyorsa veya baharatın kendisine özgü kokusu kaybolmuşsa artık onu kullanmanızın bir faydası yoktur.Tavsiyemiz, baharatları satın alıp kavanozlara koyduğunuzda üzerine küçük bir tarih etiketi yapıştırmanız olacaktır.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

12 Eylül 2014 Cuma 22:59

Tatil sonbaharda da güzeldir

Yaza güzellemeler yapılırken derin bir sessizliğe gömülenlerdenseniz, hazan sevenler kulübüne hoşgeldiniz. ‘Denizsiz tatil mi olur’ diyenlere aldırmayın. Sonbaharın renkleri yeter de artar bize. Dökülen yapraklara basınca çıkan sesten mutlu olur, geride kalan yaza bir de şarkı mırıldanırız: “Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli...”Gelin şunun adını koyalım. Türkiye’de üç kişiden dördünün şair olmasının müsebbiplerinden biri ‘sonbahar’. Yemin etsek başımız ağrımaz. Şair açık açık yazmış işte ‘beni bu güzel havalar mahvetti’ diye. Beton binalar arasında ‘yağmurdan sonra toprak kokusu’ romantizmi yapacak kadar şairlik olunca serde, sonbahar gelmeden, nostaljisi geliyor. Battaniye altına girip elimizde kahve fincanıyla kitap okuma hayalleri mi kurmuyoruz, düşen yaprakları mı dilimize dolamıyoruz. Hiçbir şey yapamıyorsak ‘Bu sabah yağmur var İstanbul’da’ yazmak için telefon tuşlarına uzanıyor parmaklarımız. Enikonu seviyoruz bu mevsimi. Aşırı dozda sonbahardan şair olan bir başka halk daha var mı bilinmez ama sonbaharın hüznü bize münhasır değil. Sonbaharla eş anlamlı kullandığımız hazanın Farsçadan gelmesi de, sonbaharın İngilizcedeki karşılığının düşüş anlamına gelen ‘fall’ olması da tesadüf değil. Öyle ya da böyle sonbahar her dilde hüzün demek. ‘Yaz bitti artık tatile gidebilirim’ diyen azınlık için ise kaçışların en güzeli. Bob Ross tablolarına taş çıkartacak manzaralara sahip ‘sonbaharın en güzel yaşandığı’ uzak-yakın diyarları derledik. Kimbilir belki şurada tatilini sonbahara saklayan birileri vardır!Gökten yaprak yağan ülke; AlmanyaYapraklar düşmede bilinmez nerden / Gökkubbede uzak bahçeler bozulmuş sanki / Yapraklar düşmede gönülsüz / Ve geceler ağır dünyamız kopmuş gibi yıldızlardan / Kaymada yalnızlığa / Hepimiz düşmedeyiz, şu gördüğün el düşüyor / Nereye baksan hep o düşüş / Ama biri var ki bu düşenleri tutuyor yumuşak ve sonsuz.Şiir sevmeyenlere ‘kelimelerle ateşkes imzalatacak’; güz sevmeyenleri hüzne müptela edecek bu dizelerin sahibi Alman şair Rainer Marie Rilke. Rilke’ye bu dizeleri yazdıran da edebi dehası olduğu kadar ‘sonbahar gibi sonbahar’lar yaşayan memleketi. Hakikaten Almanya, sonbaharın hakkını en fazla veren ülkelerden biri. Ülkeyi bir baştan bir başa dolaşan nehir kenarlarında yapacağınız uzun yürüyüşler ve bisiklet gezileriyle kendinizi bir film karesi içinde düşlemeniz, biraz da havaya girmeniz mümkün. Fonda sarı turuncu hatta neredeyse kırmızı yapraklar... Almanya’ya özgü bir başka renk daha var. Ve hatta sırf bu yüzden kocakarı yazı diyorlar bu mevsime. Sebebini kısaca açıklayalım: Ağlarıyla kendini rüzgâra bırakıp kışı geçirmek için uygun yer arayan örümceklerin ‘yaşlı kadın saçını’ hatırlatan görüntüsü özellikle güneşli sonbahar günlerinde belirgin olarak görülebiliyormuş. Sadece bu yüzden bu mevsime ‘kocakarı yazı’ denmesine sebep olmuş. Sonbahar, otoban kenarlarında bile ağaç görmeye alıştıran doğasıyla Almanya’nın hemen her yerinde güzel geçiyor. Berlin, Heidelberg ve ‘Kara ormanlar’ olarak bilinen İsviçre sınırına yakın Schwarzwald bölgesi bizim önerimiz olsun.Kasım’da New York başkadırBelli bir yaş grubu için klasikler arasına giren, Amerikalı film eleştirmenlerinin ise hep düşük not verdiği Kasımda Aşk Başkadır filmi, hiçbir şey yapmasa da ‘sonbahar eşittir New York’ algısı oluşturdu kafamızda. Sonu ölümle biten bir aşk hikâyesini konu alan film, sonbahar klişelerimize klişe kattı sağ olsun. Güz gelince beş numara şiş alıp örgü örmeye koyulan kızlar, kızlarımız var mesela... Allah sonlarını benzetmesin diyerek konuya geri dönelim. New York, sonbaharın en güzel yaşandığı şehirler sıralamasında hep ilk sıralarda. Filmin etkisi elbette güçlü ama şehrin orta yerinde ranta kurban gitmeyen yeşil alanların güzün gelişiyle renkten renge girmesini hafife almamak lazım. Elin oğlu yapmış, darısı bizim başımıza deyip komşu ülke Kanada’ya göz atalım...Kırmızı yapraklar ülkesi KanadaŞu bilgisayarlarımızın masaüstünde ‘dört mevsim’i temsilen dönen ve dünyanın farklı diyarlarını gösteren fotoğraflar var ya. Hani şu, ‘yok canım öyle renk mi olur? Photoshop’tur kesin’ diyerek kendimizi avuttuğumuz deniz kenarları, ormanlar, dağlar vs.... Hayallerinizi yıkmak istemeyiz sonuçta ama onlar gerçek olabilir. Biz de gidenlerin, geri dönüp anlatanların yalancısıyız. Kanada öyle bir yer mesela. Hassaten sonbaharda. Simgesi ‘en kırmızısından’ akçaağaç yaprağı olan bir ülkeden bahsediyoruz neticede. O zamanlar Photoshop da olmadığına göre kırmızı yaprak efsane değil ve galiba bu kez kandırılmadık ey halkım! Vakti ve bütçesi müsait olanlara duyurulur. Sezon dışı olduğu için nispeten ucuz uçuş bulmak da mümkün. Kanada da tıpkı Almanya gibi ‘sonbaharı’ hemen hemen her şehriyle temsil eden bir ülke. İlla birkaç öneri isterseniz Doğu Kanada ve Vancouver yeter de artar bile. Vancouver’ın hepsi beş kilometreden uzun yürüyüş alanına sahip parkları, dağları ve botanik parkları hemen bugün olmasa da ‘yemeden içmeden kesip’ gezmeye ayıranlara rengarenk doğallıklar sunuyor.Kalabalıktan uzak tatiller için İtalyaİtalya da ekim ortalarına kadar 20 derecenin üzerinde seyreden sıcaklıkları ve eşsiz doğasıyla sonbahar için uygun ülkelerden biri. Sezonda insanı bezdiren kalabalığı ve uçak-otel fiyatları düşerken, sıcaklıkların o kadar da çok düşmemesi İtalya’yı özellikle de Floransa ve Roma’yı cazip kılıyor. Eylül-ekim aylarında çıkan mantar ve cevizi de meşhur olan İtalya, sonbahar döneminde başlayan festivaller ve kültür sanat etkinlikleriyle tatil anlayışı yaz mevsiminden ibaret olmayan turistler için özellikle çekici olabilir.Yapraksız da olsa...Başladığımız yere geri dönelim. İstanbul’da sonbahar nazlı bu sene. Sezen Aksu ‘Bulutlar yüklü ha yağdı ha yağacak üstümüze’ sözlerini bugünler için yazmış gibi. Bekliyoruz... Gözümüz bulutlarda, ‘ağla ağla açılırsın’ demek geliyor içimizden. Yağacağı yok... Şehrin orta yerinde işten, okuldan çıkıp ha deyince gideceğimiz, uzun yürüyüşler yapıp banklarda oturacağımız geniş geniş parklarımız da yok. Çünkü yıkılan stadyumların yerine park yapacak halleri yok. ‘Kalanlara selam olsun’ deyip İstanbul’da sonbaharı ucundan kıyısından hissedebileceğimiz parklardan bahçelerden bahsedip bu bahsi kapatalım en iyisi. Atatürk Arboretumu deyince nereden bahsedildiğini anlamak zor. Belgrad Ormanı içinde, bin 500’e yakın bitki türünü barındıran botanik parkı diyelim daha anlaşılır olsun. Yılın her ayı görmeye değer olan bu canlı bitki müzesi sonbaharda ‘bildiğiniz’ kırmızıya dönüşüyor. Sarıyer yakınlarındaki Bahçeköy’de bulunan park, şehrin merkezinde olmasa, giriş çıkış saatleri epey kısıtlı da olsa ‘zahmet olmadan rahmet olmaz’ diye düşünenler için iyi bir adres. Gülhane Parkı, Fenerbahçe Parkı, Emirgan Korusu, Yıldız Parkı da var, var olmasına da sonbahar nostaljisi yapmak isteyenler için çok uygun olmayabilir. Belediyeler son birkaç yıldır temizlik niyetine yaprakları süpürüyor çünkü. Sonbahar demişken Abant’ı es geçmek ayıp olur. Güz gelince renk cümbüşü yaşatan en mühim yerlerden biri de Bolu’daki Abant Tabiat Parkı. Sarı, turuncu ve kızılın birbiri içine girdiği eşsiz manzarayı tamamlayan ise muhteşem göl manzarası. Saymakla bitecek gibi değil. İyisi mi manzaradan manzara beğenip sonbaharın tadına varın. Nereye giderseniz ne yaparsanız yapın sonbaharın nostaljisini değil, kendisini yaşayın.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

13 Eylül 2014 Cumartesi 12:23

Gökyüzüne bakıp mutlu olan bir kızım

Bu Gece isimli şarkısı ve Yine Mavi adlı albümü ile dikkat çeken Esin İris, müzik dünyasına hızlı bir giriş yaptı. Dünyadan ve hayattan topladığı dataları dingin bir ruh halindeyken şarkıya dönüştürdüğünü söyleyen müzisyen ile serüvenini konuştuk.Esin İris, son günlerde müzikseverlerin adından sıkça bahsettiği bir isim. ‘Yine Mavi’ isimli albümü ile dinleyicilerin karşısına çıkan müzisyen, kendine has bir müzik tarzı oluşturmuş. İçinde Türk sanat müziği de var, pop da, rock da, etnik tınılar da. O aslında daha önce farklı sanatçıların seslendirdiği ve hit olan birçok şarkıya da söz yazdı. Söz yazarlığını yorumculuğundan bir tık önde görüyor Esin İris. Şu an için sadece kendi şarkılarını söylemek istiyor. Onu ilk görenler, dünyayı takmayan biri sanabilir. Ama hiç de öyle değil. O tam bir kitap kurdu ve tam bir araştırmacı. Esin İris’le hikâyesini konuştuk.Müzikle nasıl tanıştınız?Annem Türk sanat müziğini çok sever. Küçükken onun şarkılarıyla uyanırdım. En mutlu sabahlarım onlardı. Her zaman şarkı söyleyerek bir şeyler yapardık birlikte. Oyun oynarken şarkı söylerdim hatta benim oyunum şarkı yazmacaydı. Topu duvara vurup bir ritim bularak onun üzerine şarkı yazardım. Ders çalışırken bazı paragrafları ezberleyebilmek için besteliyordum. 13 yaşımda tam manası ile ilk şarkımı yazdım.Peki hep yazıyor muydunuz, hiç söylemiyor muydunuz?Yazdığım her şeyi söylüyordum aynı zamanda. Rapçi, punkçı, arkadaş gruplarım vardı etrafımda. Hepimiz müzik yapmak için bir araya geliyorduk. Harçlıklarımızı biriktirip stüdyoya girip kayıtlar yapıyorduk. Bazılarını internete koyuyorduk. Okulla beraber müzik yapıyordum. Kendimi bildim bileli hep müzik yapıyorum.Sanırım rap ve R&B müzik sizde daha çok ağır basmış…Onlar daha kalıcı oldular. Çünkü diğer müzik türleriyle genelde sahne performansı yapıyordum. Rock da yaptım, punk da yaptım, soul da söyledim. Ama daha çok rapçilerle yaptığım kayıtları internete koyduğumuz için onlar daha kalıcı oldu. Türkiye’de rap yapabilen kız az olduğu için bunlar ilgi çekti.Birçok önemli isimle de çalışmışsınız…Evet. Birkaç müzisyenle tanışıp bilindikten sonra giderek daha bilinen müzisyenlerle tanışmaya başladım. Ben de severek gittim. Ama dönüp bakınca adım rapçiye çıkmıştı. Ama tam manası ile öyle değildi. Onu da seviyorum ama beni tanımlayan tek başına o değildi. Sonrasında Samuray ile tanıştık ve kendi yazdığım şarkıların ete kemiğe bürünebilmesine şahit oldum. Sonra beş yıl boyunca şarkılar yazıp çöpe attık.Neden?Tam anlamı ile beni doğru temsil eden şarkılar olsun istedik. O süreçte de ben çocukluğumun etkilerine dalmaya başladım. Bir yandan Türk sanat müziği, halk müziği, bir yandan rock müziği etkileri belirmeye başladı. Sonrasında dinlediğim ve etkilendiğim tüm müzik türleri bir şekilde şarkılarıma yansıdı. Hepsini birleştirip bir albüme dökmüş oldum.Peki adı ne oldu bu müziğin? Esin İris müziği mi?Hiç böyle tanımlamaya çalışmadım. Bu soru ilk sorulduğunda Esin şarkıları diyelim demiştim. Yeni bir alaturka olabilir. Modern alaturka olarak tanımlanabilir. Tabii bestelerin içindeki pop öğeler de kesinlikle yadsınamaz.Son dönemde birçok hit olmuş şarkıda da söz yazarı olarak gördük sizi. Bu şarkıları kendiniz söylemeyi düşünmediniz mi?Onlar benim şarkılarım değildi. Söz yazım sürecinde birlikte yazdım. Benim öyle bir iddiam olmadı. Zaten baktığımızda mesela Tuttu Fırlattı tamamıyla bir Gökçe şarkısı, bir Esin şarkısı değil. Ben başkaları için bir şeyler yazarken onların ruh haline ve vücuduna bürünmeye çalışıyorum. Kalp nakli gibi bir şey. Uyuşmazlık olmasın diye.Peki kendi sözlerinizi yazarken daha çok hangi duygular sizi harekete geçiriyor?Ben hayatı ve insanları seyretmeyi, yaşamayı sonuna kadar hissetmeyi seviyorum. Tüm duygularla barışığım. Genelde dünyadan hayattan dataları topluyorum ve üzerimden negatif enerjiyi atıp tamamen atmosferini kendimin doldurduğu bir mekânda şarkılarımı yazıyorum.Hep kendi şarkılarınızı mı söylemeye devam edeceksiniz?Şarkı yazarlığı bende yorumculuktan yüzde 1 birim daha ağır basıyor. Onun için bundan vazgeçmek istemiyorum. Benim şarkılarım olmayan ama sahnede söylediğim benim için yazılmış gibi hissettiğim şarkılar söylüyorum. Belki bir gün anonim bir türkü koyabilirim albümüme. Bir gün biri bana gelip “Senin için şarkı yazdım.” derse sanırım çok rahat hissedemem kendimi. Ama oturup birlikte yazarsak o zaman olur.Müzikte kendinize koyduğunuz hedef nedir?Dünyaca ünlü olacağım, şöyle olacağım şeklinde hırslarım yok. Ben insanlarla sahnede çok sıkı bir iletişim kurmak ve kalabalıklara şarkı söylemek istiyorum. O iletişimi yakalamak istiyorum. Onun için nereye gelmem gerektiğini biliyorum. Ama bir kişiye şarkı söylediğim de oldu. Kitlelerle şarkılarımı söylemeyi istiyorum.Gerçekten klipte göründüğünüz gibi hayat dolu biri misiniz?Her sabah uyanıp mutluluk içinde dışarı koşmuyorum tabii. Pamuk şekerleri ve tek boynuzlu atlardan oluşmuyor dünyam. Ama genelde pozitifim. Hayatın tadını çıkarmaya çalışıyorum. Hayatta olduğunu hissettiğim her an benim için güzeldir. Çocuk gibiyim aslında.Aynı zamanda hayatı sorgulayan biri var karşımızda…Evet ama bu sert bir sorgulama değil. Araştırdıkça, anlamaya çalıştıkça ve soru sordukça kendimi daha mutlu hissediyorum. Belirsizlik ve çözümsüzlük canımı sıkıyor. Bir şeyleri araştırıp öğrenmek ve üzerinde tahminler yürütebilecek hale gelmek benim için büyük gönül rahatlığı. Çok kolay mutlu olan biriyim. Gökyüzüne bakıp mutlu olan bir kızım. Sabah kalktığımda gökyüzü mavi ise ben orada umut görüyorum.Albümün adı da zaten Yine Mavi. Kinayesi bu olsa gerek…Gökyüzü o tatlı mavisindeyse benim bütün sıkıntılarım bitiyor. Bu dünyayı takmıyorum gibi bir şey değil. Ben oh hayattayım ve hayat güzel diyorum. Gökyüzü ne olursa olsun o renge geliyorsa benim de hayatım bir şekilde yolunu bulacaktır diyorum. Ben de o ruh haline geleceğim diyorum.Şarkıların içinde ince hicivler de var… Neler rahatsız ediyor sizi?Hepimizin içinde iyi ve kötü var. “Hayatta iyi bir insan olarak kalmaktan daha zor bir şey yok” demişti babam. Ona çok hak veriyorum. İçimizdeki kötüye ve bununla savaşımıza aynı zamanda dışımızdaki kötülüklere ve bunlara müdahale edemeyişimize üzülüyorum. Gam ve Figan isimli şarkı hem içimizdeki hem de dışımızdaki kötüye sert bir söylem aslında. Kendim de iyi biri olmaya çalışıyorum diyor. Aslında kendimi de hicvediyorum. a.pektas@zaman.com.trReklamcılık bana çok şey öğretti“16 yaşında harçlık çıkarmak için cıngıl seslendirmeye başladım. Ondan sonra radyo spotları da seslendirdim. Ondan sonra bunları kendim yazmaya başladım. Bir reklam okuluna girdim. Sektörün duayenlerinden ders aldım. 19 yaşımda işe girdim. 6,5 sene reklam yazarı olarak çalıştım. Türkiye’nin ve dünyanın en büyük markaları ile çalışma şansım oldu. Reklamcılıktan çok şey öğrendim. Derdi iletişim olan bir insan olarak iletişimi öğrenmek benim ufkumu genişletti.”

Internetin Ilk Türk Gazetesi

12 Eylül 2014 Cuma 22:59

Tabiatın hazinesi çekirdekte saklı

Fındık ya da fıstık zarı, nar, şeftali ve kuşburnunun çekirdekleri, buğday ruşeymi… Akla gelmeyecek pek çok üründen üretilen yağların kimi sağlıklı kalmak için içiliyor, kimi kozmetikte kullanılıyor.“Taşı sıksa suyunu çıkarır!” diye bir tabir vardır ya, Tabia firması için durum biraz farklı. Zira onlar taşı değil belki ama akla hayale gelmedik meyve ve tahılların yağını çıkarıyor. Fındık ya da fıstık zarı, kuşburnu, şeftali, kayısı hatta nar gibi meyvelerin çekirdeklerinden bile yağ üretiyorlar. Üstelik ülkemizde ilk defa denenen bir yöntemi kullanarak bu yağları fiziksel ya da kimyasal hiçbir işleme maruz kalmadan tamamen doğal bir şekilde elde ediyorlar. Biz de kozmetikten sağlığa birçok alanda kullanılan Tabia yağlarının üretildiği Aydın’ın Söke ilçesindeki fabrikayı gezdik ve Doğal Destek Ürünleri AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Temizel ile hangi yağların nelere iyi geldiğini konuştuk.‘Yağını çıkardığımız çekirdekler, bakanlığın listesinde bile yok!’Çekirdek ve tohumlar meyve bitkilerinin özünü taşıdığı için çok daha değerli aslında. Tonlarca meyve çekirdeğinden bir kilo yağ ancak çıkartılıyor. Zekeriya Temizel, en çok da bu yağa gereken değerin verilmemesine hayıflanıyor. Zira kayısıdan şeftali ve nara kadar birçok meyvenin ihracatı yapılsa da, bu alandaki geliri beş-on katına taşıyacak yağlar değerlendirilmiyor. Eski Maliye Bakanı olan Zekeriya Temizel’in bu işe girme fikri de bundan birkaç yıl önce mensubu olduğu Ülke Politikaları Vakfı’nda şekillenmiş. Bu alandaki açığı fark etmesiyle işe başlaması bir olmuş. Henüz birkaç yıl olsa da hayli mesafe kat ettiklerini anlatıyor. Buğday ruşeyminden tutun çörekotuna, vişne, şeftali, kayısı, nar ve kuşburnu çekirdeğinden tutun keten tohumu, nane, fesleğen ve bademe kadar onlarca bitki ve meyveden yağ üretiyorlar. Kimi sağlıklı kalmak için içilirken kimi de kozmetikte haricen kullanılıyor. “İçemediğiniz hiçbir ürünü yüzünüze sürmeyin!” sloganından hareketle çıkmışlar yola. Bunu yaparken de gazların sıkışıp sıvı hale gelmesini sağlayan dünyanın en ileri ekstraksiyon yöntemi olan süperkritik karbondioksit (SC-CO2) yöntemini kullanıyorlar. Temizel, “Öyle şeylerden yağ elde ediyoruz ki, Tarım Bakanlığı’nın listesinde bile yok. O durumda öncelikle bakanlığa ürettiğimiz yağı tanıtmak durumunda kalıyoruz. Örneğin kuşburnunu herkes bilir ama biz içindeki çekirdekten bile yağ üretiyoruz.” sözleriyle anlatıyor durumu.Buğday ruşeym yağı: Buğdayın embriyosu aslında. Besin değerini kazandıran bileşenlerin büyük kısmı burada gizli. Ancak bu değerli kısım buğday işlenirken unun raf ömrünü kısalttığı ve mayalanmayı geciktirdiği için üreticiler tarafından ayrılıyor. Başka bir deyişle besin değeri yüksek kısım çöpe gidiyor adeta. Ruşeymden elde edilen ruşeym yağında doğal E vitamini, Alpha, Beta ve Gama Tokoferol, omega 9, omega 6 ve omega 3 bulunuyor. Bir ton buğdaydan 20 kilo ruşeym, 20 kilo ruşeymden de 1 kilo ruşeym yağı elde ediliyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor, refleksleri hızlandırıp kaslarda enerji depolamaya yardımcı oluyor. Sporcuların performanslarını artırmada, çocuklarda fizyolojik gelişmelerini desteklemede, bağırsak florasının ve mikrobiyal dengesinin korunmasında yardımcı bir besin. Bu yöntemle üretilen ruşeym yağında gluten bulunmadığı tespit edilmiş. Bu nedenle gluten alerjisi bulunanlar veya çeşitli nedenlerle glutensiz gıdalarla beslenmek zorunda olanlar için buğday ruşeymi yağı önemli bir besin desteği. Özellikle karaciğer hasarlarının tedavisine de yardımcı.Çörekotu yağı: Efendimiz’in (sas) ‘Ölümden başka her derde deva’ olarak gösterdiği çörekotu, üzerinde en çok araştırma yapılan bitkiler arasında. Çörekotu yağı bünyesinde, omega 6 yağ asidi, faydalı elementler, enzimler ve vitaminler gibi 100’den fazla öğe bulunuyor. Çörekotu yağı, özellikle buğday ruşeym yağıyla birlikte vücudun bağışıklık sistemini güçlendirmede etkili. Antibakteriyel özelliği olup mantarlarla savaşta da güçlü bir silah.Nar çekirdeği yağı: Nar çekirdeği yağının antioksidan özelliğinin yanı sıra bol miktarda E vitamini barındırıyor. Nar çekirdeği yağı üç bağ içeren konjuge yağ asitlerini (CLA) yapısında bulunduran ender bitkisel kökenli yağlardan. Yapılan araştırmalarda nar çekirdeği yağının meme kanserinde kanserli hücrelerin kendi kendini yok etmesini teşvik ettiği yolunda bulgular ortaya konmuş. Yüksek tansiyon hastaları da tercih ediyor. Yine içeriğindeki E vitamini sebebiyle özellikle nemlendirici etkisiyle cilt bakım ürünü olarak da haricen kullanılabiliyor. Nar çekirdeği yağıyla kuşburnu çekirdeği yağının karışık olarak yer aldığı cilt bakım yağı da cildin kaybettiği elastikiyeti geri kazanmasını sağlayarak sarkma ve kırışıklıkları önlüyor.Kayısı çekirdeği yağı: Kayısı çekirdeği yağı potasyum ve A vitamini özü karoten yönünden zengin doğal içeriği ve ideal omega yağ asitleri bileşimiyle çok değerli bir cilt bakım ürünü. Erken yaşlanan, normal ve karma ciltlerin sorunlarının giderilmesinde oldukça yardımcı. Besleyici ve canlandırıcı özelliği var. Kuruyan, nem dengesi bozulan cildin tekrar beslenerek dengesini bulmasına katkıda bulunuyor. Kayısı çekirdeği yağı, hassas bölgelerde ve göz etrafında da kullanılıyor. Cildin soğuğa karşı korunmasında da etkili. Cilde masaj yaparak uygulanıyor. Vişne çekirdeği yağı: Vişne çekirdeği yağı, içeriğindeki zengin vitamin, mineral ve doymuş yağ asitleri nedeniyle doğal bir nemlendirici. Cildin nemlendirilmesinde, UV ışınlarından korunmasında, akneli ciltlerin bakımında ve düzenli kullanıldığında cildin ölü derilerden temizlenerek canlılık kazanmasında etkili.Şeftali çekirdeği yağı: Bu ürüne yapısı nedeniyle ‘yağ gibi olmayan yağ’ demek daha doğru aslında. Bu özel yağ, cildi temizlerken ve gözenekleri tıkamıyor. Ayrıca yağlı ciltler için uygun. Her cilt tarafından kolay ve hızlı bir şekilde emiliyor. Omega yağ asitleri bileşimi ve içeriğinde bulunan A, B ve E vitaminleri sayesinde cildin besleyerek pürüzsüz görünmesini sağlıyor. İçerisinde bulunan vitaminler nedeniyle antioksidan özelliklere sahip.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

12 Eylül 2014 Cuma 22:59

CAZİBE OYUNLARI

Bu çiçekte kelebeğin hakkı var. Kelebekte de çiçeğin hakkı. Birbirleri olmadan varlıklarını idrak edemiyorlar. Bu birliktelik evrenin her noktasında başka oyuncular tarafından da sahneleniyor.Her şey diğeri için cazibe merkezi. Söz gelimi çimenlerle koyunlar arasında, kurtlarla kuzular arasında, etoburlarla otoburlar arasında, havuç ile tavşan arasında, fare ile yılan arasında, güneşle yıldızlar arasında, kadınla erkek arasında, karanlıkla aydınlık arasında süper bir alışveriş var.Belli ki yer ile göğün hamuru aşkla mayalanmış. Bütün aşk hikâyeleri gibi kendi içinde bir gerilim de taşıyor bu hikâye. Kaçmaları ve kovalamacaları eksik değil. Her avcıya bir av, her ava bir avcı gerek. Bir şeyi elde etmenin bedeli, başka bir şey tarafından elde edilmek. Her nesne ötekini kendine katmak istiyor. Su toprağa karışmalı, ateş hava ile büyümeli ve aynı zamanda ateş-hava ikilisine su-toprak çifti müdahale etmeli.Atomaltı parçacıklardaki cazibe oyunlarını saymıyoruz bile. Tek başına anlam taşıyan bir nötrino bile yok. Hiçbir kamera bu sonsuz ilişkiler ağını kayda geçiremez, hiçbir bilgisayar sadece tek bir nesnenin aşk hikâyesini yazamaz.Bakınız Skeptic dergisinin yayımcısı, İyi ile Kötünün Bilimi adlı kitabın yazarı Michael Shermer bir makalesinde ne diyor:“Yapılan hesaplamalara göre, evrenin uzak geleceğinde bir bilgisayarın, yaşamış olan ya da yaşamış olma ihtimali olan her insanı (yani bir insan yaratmak için var olan tüm genetik kombinasyonları) birbirleri ve çevreleriyle aralarındaki tüm nedensel etkileşimlerle beraber sanal bir ortamda yeniden canlandırabilmesi için 10 üzeri 10 üzeri 123 bit (yani 1’in yanına 10 üzeri 123 tane sıfır) belleğe sahip olması gerekiyor. Aklımızın alabileceği herhangi bir gelecekte hiçbir bilgisayarın bu düzeyde bir güce ulaşamayacağını söylemek yeterli. Aynı şekilde hiçbir insanın buna yaklaşması da mümkün değil.”Hayatın bu akıl almaz azametini görüyor musunuz?***ÖZGÜR İRADEKararlarımızı ve eylemlerimizi yönetmekte özgür müyüz acaba? Bu sorunun cevabı hem evet hem de hayır olabilir. Beyin fırtınası başlasın:Evet, çünkü vücudumuzdaki moleküller doğumdan ölüme kadar sürekli değiştiği halde, yaşadığımız her şey anılarımızın toplandığı bir kara kutuda saklanabiliyor. Demek ki hiç değişmeyen, varlığından çok da haberdar olmadığımız bir iç benliğimiz var.Hayır çünkü, bizi nelerin etkilediğini eksiksiz bilemeyiz. Davranışlarımızı, kabullerimizi, değerlerimizi yönlendiren sonsuz sayıda veriyi beynimizin nasıl işlediğini analiz etme imkânımız yok. Bir değil bin ömrümüz daha olsa bu bilgiye erişemeyiz. Mecburen seçimlerimizin özgür olduğu yanılgısına sığınıyoruz.Evet çünkü, az ya da çok akıl sahipleriyiz ve onu nasıl kullanacağımızı biz bilmiyorsak kim bilecek yani? Suç varsa ceza da olacak, karanlık varsa aydınlığı, cehalet varsa bilgiyi aramak durumundayız. Özgür irademiz yoksa dünya sıfırlanır.Hayır çünkü, seçimlerimizi mantıklı bir hikâyeye dönüştürerek bizi yanıltan bir egomuz var. Eğer kararlarımızı bilinçli bir farkındalık durumunda almıyorsak, söz gelimi uyuşturulmuşuz da durumdan haberimiz yoksa, özgür iradeden nasıl söz edebiliriz?Evet çünkü, kendimizi cennete layık görürken, bazılarını cehenneme yollamak isteriz. İrademiz yoksa bu isteğin kaynağı ne?Hayır çünkü, sürekli başkalarının beynini ödünç alıyoruz. Eğer bilinç varsa, bu insanlığın kollektif bilinci olmalı. Kendi payımızı ayrıştırmak imkânsız. Ama burada bir çelişki var, o zaman başkalarının hatasını da yüklenmemiz gerekir.Evet çünkü, aksi takdirde robot ya da köle olduğumuzu kabullenmemiz lazım.Hayır çünkü, çok cahiliz ve hep cahil kalacağız. Bilgiyi arasak bile asla her şeyin bilgisine varamayacağız. Bir kar tanesinin bile nasıl oluştuğunu bilemezken irademiz nasıl özgürce karar alabilir?Evet çünkü, yaradan bize cüzi de olsa bir irade vermiş.Hayır çünkü, külli iradenin yanında cüzi iradenin nasıl hükmü olabilir?Evetten hayıra: Hem külli iradeye boyun eğ hem de sorumluluğunu taşı o zaman kardeşim.Hayırdan evete: Döndük dolaştık tevhide geldik. Ah keşke ikiyi bir yapabilseydik.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

12 Eylül 2014 Cuma 22:59

Sanat müziği albümü yayınlayacak var mı?

Son yıllarda yok denecek kadar az Türk sanat müziği albümü yayınlanıyor. Çok değil, beş yıl öncesinde yılda en az on tane kaliteli albüm çıkardı. Melihat Gülses, Zekai Tunca, Umut Akyürek gibi isimler de olmasa genç kuşak böyle bir müzik türünün varlığından habersiz kalacak.Müziği ve müzik piyasasını yakından takip edenlerin mutlaka dikkatini çekmiştir. Son yıllarda neredeyse yok denecek kadar az Türk sanat müziği albümü yayınlanıyor. Radyolarda hep eski şarkılar çalıyor. Yeni bir ses, yeni bir şarkı duymak neredeyse imkânsız. Piyasaya çıkan hemen her albümü takip eden ve büyük bir kısmını dinleyen biri olarak söyleyebilirim ki, son iki yıldır bu türde elime geçen albüm sayısı bir elin parmakları kadar. Çok değil, beş yıl öncesine gittiğimizde yılda en az on tane kaliteli, bir o kadar da orta düzeyde bu tarzda albümler çıkardı. On yıl öncesine gittiğimizde neredeyse her yorumcu sanat müziği söylüyordu. Şimdilerde bir-iki proje albümü haricinde bu türde albüm çıkmıyor. Melihat Gülses, Zekai Tunca, Umut Akyürek gibi isimler ve onların inatla yaptıkları özverili çalışmalar da olmasa bugünün genç kuşağı böyle bir müzik türünün varlığından habersiz kalacak.Aslına bakarsanız Türkiye’de sadece TRT bünyesinde çalışan birçok Türk sanat müziği sanatçısı var. Belediye korolarında kadrolu olarak çalışan sanatçılar da bulunuyor. Üstelik bu isimlerin kahir ekseriyeti konservatuvarları dereceyle bitirmiş, çok önemli hocalardan ders almış, ses ve yorum yönünden de güçlü müzisyenler. Peki neden albümlerini göremiyoruz? Geçtiğimiz günlerde sohbet etme imkânı bulduğum bir sanatçıya bu konuyla ilgili aklımdaki tüm soruları sordum. Verdiği ilk cevap, ‘yeni şarkılar üretilmiyor’ oldu. “Bildiğimiz ve neredeyse herkesin diline pelesenk olan şarkılar en iyi sesler tarafından yorumlandı zaten. Yani Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Yıldırım Gürses ve daha niceleri bu şarkıları en iyi şekilde yorumladı. Halk bu şarkıları onların sesinden sevdi. Yeni bir yorumu sevmiyor, zaten onlar kadar da iyi yorumlayabilen çıkmıyor.” İkinci sebebi, bu türden albümlerin çok maliyetli oluşu. Pop müzikte olduğu gibi sadece stüdyo ortamında ve elektronik bir şekilde kaydedemiyorsunuz. Tamamen akustik ve saz sanatçıları tarafından icra edilmeli. Üçüncüsü de bu tür albümlerin kıymetini bilecek, yatırım yapacak ve arkasında durabilecek yapımcı bulmak. Pop müziğin hüküm sürdüğü neredeyse bütün yayın mecralarının bu müzik türüne hapsolduğu bir dönemde, yapımcılar bu türden bir işe ölü yatırım gözüyle bakıyor maalesef. Konuştuğum sanatçı, birçok arkadaşının albüm çıkarmak istediğini ama seslerini duyuramayacaklarını bildikleri için bu işe hiç yanaşmadıklarını söyledi. Hatta çoğu Türk müziği eğitimi almış arkadaşının piyasada örnekleri olduğu için pop müziğe yönelerek bu müziğe ihanet ettiği konusunda sitemlerde bulundu. Durum bu kadar karamsar olsa da yine de bu konuda her şeyin bittiğini söyleyemeyiz. İyi şarkı ve iyi yorum türü ne olursa olsun mutlaka karşılığını bulur. Hem de bu kadar çok sosyal mecranın bulunduğu bir dönemde. Eğer yeni ve güzel bir şarkı yakalanmışsa, video paylaşım sitelerinde ya da dijital müzik platformlarında paylaşılabilir. Bir yapımcıya ihtiyaç kalmadan o şarkı milyonlara duyurulabilir. Artık yıldız isimlerin bile albüm yapmadığını düşündüğümüzde genç sanat müziği sanatçılarının kendilerine gelecek albüm tekliflerini beklemek yerine seslerini bu şekilde duyurmaya çalışması gerek. Böyle bir davranış sanat müziğinin ruhuna saygısızlık değil, bilakis geleceği için özverili bir çalışma olur.Yine çalıntı şarkı kavgasıYonca Evcimik ile Hande Yener arasında sosyal medyada başlayan şarkı kavgası mahkemeye taşındı. Evcimik, Yener'i savcılığa şikâyet etti. Geçtiğimiz hafta Evcimik, Yener'in Berksan ile birlikte söylediği ‘Haberi Var mı?' adlı şarkının, kendisine ait olan ‘Yallah Sevgilim'den çalıntı olduğunu iddia etmişti. Yener de, Evcimik'in ‘Burası İstanbul' şarkısının çalıntı olduğunu öne sürmüş ve yeni albümünü kastederek "Full albüm arak sanırım." demişti. Aslında bu türden polemikler müzik dünyasında sık sık yaşanıyor. Bunun tek sebebi sadece gündeme gelmek ya da magazinsel kaygılar değil aslında. Tartışmaların temelinde başta müzisyenlerin es geçtiği ve görmezden geldiği bir gerçek var. Son yıllarda yapılan şarkıların çoğu neredeyse birbirinin aynısı ve tekrarı gibi. Aralarında sadece küçük melodik farklar var. Özellikle hareketli şarkılarda bu farklar yok denecek kadar az. Birçok pop şarkısı yabancı ülkelerde yapılan şarkıların melodilerini anımsatıyor. Aslında her şey birbirinin içine o kadar girdi ki, neyin gerçek neyin sahte olduğunu anlamak çok zor hale geldi. O yüzden son yıllarda sık sık ‘alıntı, çalıntı, arak’ sözlerini duyar olduk. Sürekli kendini tekrar eden, yeni ve kaliteli şarkılar üretemeyen bir müzik piyasasında bu polemiklerle daha çok karşılaşırız.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

13 Eylül 2014 Cumartesi 00:05

Bu köyler futbolcu fabrikası

Bu yıl sekizincisi gerçekleşen ‘Futbol Köyleri’ projesi, yetenekli minik futbolcuları geleceğe hazırlamaya devam ediyor. Bu kapsamda çocukların birçoğu büyük takımlar ve milli takımlarda oynama şansı yakalıyor. A Milli forma ile Danimarka’ya gol atan Ozan Tufan, Fenerbahçe’den Beykan Şimşek, Beşiktaşlı Muhammed Demirci bunlardan birkaçı…Geçtiğimiz pazartesi günü Türkiye Futbol Federasyonu ile Ülker’in organize ettiği ‘Futbol Köyleri’nin kapanışı için Sakarya Kırkpınar’daydık. Sakarya Üniversitesi’nin Meslek Yüksekokulu’nda sekizincisi gerçekleştirilen projenin 2014 yılı eğitim dönemi sona ermiş oldu. Bu yıl iki etap halinde gerçekleştirilen projede minikler maç yaptı, drama oynadı, resim çizdi… Hocaları ise bir an olsun başlarından ayrılmayarak direktiflerini verdi. Futbol Köyleri projesi, Türkiye futbolundaki yetersiz altyapıya destek olmayı amaçlıyor.‘Sakarya Futbol Köyleri’ takımıyla tanışmamıza vesile olan projenin sponsoru Yıldız Holding’in Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Ülker, projenin geleceğin futbol yıldızlarını yetiştirdiğine dikkat çekiyor. Bursaspor’un genç yıldızı Ozan Tufan’ın bu köylerden çıktığını hatırlatan Ülker, “8 yılda 270 bin çocuğa ulaştık. Buralarda çocuklar takım olmayı, farklı illerden gelmelerine rağmen beraberce kaynaşmayı öğreniyor.” diyor. Ülker, milli takımlara gurur duyacakları oyuncular yetiştirmeyi hedeflediklerini anlatıyor: “Sadece sportif yönüyle değil, ahlâken, dürüstlüğüyle, gayretiyle, takım arkadaşlarına desteğiyle dünyaya örnek sporcular yetiştirmek istiyoruz.”Ülker’e göre fair-play çok önemli. 10 günlük bir sürecin az olduğunu da değiniyor. Grassroots; UEFA tarafından tüm dünyada çocukların spora eğilimini artırmak için geliştirilen bir proje. 2004 yılında 500 bin çocukla başladı, bugün 54 ülkede 4,6 milyon çocuğa spor yapma olanağı sağlıyor. Almanya’dan İspanya’ya, Danimarka’dan Hollanda’ya kadar geniş bir yelpazeye sahip. Projenin her ülkede destekçileri var. Türkiye’de Türkiye Futbol Federasyonu ile Ülker başı çekiyor. Farklı ayaklardan oluşan Grassroots projesinin ilk adımlarından biri 2007 yılında Van’da atıldı. O yıl Van Futbol Köyü’ndeki 500 çocukla başlayan serüven, bugün 272 bin çocuğun sporla buluşmasına imkân sundu. Aynı zamanda çocuk yaşta keşfedilip genç milli takımlara ve kulüplere kazandırılan futbolcular da bu köylerden çıkıyor. Bunlardan biri geçtiğimiz haftalarda Danimarka’ya gol atarak galibiyeti getiren 19 yaşındaki Bursasporlu Ozan Tufan. Bursa Futbol Köyü kampında eğitim görmüş bir oyuncu o. Süper Lig tarihinde gol atan en genç oyuncu unvanını kazanan Bursasporlu Enes Ünal, Galatasaray’ın genç yıldızı Berk Yıldız, Fenerbahçeli Beykan Şimşek ve Beşiktaş’ta A takıma seçilen Muhammed Demirci de bilinen yıldız gençlerden birkaçı. Kızlarda da benzer bir başarı çizgisi mevcut. Yedi yılda 36 erkek ve 44 kız oyuncu Futbol Köyleri’nden genç milli takımlara seçilmiş. Ayrıca Türkiye, UEFA Grassroots programında beş yılda beş yıldız alarak en hızlı gelişme gösteren ülkelerden biri oldu.Sekiz şehirde yapılıyorBu yıl iki etap halinde sekiz şehirde, (Isparta, Erzurum, Nevşehir, Sakarya, Sinop, İzmir, Elazığ, Balıkesir) yapılan Futbol Köyü kamplarına farklı il ve ilçeden gelen 12 yaş 280 erkek, 12-13 yaş arasındaki 120 kız çocuğun katıldığı program, 10 günlük süreç üzerinden gerçekleştiriliyor. Profesyonel ekipler tarafından düzenlenen eğitim programında sporcuya nitelikli futbol eğitiminin yanı sıra beslenme, oyun kuralları, futsal, ilkyardım, çevre bilinci, satranç, drama ve diş sağlığı eğitimleri veriliyor. Her bir futbol köyünün 40 sporcu kontenjanı olduğunu göz önüne alarak, 10 Futbol Köyü’nde 400 minikle gerçekleştirilen organizasyonda yedi erkek, üç kız futbol köyü bulunuyor.U19 Milli Takımı Antrenörü Emre Aşık da, bu yıl Futbol Köyleri’ne yaptığı ziyaretlerle projenin yüzü oldu. Futbol Oyun Kuralları ve fair-play eğitimi için seminer içinde FIFA kokartlı hakem Halis Özkahya da hazırdı.Futbol sadece Süper Lig’den ibaret değilTürkiye’nin en tecrübeli kalecilerinden biri Özden Öngün. Toplamda 13 kez milli forma taşıyan Öngün, futbol köylerinin gönüllülerinden. Geçtiğimiz ocak ayında futbola veda ettiğini, ardından milli takımlarda görev aldığını söyleyen 36 yaşındaki eski kaleci, projeden çok memnun. Gelecek yıllar içinde futbol köylerinden çok iyi kalecilerin çıkacağından da umutlu, çiçeği burnunda kaleci antrenörü. Çocuklara verilen madalya sonrasında görüştüğümüz Öngün, “Futbol sadece Süper Lig veya PTT Birinci Lig’inden ibaret değil. Futbol buralarda başlıyor. Ozan Tufan’ın gol atması bu proje adına çok anlamlıydı. Kaleci departmanı olarak ilk kez katılıyoruz bu köylere. Dört kalecimiz var ancak önümüzdeki sene planımız daha kalabalık bir kaleci topluluğuyla gelmek. Aramızda Türkiye’de okullar arası şampiyon olmuş takımın kalecisi de var. Önümüzdeki günlerde Brezilya’da şampiyonaya katılacaklar. Çok yetenekli, çalışırken de çok disiplinli bir arkadaşımız.” diyor.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

12 Eylül 2014 Cuma 22:59

Hızlı modaya inat zamansız moda

Moda dünyasında her şey o kadar hızlı değişiyor ki vitrinleri takip etmek bile artık çok zor. Bu durum satın alma davranışlarını etkilerken, uyumsuz ve kişiliksiz giyim tarzlarını da beraberinde getiriyor.Mevsim hâlâ sonbaharı yeterince yansıtmasa da vitrinlerde sonbahar rüzgârları esmeye başladı. Moda dünyasında artık her şeyin daha da hızlı değiştiğini söylemek gerekli bu noktada. Tabii sezon kavramının da yeniden yapılandığını… Dört değil, neredeyse sekiz hatta daha fazla ara sezon oluşuyor. Bir giydiğini bir daha giymeyen bir kuşağın altyapısı galiba bu abartılı hız.İnsanlar -özellikle modayla ilişkileri oturunca- gelip geçici heveslerle değil, kişiliklerine hitap eden tasarımları aramaya başlıyor. Bu durum da kendiliğinden zamansız kıyafetlere olan ilgiyi artırıyor. Dünya modasında Jil Sander, Chloe, Hermes gibi markaların başını çektiği bir yol oluştu bile. Tesettür giyim konusunda da markalar tasarımları zamansız modaya ayarlama gayretinde. Mesela Tekbir Giyim bu kış için hazırladığı koleksiyonda zamansız parçalara geniş yer vermiş. Renkler konusunda da marka her giyinme dolabında olması gereken parçaları güncel bir biçimde yorumlamayı ihmal etmemiş. Bej, ekru, taba, kahve, bordo ve siyah renkler yumuşak kaşmir, 60’ların simgesi tüvit ve ipek gibi asil kumaşlarla hayat buluyor. Bildiğimiz Tekbir Giyim koleksiyonlarından farklı olarak gün içinde konforlu bir şıklık vaat eden tasarımları görmek sevindirici. Koleksiyonda en beğendiğim detay, etnik motiflerin kullanılmasıydı. Bütün dünyada öne çıkan ve aslında birçoğu bizim topraklarımızın parçası olan motifleri nedense yıllarca tesettür giyim markalarında görmek mümkün değildi. Oysa doğru yerde ve ölçüde kullanıldığında pekâlâ mümkün olabiliyor. Etnik yaka detaylı yeleği bu yüzden ayrıca beğendiğimi söyleyebilirim.Tasarımlarda fonksiyonelliğin üzerinde biraz daha durulması gerçeği ise hâlâ gündemde. Dahası kadın müşteriyi anlayıp ihtiyacına cevap verecek bir yapının da oluşması için hâlâ atılacak adımlar var.Desenler erkek giyime de sıçradıYaz mevsiminin bol desen ve renkli geçen günleri kışın da devam ediyor. Fakat bu sefer rota erkek giyime kaydı. Dünyadaki sokak modasında birkaç sezondur erkek giyimin yükselen trendi desenli tasarımlar, centilmen bir stille öne çıkıyordu. Şehirli ve giyimine özen gösteren beylerdeki eğilimi fark eden birçok marka bu kış özellikle gömleklerde desenlere yer veriliyor. Aslına bakılırsa desen merakı dış giyimden spor giyime kadar hemen her yerde var. Gömleklerde ise şal desenden geometrik desenlere daha minik baskılı tasarımlar, giyim tarzında büyük değişiklikler yapma konusunda çekimser beylere de hitap ediyor. Gömlekleri tamamlayan kravatlar ise geçmişte alışık olduğumuzun aksine yine desenli. Hatta özellikle podyumlardaki görünümler desen patlamasıyla karşımıza çıkıyor. Ceketlerde, gömleklerde ve kravatlarda aynı anda desen gördüğünüz birçok defileyle markalar kışa merhaba dedi. Desenleri bu kadar iç içe kullanmak her zaman mümkün olmasa da daha mütevazı desenler erkek giyime şık bir hareket kazandırıyor.Evde anne-kız uyumuAnne-kız takım ruhu, modayı ve yeni nesil anneleri fazlasıyla içine çekti. Bu konuda ilk sırada düğün ve davet kıyafetleri yer alıyor. Anneler, kızlarına kendileriyle uyumlu olması için kıyafetler diktiriyor. Fakat söz konusu olan abiye olunca ortaya yakışıksız elbiseler çıkabiliyor. Yeni İnci’nin bu sezon hazırladığı anne-kız pijamalarını ise ayrı bir kategoride değerlendirmek lazım. Doğrusunu söylemek gerekirse ev giyimi denince ilk akla gelen pijamalar konusunda ben de yelkenleri suya indirenlerdenim. Takım halinde uyumanın pek bir zararı olmaz gibi. Ne de olsa davet elbiselerinin şatafatından; taşlardan pullardan, ipek, saten abartılı kumaşlardan münezzeh bir alan burası. Koleksiyon ise uyku saatleri dışında da anne ve kızlarının rahatça kullanabileceği takımların tasarımlarıyla çok eğlenceli olmuş. Kız çocukları için hazırlanan modeller 3 ile 14 yaş aralığına hitap ediyor. Güzel tarafı ise tasarımların kız çocuklarının yaş aralığına uyumlu olmasına dikkat edilmesi. Ev giyimi bile olsa çocuklara yaşlarından büyük roller yükleyen tasarımlar itici oluyor. Yeni İnci’nin anne-kız takımlarında bu anlamda şirin ve eğlenceli modeller öne çıkıyor.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

12 Eylül 2014 Cuma 22:59

Hem şal hem eşarp

Şalın da eşarbın da müdavimi çok. Ancak birinin rahatlığını, diğerinin şıklığına feda edemeyenler de yok değil. 19 yaşındaki Şüheda Genç’in ikisini birleştirerek tasarladığı şal eşarp epey ilgi görüyor.Son zamanlarda trend ibresi bir şalı gösteriyor, bir eşarbı. İkisinden de vazgeçemeyenler haksız sayılmaz. Zira şal oldukça rahat ve spor, eşarp ise daha şık ve ağır bir hava katıyor tercih edenlere. Tabii ikisinin de dezavantajları yok değil. Şalı yazın sıcağında lahana gibi kat kat dolamak bunaltıcı olabiliyor, önünü uzun tutunca ensenin sürekli açılma riski de cabası. Eşarba gelince, onun da ön kısmının düşüp alnınıza yapışmadan düzgün durmasını becerebilenleri ayakta alkışlamak gerek. Hele de yağmurlu günlerde. Peki şalın rahatlığını, eşarbın şıklığını bir arada yakalamak mümkün mü? Soyadı gibi genç girişimci Şüheda Genç de bu soruya hayli kafa yormuş. Cevabıysa kendi tasarımı olan ‘Şaleşarp’ta gizli. Hem şal hem eşarp olarak tasarladığı örtüye ilgi büyük.82 farklı kalıp denediŞüheda Genç, henüz 19 yaşında. İstanbul Aydın Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı üçüncü sınıf öğrencisi. Aynı zamanda iç mimarlık okuyor. Lakin onun görsellik konusunda kafa yorduğu mevzu başka. Kendisi imam hatipte okuduğu lise yıllarından beri örtülü. Her başörtülü mutlaka şalı tadacaktır düsturunca bir dönem şal kullanmış ancak hem kayması hem kat kat dolamaya rağmen açıkta kalan ensesi onu yeni arayışlara yöneltmiş. Eşarbı denemiş lakin onu da görüş açısına engel olmadan, ön kısmı alna yapışmadan takabilmek ayrı maharet. Hal böyle olunca tasarıma olan ilgisi onu farklı bir ürün geliştirmeye itmiş. Aylarca süren denemeler, 82 farklı kalıp neticesinde hem şal hem eşarp olarak kullanılan ‘Şaleşarp’ı geliştirmiş.Ünlü eşarp firmalarından teklif aldı ama...Hem iki bölüm birden okuyup hem de ilgi alanı olan stilistlikle ilgili kurslara gitmek her yiğidin harcı değil. Böyle yoğun bir tempoda farklı ve rahatlıkla kullanabileceği bir tarzda tasarlamış Şaleşarp’ı. Tabii ailesi ve nişanlısı Cem Kaya’nın desteğiyle. Tabii bu süreç kolay olmamış, onlarca farklı kumaş denemiş, kimi serin tutmamış, kimi başta durmayıp kaymış. En sonunda kumaşı da kendisi dokutmaya karar vermiş. Çok özel bir karışımı var, ne bunaltacak kadar kalın ne de düşüp alna yapışacak kadar ince. Şaleşarp’ın önü daha çok şalı andırıyor, arkası ise iki ucunu bağlayınca eşarp görünümü elde edilebiliyor, serbest bırakınca da şal. Öyle olumlu tepkiler almış ki Genç, kendisi bile bu ilgi karşısında şaşırmış: “İlk etapta bu kadar tutacağını bilmiyordum. Beş aylık stok, iki-üç hafta içinde tükendi ve ne yapacağımı şaşırdım. Talebe yetişmekte zorlanıyorum.”Kurduğu CŞK markası altında patenti kendisine ait olan Şaleşarp bu kadar beğenilince, ünlü eşarp firmalarından kendilerine koleksiyon hazırlaması için hayli cazip teklifler gelmiş. Ancak Genç, “Farklı bir şey yapmayacaksam, hiç yapmam. Kendi markama ihanet gibi geliyor.” sözleriyle tüm enerjisini ‘Şaleşarp’a verdiğini vurguluyor. Ürünün çift taraflı kullanılabilen iki renkli modelleri de çok yakında Şüheda Genç’in Instagram sayfasından satışa sunulacak.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

13 Eylül 2014 Cumartesi 00:05

Rekabet iPhone’u ‘büyüttü’

Teknoloji devi Apple, dünyanın merakla beklediği yeni ürünlerini sonunda tanıttı. Yeni teknolojileri yerinde görmek için San Francisco’daydık.9 Eylül sabahı, San Francisco’dayız. Dünyanın dört bir tarafından yüzlerce gazeteciyle birlikte Apple’ın özel lansmanına katılmak üzere Cupertino Flint Center gösteri merkezine doğru yol alıyoruz. Aslında etkinlik mekânı deyip geçmemek lazım çünkü Apple için sembolik anlamı büyük. Yıllar önce Mac bilgisayar ve iMac ilk defa bu salonda tanıtılmıştı. Bu ayrıntıyı hatırlayınca şirketin tarihinde dönüm noktası olacak bir davete icabet ettiğimiz geçiyor zihnimizden.Etkinlik saati yaklaştıkça kapının önündeki gazeteci kalabalığı giderek artıyor. Sanki bir basın lansmanı değil, futbol maçı veya konsere gelmiş kadar heyecanlı bir kalabalık bu. Dünya moda ve sanat dünyasından bazı isimler gözüme çarpıyor. Gwen Stefani, Kobe Bryant, Will.i.am, Dr. Mehmet Öz bu isimlerden birkaçı. 2 bin 400 koltuk kapasiteli salona zar zor giriş yapıp oturacak bir yer bulduktan sonra ışıklar kapanıyor. Şimdi şov zamanı.Dev ekranda bir video oynamaya başlıyor. Sade ama etkileyici görüntüler eşliğinde Apple’ın misyonu tek bir cümlede özetleniyor: “Bizim için her zaman aynı kalacak tek şey farklı olmak.”Video biter bitmez sahneye Apple CEO’su Tim Cook çıkıyor. Salonda alkış ve heyecan çığlıkları var. Günün yıldızı kesinlikle Cook. Fakat siyah kot pantolonun üzerine giydiği koyu mavi gömleğiyle oldukça mütevazı bir görünümü var. Hani sokakta görseniz, dünyanın en büyük teknoloji şirketinin patronu gerçekten de bu mu diyeceğiniz kadar sade biri.Tim Cook konuşmaya başlayınca salonda klavye vuruşları ve fotoğraf deklanşörlerinin sesi yankılanıyor. Yüzlerce gazeteci ve foto muhabiri, olan biteni dünyaya aktarmakla meşgul. Fakat bu hiç de kolay bir iş değil. Çünkü sahnedeki CEO lafı hiç uzatmıyor. Sarf ettiği her cümle, gösterdiği her slayt önceden iyice düşünülmüş. Hepsi bir amaca yönelik. Konuşulanlardan bir an geri kalsanız, mutlaka bir şeyler kaçırıyorsunuz. Heyecan hiç düşmüyor. Yaklaşık iki saat boyunca herkes pür dikkat izliyor.iPhone’lar büyüdüYeni iPhone 6 ve iPhone 6 Plus’ın görüntüleri dev ekrana yansıdığında salonda tekrar bir alkış tufanı kopuyor. Yeni iPhone serisi artık daha büyük. iPhone 6’nın ekranı 4.7 inç; iPhone 6 Plus’ın ekranı ise 5.5 inç. Retina HD olarak adlandırılan ekran kalitesi etkileyici.Her iki telefonun işlemcisi bir öncekine göre çok daha hızlı ve güçlü. Batarya süresi ise fark edilir derecede artmış. Yanında şarj cihazıyla dolaşanlar için mükemmel bir haber. Kamera bir önceki versiyonda olduğu gibi 8 megapiksel, fakat görüntü sabitleme ve daha hızlı netlik yapma gibi özelliklerle zenginleştirilmiş. Cihazın kenarları ise daha yuvarlak ve yumuşak hatlara sahip.Kredi kartı yerine iPhoneiPhone’dan sonra tanıtımı yapılan Apple Pay, şirketin yeni ödeme sistemi. Kredi kartınızı bir kez iPhone’a tanımladıktan sonra, anlaşmalı mağazalarda telefonunuzu göstererek alışveriş yapabiliyorsunuz. Kredi kartı taşımayı gereksiz hale getirecek bu hizmet, yakın zamanda ABD’de kullanılacak. Türkiye’ye ne zaman geleceği ise belirsiz.Steve Jobs sonrasında ‘Apple artık inovasyon yapmıyor’ eleştirilerine maruz kalan Tim Cook için, yeni iPhone ve Apple Watch tanıtımı önemli bir sınav oldu.Ve karşımızda Apple saatleri...Neredeyse dört yıldır Apple’ın bir akıllı saat üzerinde çalıştığı söyleniyordu. Şirkete ait olduğu iddia edilen binlerce model internette dolaşıp durdu. Sonunda etkileyici bir video ile karşımızdaydı. Salonda bir kez daha alkış tufanı koptu. SMS, telefonla konuşma, kullanıcının sağlık durumunu kontrol etme, egzersiz takibi, haritada yol bulma gibi çok çeşitli özellikleri olan bu saatler şirket adına yepyeni bir dönemin kapılarını açacak. Teknoloji ve modanın iç içe geçtiği yeni bir dönem olacak bu. Ve tahmin ediyorum ki, şimdi kayıtsız kalsanız bile 2015 yılının ilk çeyreğinde satışa çıktığında bir tane almak isteyeceksiniz. Apple Watch almasanız bile başka bir marka ilginizi çekecek. Bir süre sonra düşünmeye başlayacaksınız, akıllı saat olmadan nasıl yaşıyorduk diye.Apple Watch, Sport ve Edition adlı üç farklı isim altında piyasaya çıkacak olan saatlerin ABD’deki başlangıç fiyatı 349 dolar olacak. Sport serisi dinamik ve renkli bir görünüme sahip, Edition ise 18 ayar altınla kaplanmış. Dış görünüşleri oldukça etkileyici olan bu cihazlarda asıl merak konusu şarj süreleri. Çünkü henüz resmi bir bilgi yok. Bugünün teknolojisinde gün aşırı şarj edilen akıllı saatler, kullanıcılar için pek de cazip değil. Bakalım Apple bu sorunu nasıl aşacak?Rock konseri gibi basın toplantısıSalona girerken, “Burası sanki bir konser alanı gibi.” demiştim. Pek de haksız değilmişim. Tüm dünyanın merakla beklediği etkinlik, dünyaca ünlü rock grubu U2’nin sahne almasıyla son buldu. Grubun yeni albümü ‘Songs of Innocence’ 13 Ekim’e kadar iTunes kullanıcıları için ücretsiz olacak. U2 iki şarkı söyleyip sahneyi terk ederken biz yeni ürünleri denemek için özel olarak hazırlanmış bölüme yöneldik. Merak edenler iPhone 6 serisinin ve Apple akıllı saatlerinin özelliklerini Zaman.TV’deki videolarımızda inceleyebilir.iPhone 6 ve iPhone 6 Plus, 19 Eylül’de ABD, İngiltere, Japonya gibi birkaç ülkede satışa çıkıyor. Türkiye resmi satış tarihi ise 26 Eylül. Bu kadar yakın bir tarihte Türkiye’de hiç satış yapılmamıştı, bu bir ilk olacak. Türkiye’deki Apple kullanıcıları için iyi, yıllardır resmi satış öncesi yüksek fiyatlardan iPhone satmaya alışmış olanlar içinse kötü bir haber bu. Apple Watch’ın satış tarihi ise henüz kesin değil. Net olan, o tarihe kadar teknoloji dünyasının merakla beklediği yegâne ürünlerden olacağı. Sonrasını ise hep birlikte göreceğiz.Blog: www.denizergurel.netTwitter: @denizergurelE-posta: d.ergurel@zaman.com.triPhone 6 ve iPhone 6 Plus'ın genel özellikleri için tıklayınız..iPhone 6 Plus'ın kullanım özellikleri için tıklayınız..Apple Watch ve özellikleri için tıklayınız..

Internetin Ilk Türk Gazetesi

13 Eylül 2014 Cumartesi 15:02

Uğur Dumankaya Yemek Bahane'de

Limonata deyip geçmemek lazım. Enerji verir, harareti alır. Üstelik C vitamini takviyesi. Lakin hayatı boyunca eline kaşık almamış birini yarım saatte şef moduna sokacak özgüveni aşıladığını bilmezdim, öğrendim.Bu hafta iş dünyasından bir isim var Yemek Bahane’de. Dumankaya İnşaat’ın Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dumankaya. Eşi, “Bırakın yemek yapmayı, hayatında eline bardak alıp su doldurmuşluğu yoktur.” dediğinde inanmakta güçlük çeksem de (zira daha önce kimler kimler böyle demişti de mutfağa girdiğinde benim diyen şeflere taş çıkarmıştı.) Dumankaya’nın çekimler sırasındaki acemiliğine, elleri titrek halde rendeyi tutup “Ne yapacağım ben şimdi?” demesine şahit olunca kani oldum ki işinde ne kadar başarılıysa mutfakta o kadar beceriksiz Uğur Dumankaya. Sanırım böylesi erkekleri mutfağa sokmam da en çok eşlerinin hoşuna gidiyor. Yılların öcünü almak istercesine karşılarına dikilip “Görelim maharetini.” demek büyük keyif olsa gerek. Hiç merak etmeyin, daha niceleri var sırada. Dumankaya “yaz mevsimi, buz gibi bir limonata fena mı olur” “inceliğiyle” işin kolayına kaçtı kaçmasına ama alt tarafı bir sürahi limonata yaparken çiğ köfte hamuru yoğurmuş gibi kan ter içinde kaldı. Üstelik 5 limondan sadece birini kendisi rendeleyip sıktı. Diğerleri öncesinden eşi tarafından halledilmişti. Yapım aşamasında “Bakalım eşimin güzellikle yapmış olduğu, benim de afiyetle içtiğim limonata gibi olacak mı, becerebilecek miyim?” mütevazılığında olan Uğur Bey tadım aşamasında önce kendisine ikram edip “Harika olmuş, bugüne kadar cimrilik yapıp malzemeden çalıyormuşsun. Benimki tam damak tadıma layık.” yorumunda bulununca hepimizi kahkahaya boğdu. Ne diyeyim, limonatanın vücuda C vitamini depoladığını biliyordum da özgüven aşıladığını yeni öğrendim.Nasıl, yemek yapmak ev yapmaya benziyor muymuş?(Gülüyor) Benzerlikler olsa da ev yapmak daha farklı ve komplike. Gayrimenkul sektöründe bugüne değil yarına hitap eden şeyler yapmak durumundasınız. Bir yemeği on sene sonra da beğenebilirsiniz ancak bugünün ev trendleri 5 sene sonra demode olabiliyor. Ancak yemek pişirmek insanlığın Hazreti Adem’den bu yana devam ettirdiği bir eylem. Ev yapmadan yemek yapmış insanoğlu. Bu anlamda daha eski bir meslek aşçılık.Güzel sanatlar, tasarım ve mimarlık mezunusunuz, bu yönünüzü mutfağa aktarabiliyor musunuz?Yemek yapamasam da ev yaparken yemek pişiren kişilerin halet-i ruhiyesinden ve değişen trendlerden anlamak zorundayım. Geçmişte ev denilince sıcak ve kokulu yemekler akla gelirdi. Ama toplumun değişmesi ve kadınların daha çok çalışma hayatının içinde yer almasıyla mutfakta geçirilen zaman azaldı. Dolayısıyla mutfağın kullanım şekli de değişti.Tam da bu konuya girmek istiyordum. Günümüzde rezidans tarzı daireler revaçta. Mutfakları ise Amerikan. Yani açık. Bu tarz mutfakların bir kültürü de beraberinde götürdüğü kanaatindeyim. Zira kadınlar mutfakta yalnız çalışmak ister, dağınıklığın görülmesinden hoşlanmaz. Yeni stil mutfaklarda mahremiyet kalmadı sanki…Trenleri biz değil müşteriler belirliyor. Günümüzde bir kesimin beklentileri bu yönde. Ama hâlâ kapalı mutfak isteyen geleneksel bir kesim de var. Bu yüzden yalnız yaşayan, evde az vakit geçirenler için 1+1 dairelerde açık, 2 ya da 3+1’lerde ise kesinlikle kapalı mutfaklar yapıyoruz.Öğrenciyken çay bile demlemeyi bilmiyor, eve gelen arkadaşlarınıza “isteyen kendi yapsın” diyormuşsunuz...Doğru. Hep öyle yapıyordum. Bunun da zararını görmedim. (Gülüyor)Bu tembellik nereden geliyor?Yetiştirilme tarzından. Karadeniz’de erkek çocukları mutfağa sokulmaz. Aslında etik olarak da, dinen de doğru değil. Bu arada mutfağa girmezdik ama tatil nedir bilmezdik. Cumartesileri evde kalmak istesek annem ‘Kız çocuğu musun?’ der, izin vermezdi. ‘İşe git, babana yardım et.’ derdi. Her yaz ve her hafta sonu çalışırdık. Yazlık, havuz rüyaydı. Hiçbir şey yapmasak bile orada durur, oradaki atmosferi solurduk.Güzel yemekler yemeği seviyormuşsunuz, nedir güzelden kastınız?Etli yemekler denilebilir. Zaten 0 kan grubu insanların etobur oldukları söyleniyor. Ben de 0 grubu olarak et yemeklerini daha çok seviyorum. Özellikle güneydoğu mutfağını.İş gereği Araplarla içli dışlısınız. Mutfaklarıyla aranız nasıl?Arap mutfağında bizimkine benzer nosyonlar var. Onlarınki de güzel ama ben yine de kendi mutfağımı tercih ederim. Meksika mutfağı hoşuma gidiyor ama.Karadenizlisiniz ama acıyla, baharatla aranız iyi...Evet ama yakın zamanda midemden ameliyat olduğum için şu sıralar pek yiyemiyorum.Konusu açılmışken sorayım. 30 kilo vermişsiniz, nasıl başardınız?33 kilo. Aslında iradenin zaferi değil. Bir operasyon geçirdim. Karaciğer yağlanması, şeker ve uyku apnesi vardı. Ya kilo verecektim ya operasyon. Doktor Alper Çelik’in önderliğinde başarılı bir ameliyat geçirdim, mideme kelepçe takıldı.Ne kadar süre oldu?14 ay. Bu sayede sigarayı da bıraktım ve günde 10-12 bin adım yürüyorum. Ayrıca televizyon da izlemiyorum artık. Televizyon önünde yemek yiyip uyuyakalıyor, kitap okuyamıyordum. Şimdi ayda 5-6 kitap okumaya başladım. Kısacası bu ameliyatla hayatımda yeni bir sayfa açıldı.Bu sayfayı biraz açsak...Eskiden yemek için çok fazla vakit harcardım. Yemek yemeği hâlâ seviyorum ama artık stratejik davranmam gerekiyor. Örneğin, eskiden aperatiflerin hepsini götürür, üstüne bir de ana yemek yerdim. Şimdi başlangıçların bir bölümüyle doyuyorum. Çünkü artık midem ancak onların üçte birini alıyor, gerisine izin vermiyor.Zihniniz de değişmiş olmalı...Kesinlikle. Mesela tabağını tepeleme doldurmuş, yiyen birini görünce hayret ediyor, bakakalıyorum. Onca yemeği nasıl yiyecek?.. Oysa bir sene önce daha fazlasını yer doymaz, bir tabak daha alırdım. Tabii siz çok incesiniz, o duyguları bilemezsiniz. (Gülüyor)Hafta içi Halkalı’da bir şantiyede inşaat işçileri yemeklerinin içinden sürekli böcek çıktığı gerekçesiyle protesto yürüyüşü yaptı. Allah aşkına hijyenik yemek çıkarmak bu kadar mı zor?Bu konuya hassasiyetle yaklaşan firmalar mutlaka vardır. Ama bizim yine de şantiyelerde işçiler için çıkan yemeklerin kendi yediklerimize benzer olup olmadığı noktasına azami dikkat etmemiz gerekiyor. Yemeklerin sadece karın doyurma ihtiyacını karşılıyor olması yeterli değil. Önümüze koyulsa yemekten imtina edeceğiz belki. Kullanılan malzeme, yağlar ne kadar sağlıklı? Aslında burada bizlere düşen -kendimi de işin içine katarak söylüyorum- Peygamber Efendimiz ya da Hz. Ömer’in “kendi yiyemeyeceğiniz şeyi başkasına yedirmeyin” uyarısına sadık kalmak. Hem Efendimiz (sas) ve O’nun arkasından gelen kutluların tavsiyeleri hem insan hakları hem de değişen ve gelişen toplum açısından buna çok özen göstermemiz gerekiyor. Şantiyelere gitmemiz, aynı yemeklerden yememiz gerekiyor. Askeriyede şöyle bir uygulama vardı. Er için çıkan yemeği önce komutan tadardı, onay verirse askerlere dağıtılırdı. İşçilerin bu tavrı çok güzel. İşverenler olarak bizleri onların haklarını gözetmede zorlayıcı ve kendimize getirici. Kendi adıma elimden geleni yapıyorum ama eksiklerimiz mutlaka vardır.Çok mu maliyetli, neden özen gösterilmiyor?Şantiyede özel firmalar çalışır ve yemekler onlar tarafından organize edilir. Daha üst kaliteli yemek istediğinizde, maliyetli olduğundan buna sıcak bakılmayabilir. Kişi başı 3 lira fark etse, bin kişi çalışsa günde 3 bin, ayda 75 bin lira fark edebilir. Ama bunların hiçbiri mazeret olamaz. Allahü Teala herkesi birbirine, işçilerimizi de bizlere yani çalıştıranlara emanet etmiş.İlk defa empati kurabildim“Bir Ramazan’ımı umrede geçirdim. Gidenler bilir, tavaf çok zordur, o alan çok kalabalıktır. Bu yüzden genelde herkes yatsıdan sonra, serinlikte yapar. Ben daha fazla tavaf yapabileyim diye hırs yaptım, öğlen vakti başladım. Saatlerce döndüm, bittiğinde hayatım boyunca unutamadığım bir iki saat yaşadım orada, dakika dakika iftarı beklediğim. İnanılmaz susadım. ‘Susamak nedir’i sonuna kadar hissettim. O anda aklıma aynı dakikalarda şantiyede güneşin alnında çalışan, demir taşıyan, büken oruçlu işçilerim geldi. İlk defa o gün anladım onların neler çektiklerini. İşçilerim kavurucu sıcakta dinî vecibelerini yerine getiriyor, onların tuttuğu oruçsa benim klimalar altında tuttuğum ne dedim kendime. İlk defa empati kurabildim.”

Internetin Ilk Türk Gazetesi

12 Eylül 2014 Cuma 22:59

Bu tatlı dondurmaya özenmiş

Görünüşü farklı, lezzeti hoş bir tatlı, torpil nam-ı diğer külah tatlısı. Yapılışı da tahmin ettiğiniz kadar zor değil.Farklı lezzetleri çok severim. Bu hafta farklı nasıl bir tatlı yapsam diye düşünürken görünümü ile beni cezbeden torpil tatlısı (külah tatlısı) aklıma geldi. Malum sosyal medyada her yaptığımız yemeği yemeden önce resmi çekilip sonra tadar hale geldik. Bir akrabamın özenle yaptığı bu tatlıyı ekranda görünce çok hoşuma gitmiş, aklımın bir ucuna yapmak için koymuştum. Farklı bir yerde tadınca ve lezzetinden emin olunca kendimin yapma vakti geldi dedim. Zor gibi görünse de keyifle yapacağınızdan eminim…Malzemeler: 10 adet dondurma külahı, yağlı kâğıt, 6-7 yaprak milföy hamuru.Kreması için: 4 su bardağı süt, 6 yemek kaşığı şeker, 1 yumurta, 2 çorba kaşığı kaşığı nişasta, 2 çorba kaşığı tepeleme un, 1 çorba kaşığı tereyağı, 1 paket vanilya.Üzeri için: Pudra şekeri ve kırık fındık.Yapılışı: Öncelikle külahlarımızı hazırlamakla işe başlıyoruz. Aslında bu külahların hazır metal olanları var fakat bende olmadığından dolayı iş başa düştü ve kendi külahımı kendim yaptım. Dondurma külahlarını yağlı kâğıt ile güzelce kaplayalım. Fazla kalan uç kısımdaki kağıdı içe hafifçe çok bastırmadan içine sokalım. Bu kadar basit, külahlar hazır.Milföy hamurumuzu merdane ve çok az un ile açıyoruz. 1 parmak genişliğinde uzun şeritler elde ediyoruz. Her milföyü 5’e bölebilirsiniz. Külahı elimize alıp dip kısmından sarmaya başlayalım hamurumuzu. İlk hamuru sardıktan sonra ucunu ikinci hamurun ucu ile üst üste getirelim. Açılmaması için bu işlemi yapıyoruz. En sona gelince biraz boşluk bırakalım ki piştikten sonra çıkarması kolay olsun. Sırasıyla tüm milföyleri külahlara sardıktan sonra yağlanmış tepsiye diziyoruz. Önceden ısıtılmış fırında 200 derecede milföyler pembeleşene kadar pişiriyoruz. Milföyler pişerken kremasını hazırlayalım. Tencereye süt, şeker, un, nişasta, yumurtayı alıp tel çıpıcı ile çırpalım. Ocakta sürekli karıştırarak pişirelim. Göz göz olunca alıp içine tereyağı ve vailyayı ekleyelip karıştıryoruz ve soğumasını bekliyoruz. Dilerseniz 5 dk da hazırlanan hazır çikolatalı kremada kullanabilirsiniz.Fırından çıkan milföyleri biraz ılıdıktan sonra külahlarından çıkartıp su bardaklarına tek tek yerleştiriyoruz. Soğuyan ve kıvamı daha koyulaşan kremamızı bir kaşık yardımıyla külahlara paylaştırıyoruz. 2-3 saat buzdolabında beklettiğimiz torpillerinin servis tabağına alıp üzerine bolca pudra şekeri serpiştirerek servis ediyoruz. Afiyet şeker olsun.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

12 Eylül 2014 Cuma 22:59

Taşıyıcıların ağır yükü Akdeniz anemisi

Akdeniz anemisi (talasemi) kanda oksijeni taşıyan moleküllerin yapısının bozukluğundan kaynaklanan bir hastalık. Türkiye’nin güney kıyılarında görülme sıklığı yüzde 10’un üzerinde olan bu hastalık, kemik iliği nakliyle tedavi edilebiliyor.Şu sıralar ekranlarda talasemi ile ilgili kamu spotları dönüp duruyor. Akdeniz anemisi olarak bilinen hastalık, genetik yollarla anne ve babadan geçen bir çeşit kan hastalığı. Evlenecek kişilerde tespiti yapılıp gerekli önlem alınmazsa doğacak çocukların ömür boyu kan nakline ihtiyaç duyma riski mevcut. Ülkemizde gitgide daha sık görülen bu hastalığın belirtilerini ve yapılması gerekenleri Central Hospital’dan Dahiliye Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Akif Yılmaz anlattı.Talasemi özellikle Akdeniz kıyı bölgelerinde yaşayan kişilerde daha fazla görülüyor. Erken teşhis ve tedavisi hayli önemli. Zira kalp ve karaciğer yetmezliği, enfeksiyonlara yatkınlık gibi rahatsızlıklara yol açabiliyor. Dahiliye Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Akif Yılmaz, “Talasemi hastalığı anneden ve/veya babadan gelen genlerle çocuğa geçer. Bu sebeple ebeveynlerin çocuk sahibi olmadan önce taşıyıcı olup olmadıklarını tespit etmeleri oldukça önemli.” diyor. Kansızlığın oluşmasına sebep olan faktör, kandaki alyuvarlarda bulunan hemoglobin molekülünün yapısında bozukluk meydana gelmesi. Vücut hücrelerinin gereksinim duyduğu oksijen kırmızı kan hücrelerinde bulunan hemoglobine bağlanarak taşınabilir. Hemoglobin yapımında yetersizlik ya da bozukluk olunca oksijen taşıma işi yeterince yapılamıyor. Bu noktada hastalık baş gösteriyor. Talaseminin Akdeniz kıyı kesimlerinde yaşayan insanlarda görülme sıklığı yüzde 10’un üzerinde. Akdeniz anemisi olan hastalar öncelikle iştahsızlık, solgunluk, halsizlik, çabuk yorulma ve çarpıntı gibi şikâyetler yaşıyor. Ayrıca gözlerde sarılık, karında şişlik hissi, idrar renginde koyulaşma, dalakta büyüme, yüzdeki kemiklerde belirgin şekilde değişim ve gelişme geriliği diğer belirtilerden. Talasemi hastalığı anneden ve/veya babadan gelen genlerle çocuğa geçiyor. Anne ya da babası taşıyıcı olan bir çocuk, hastalığı taşıyan kişinin genini aldığından kendisi de talasemi taşıyıcısı olur. Anne ve babanın her ikisi de taşıyıcı ise ve her ikisi de hastalığı taşıyan geni çocuğa iletirlerse talasemi hastalığının ortaya çıkma riski yüzde 25. Hastalık, talasemi major (Akdeniz anemisi) ve talasemi minör (Akdeniz anemisi taşıyıcılığı) olarak iki gruba ayrılıyor.Düzenli kan nakli gerekebiliyorTalasemi majör, genellikle bebek 3-4 aylık olduğunda başlayan, sürekli kan nakli gerektiren ciddi bir hastalık. Bu kişiler yeterince hemoglobin üretemezler ve kansızlık ağır bir şekilde seyreder. İyi tedavi edilmediği takdirde hastanın yaşam kalitesi bozulur ve yaşam süresi belirgin derecede kısalır. Özellikle taşıyıcı çiftlerin bebeklerinde, çocuk 6 aylıkken ağır kansızlık sonucu kalp yetmezliği de gelişebilir. Bu durumun yaşanmaması için düzenli olarak kan nakli gerekir. Kan nakli yapılmazsa ölümle sonuçlanabilir. Kan naklinin yetersiz yapıldığı durumlarda ise kemiklerde kırılmalar, yüz ve kafa şeklinde değişmeler görülebilir. Ayrıca çocuğun boyunda kısalma, burun kökünde çökme, alında ve elmacık kemiklerinde çıkıklık, halsizlik, solukluk, karaciğer ve dalak büyümesi, buna bağlı karın şişliği, sık ateşlenme de gelişir. Talasemi majör olan çocuklar ergenlik dönemine giremeyip normal gelişimlerini tamamlayamazlar. Hayatları boyunca da kontrol altında olmaları gerekir. Hastalığın tedavisi ise oldukça zorlu ve pahalı. Akdeniz anemisi taşıyıcılığı talasemi major’a göre daha hafif seyrediyor. Bu hastalardaki tek bulgu kansızlık. Taşıyıcı gruptaki kişiler normal yaşantılarına devam ederler ve hastalıkla ilgili herhangi bir şikayet yaşamazlar. Bu durum ancak yapılacak kan tetkiki ile belirlenebiliyor. Talasemi, minör kalıtımsal olarak geçen bir hastalık. Eğer ebeveynlerden birisi taşıyıcı ise doğacak çocuklar yüzde 50 ihtimalle taşıyıcı olur. Bu nedenle anne ve babaların taşıyıcı olup olmadıklarını öğrenmeleri çok önemli. Ülkemizdeki güney sahillerinde taşıyıcılık oranı yüzde 10’un üzerinde. Bir süredir evli çiftlere ya da evlenecek çiftlere uygulanan talasemi kan testi sayesinde yüksek oranda bu hastalık saptanabiliyor.Gelecek nesillere aktarımı önlenebiliyorTeşhis, hemoglobin düzeyinin ölçülmesi ve hemoglobinin anormal formlarını saptamak için yapılan bir test olan elektroforez ile konuluyor hastaya. Talasemi, kan aktarımına bağımlı bir hastalık. Hastaya 3-4 haftada bir konsantre alyuvar aktarımı yapılıyor. Kan nakillerinin yanı sıra düzenli demir bağlayıcı ilaçlar da kullanılıyor. Kan nakli esnasında kan yoluyla bulaşan hastalıklar da mutlaka kontrol altına alınmalı. Akdeniz anemisi hastalarında zamanla dalakta büyüme olabiliyor. Aşırı derecede büyümüş dalak ameliyatla alınabilir ancak bu kesin bir çözüm değil. Hastalığın kesin olarak tedavi edilebilmesi, kemik iliği nakli ile sağlanabiliyor. Özellikle erken yaşlarda kemik iliği nakli yapılan hastalar, yüksek oranda sağlıklarına kavuşabilir. Son yıllarda gelişen genetik tanı ve tedavi yöntemleri sayesinde, tüp bebek için kullanılan tekniklerle hastalığın tedavisi sağlanabiliyor. Hatta talaseminin gelecek nesillere taşınması önlenebiliyor.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

13 Eylül 2014 Cumartesi 00:05

Stres, diş etinin de düşmanı!

Pek çok sağlık sorununa kaynaklık eden stres, diş etlerinin şişmesine neden olabiliyor. Diş eti şişmesiyle başlayan bu durum daha sonra ciddi rahatsızlıklara da yol açabiliyor.“Stresten uzak durun!”, son yıllarda uzmanların dilinden düşmeyen bir cümle. Hakkı var, zira tepeden tırnağa tüm uzuvlarımızı olumsuz etkiliyor. Yoğun stresin vücudumuza zarar verdiği bölgelerden biri de diş etleri. Diş gıcırdatması ve dişleri sıkmanın da psikolojik kökenli rahatsızlıklar olabileceğini belirten Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, stresin ağız içinde oluşturduğu problemlere dikkat çekiyor.Çağımızın hastalığı olan stres, diş etlerinin şişmesine neden olabiliyor. Başlangıçta diş eti şişmesiyle başlayan bu durum daha sonra ciddi rahatsızlıklara da yol açabiliyor. Şişen diş etlerinde plak kontrolü daha zor olacağından ağız hijyeninin sağlanması güçleşiyor, dolayısıyla periodontitis denen diş eti iltihabına zemin hazırlanmış oluyor. Diş eti iltihabı ise kalp ve şeker hastalıkları gibi çeşitli sistemik hastalıkların oluşmasına neden olur. “Nasılsa kendiliğinden geçer!” demek yanlış. Zira diş eti şişmesi kendiliğinden geçen bir hastalık değil. Bu yüzden şikayetler kötüleşmeden bir uzmana başvurmakta fayda var. Diş eti şişmesinde ağız hijyeninin devamlılığı da çok önemli. Ağız bakımının yeterli yapılamaması diş aralarında kalan bakteri plağının daha da büyümesi anlamına gelir. Bakterilerin artması diş etlerinde şişliğe ve iltihaba neden olur. Böyle bir durumla karşılaşıldığında uzman bir doktorun uygulayacağı tedavi şart. Önerilen fırça ve macun ile düzenli fırçalamanın yanında diş ipi, ara yüz fırçası ve gargara ile ağız hijyeni desteklenmeli. Kötü beslenme vücudun bağışıklık sisteminin zayıflamasına, bu durum ise dolaylı olarak diş etlerinin zayıflamasına ve dişlerde şişmeye neden olur. Bu nedenle tüketilen besinlerin kalsiyum, fosfor ve doğru seviyelerde florür içermesi gerekiyor. Diş eti şişmesi sadece stres, dışarıdan alınan bir enfeksiyon ya da vitamin eksikliğinden kaynaklanmaz. Ailede diş eti probleminin olması hastalığın olasılığını artıran bir faktör. Strese bağlı diş sıkma veya gıcırdatma problemi yaşayanlar içinse doktor kontrolünde kullanılan kas gevşetici ilaçlar ve psikolojik destek öneriliyor.Dişinizi kaybedebilirsiniz-Dişlerin çiğneyici yüzeyinde aşınmalara sebep olur.-Dişlerde kamaşma olarak bilinen, soğuğa karşı hassasiyet belirir.-Ani diş sızlamaları gerçekleşir.-Diş ve çene arasındaki bağlarda gevşemeler oluşarak diş sallanmaları ya da dökülmeleri görülür.-Dişlerde kırılma ve diş eti çekilmeleri ortaya çıkar.-Diş minelerinde oluşan rahatsızlık diş boylarının kısalmasına sebep olur.-Ağız yaraları, baş ağrısı, çene ağrısı şakak ve yanak bölgelerinde de kas ağrılarına neden olur.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

12 Eylül 2014 Cuma 22:59

Salon bitkilerine giriş Gardenya

Her ne kadar yazının başında “Salon bitkilerine giriş” dediysek de, gardenya çiçek severlerin önemli sınavlarından. Bakımı zor ve özen istiyor. Buna karşın salon bitkileri içinde özel bir yeri var. Eğer bakımını başarırsanız, ödülü, girer girmez başınızı döndürecek bir koku ve bakmaya kıyamayacağınız güzellikte çiçekler olacaktır.Balkonlardan evlere çekilenler için salon bitkileri zamanı. Bu bitkilerin en nazlılarından gardenya, açtığı zaman yaptığı bütün nazı unutturacak kadar güzel. İnci taneleri gibi parlak yeşil yaprakların arasına dağılan çiçekleri uzun süre seyretmek, kokusunu duymak için bir iki şeye dikkat etmek yeterli, ödülünüz kapıyı açar açmaz burnunuza çarpacak mis gibi bir koku...Çok güneş istemeyen, ışıksız da yapamayan gardenyanın bu ihtiyacını karşılamak için en iyi yapılabilecek şey onu pencereye yakın, perdenin arkasından güneş alabileceği ve çok ısınmayan bir yere koymak. Yerini sevdiğine kani olduktan sonra da oradan oynatmamak elbette. Gardenya soğuğa hiç gelemediği gibi, ısının 15 derecenin altına düşmesiyle çiçek açmayı da durduruyor. Buna karşın istediği sıcaklık 23 dereceyi de aşmamalı. Yani sıcak yaz günleri uyuduğu zamanlar. Uygun ısıyı bulunca yaprak dökmüyor, çiçeklenmeye devam ediyor.Bütün bunlar tamam mı? Bir diğer aşama sulamak. Toprağı sürekli nem istiyor. Ama kışın yine de sulama miktarını azaltmak gerekli. Yazın sıcaklığında daha çok su arayan gardenya, kışın daha az suya ihtiyaç duyuyor. Bir de öyle alelade su olmuyor bu nazlı çiçeğe. Kaynatılıp dinlendirilmiş su, her daim daha da mutlu ediyor onu. Sıvı gübreye de ihtiyaç duyan gardenya için yaprak ve kök çürükleriyle karıştırılmış toprak ideal. Yapraklarının koyu yeşilini korumak ve üzerinde beneklenmeye neden olmamak için de gün aşırı biraz ılık su püskürtmek gerekli.Bütün bunları yaptınız ama gardenyanız hâlâ çiçek açmadı mı? Bir yumurtayı suyla karıştırıp onunla da sulamak gerekiyor. Bütün bu uğraşların karşılığı çok güzel beyaz çiçekler. Ama çiçekleri çok beğenip burnunuzu ta dibine kadar yaklaştırırsanız soluyor. Ellemezseniz 15 gün boyunca uzaktan sevebiliyorsunuz.Eylülden mayısa kadar yapraklarından sıcak bir yerde toprağa dikerek çoğaltabileceğiniz gardenyanın saksısını değiştirme konusunda da aceleci olmamakta fayda var. İki-üç yılda bir değiştirseniz, “niye bekledin” demeyecek kadar yerine bağlı.Salon bitkilerini seçerken, gardenya gibi özen gösteren bir bitkiyi aldınız mı onun yanına daha nazsız çiçekler seçmenizde fayda var. Çünkü her birisine aynı zamanda bakmak kolay değil. Birini büyütürken birini öldürebiliyorsunuz. En iyisi zahmetli ve zahmetsiz bitkilerden bir seçme yapmak. Bir de salonda yetiştirilebilen sarmaşıklar var ki, onlara bakmak da zevkli, çiçeklendiğini görmek de...Yapraklı bitkilerle yapılan kombinasyonlar hem daha az yoruyor, hem de daha dengeli bir görüntü ortaya çıkıyor. Yaprakların tozlanmasını engellemek için düzenli su püskürtmek, arada ıslak bir bezle silmek yeterli. Kuşkonmaz gibi yapraklı bitkiler seçerseniz, yerlere dökülen ince tozdan rahatsız olabilirsiniz. Nihayet, bitkiler de canlı. Nazsız güzellik olmuyor.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

12 Eylül 2014 Cuma 22:59

ETKİNLİK REHBERİ

İpek Yolu'nun iki ucu…Sergi: Çin-Türkiye Kültür Yılı etkinlikleri kapsamında, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve Çin Ulusal Sanat Müzesi (NAMOC) tarihi bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Dünyanın hem kültür hem de tarih olarak geçmişi en derin ve sanatsal birikimi belki en yoğun iki ülkesi, ‘Mürekkebin Ruhu-Çağdaş Çin Resim Sergisi’ ile bir araya geldi. Sergi, çağdaş Çin resminin günümüzdeki büyük ustalarının işlerini kapsayan 48 resmi içine alıyor. 2 Kasım Pazar gününe kadar Tophane-i Amire'de görülebilecek eserler, tarihi 3 bin yılı bulan mürekkeple resim yapma geleneğinin çağdaş bir çizgiyle devamı niteliğinde. Klasik çizgiye yakın olanlar ve daha modern izler taşıyan resimleri sergide görmek mümkün.***İstanbul Resitalleri başlıyorKonser: 2007 yılından bu yana düzenlenen İstanbul Resitalleri başlıyor. Bu yıl sekizincisi gerçekleştirilecek olan resital, 17 Ekim'de Rus piyanist Alexei Volodin'in konseriyle ‘merhaba’ diyecek. Sakıp Sabancı Müzesi'nde gerçekleşecek konser 20.00’de başlayacak. Biletix'te yer alan biletlerin fiyatları 150 TL. 4 Haziran 2015’e kadar her ay bir virtüözün sahneye çıkacağı resitaller kapsamında 8 Kasım'da Amerikalı piyanist Natasha Paremski, 11 Aralık'ta Tamara Stefanovich sevenleriyle buluşacak. İstanbul Resitalleri 2014-2015 sezonun kapanışını dünyaca ünlü İsviçreli piyanist Oliver Schnyder ile 4 Haziran'da yapacak. Detaylı bilgi için www.istanbulrecitals.com adresini ziyaret edebilirsiniz.***Van'da tema ‘Mülteci'Festival: Geçtiğimiz iki yılda düzenlenen Van Gölü Film Festivali, yoğun bir ilgiyle karşılaşmıştı. Bajar Kültür Sanat Danışmanlığı tarafından düzenlenecek olan ‘3. Uluslararası Van Gölü Film Festivali/İnci Kefali Sinema Ödülleri’ programı hafta boyunca Türk ve Kürt sineması örneklerinden oluşan seçkiyle sinema ve belgesel filmlerinden oluşan gösterimlerle devam edecek. Festivalin teması: ‘Göç ve Sınır: Mülteci Yaşamlar’. İnci Kefali Sinema Ödülleri, için sinema ve belgesel film dalında başvurular 15 Eylül Pazartesi gününe kadar yapılacak. 23-29 Eylül günleri arasında gerçekleştirilecek festivalin ödül töreni 28 Eylül Pazar günü yapılacak. Festivalde en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi oyuncu kategorileri yer alıyor.***Çevre adına yarışacaklarYarışma: Çevre ve şehircilik konularında toplumun bilinçlendirilmesi adına ‘Çevre BENim’ sloganıyla müzik yarışması düzenleniyor. Yarışmanın ana kriteri; eserin özgün ve daha önce başka yarışmalara katılmamış olması şartı aranıyor. Eserler, katılım formuyla birlikte 3 Ekim Cuma günü mesai bitimine kadar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Eğitim ve Yayın Dairesi Başkanlığı'na elden, posta veya kargo yoluyla gönderilebilecek. Yarışmaya 18 yaşını dolduran herkes katılabilecek. Tanıtım müziklerinin süresi en fazla 45 saniye olacak yarışmada birinciye 25 bin, ikinciye 10 bin, üçüncü esere de 7 bin 500 TL para ödülü verilecek. Katılım formuna www.csb.gov.tr adresinden ulaşabilirsiniz.***Pedallar, özgürlük ve barış için çevrilecekFestival: Yaz tatiline pedal çevirerek veda etmeye hazırlananlar, ‘Karaköprü Bisiklet Festivali' tam size göre. Dün başlayan festival, 14 Eylül Pazar gününe kadar sürecek. Pedalların barış ve özgürlük için döneceği festivale, Şanlıurfa Karaköprü Belediyesi ev sahipliği yapıyor. Katılım için herhangi bir yaş kısıtlaması uygulanmıyor. Katılım ve konaklama alanları ücretsiz. Festival kapsamında, Harran ve dünyanın ilk üniversitesine yolculuk yapılacak. Şanlıurfa'da yapılacak etkinliğe katılmak için www.bisikletfestivali.org/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

05 Eylül 2014 Cuma 22:59

Rollerin değil hikâyelerin peşindeyim

Yeni dizisi Benim Adım Gültepe’de mahallenin Eşref Abi’si rolüyle izleyici karşısına çıkan Mete Horozoğlu’yla diziyi ve yeni rolünü konuştuk. Horozoğlu, Eşref için ‘Karşınıza almak istemeyeceğiniz biri’ diyor.Omzunda ceketi, elinde tesbihi ve sert bakışlarıyla çıktığı sokaktan, mahallenin ortasına doğru ağır adımlarla ilerler... Ökçesine bastığı iskarpini, uzun yakalı mintanı ve yay gibi bıyıklarıyla ‘buralar benden sorulur’ demeye getirmektedir. Okulunu asan, asi, ailesine ve hatta yaşadığı semte öfkeli gençler... Her gün dönen yeni dolaplar ve yaşanan gizli aşklar... Ne de olsa o bir ‘abi’dir ve mahalle de ondan sorulur... Mete Horozoğlu’nun yeni dizisi ‘Benim Adım Gültepe’deki karakteriyle ilgili birkaç not, yukarıda anlattıklarımız. Horozoğlu, bu kez mahallenin abisi Eşref rolünde. ‘Senaryoyu okuyunca çok heyecanlandım’ dediği Eşref karakterini anlata anlata bitiremiyor. Mete Horozoğlu ile Eşref’in onda neler çağrıştırdığını, ‘abi’ olmanın zorluklarını, dizilerden artakalan zamanını nasıl değerlendirdiğini, hızlı tüketimin kendisini korkutup korkutmadığını konuştuk.Benim Adım Gültepe’de de Öyle Bir Geçer Zaman ki ve Kayıp dizilerindeki ekiple berabersiniz. Yeni dizi için eski arkadaşlarınızla bir araya gelmek nasıl bir duygu?Hem işini severek yapan hem de iyi olması için çalışan bir ekiple yan yana çalışmanın verdiği bir avantaj bu. Zamanla yarıştığınız, yüksek tempolu bir işi, birbirini iyi tanıyan, birbirinden ne istediğini bilen dostlarla gerçekleştirmek işe de yansıyor bence.Dizide mahallenin Eşref abisini oynuyorsunuz. Bu rol sizin için farklı bir deneyim olacak...Eşref’i canlandırmak heyecanlandırıyor. Benim deneyimim Eşref’in can bulup sonrasında da inandırıcı bir yaşantısının olmasını sağlamak. Mahalle abisi de olan Eşref diğer özellikleriyle de güzel bir karakter.Her mahallenin, her semtin sevilen sayılan bir abisi mutlaka vardır. Bu anlamda Eşref nasıl bir abi olacak?Eşref’in sert görünüşünün gerçekten de sert bir adam var. Seveni var, düşmanı var. Ama saygı duyulan, güvenilir bir mahalle abisi. Sağlam duran bir adam. Bir insan ne olduğunda sertleşir? Kötü karakterleri izlemekten hoşlanmanızın nedeni, kötülüğün nasıl oluştuğunu ve kendini nasıl devam ettirdiğini bilmek istememiz biraz da. Bazen sert, kaba bulduğumuz karakterin iyiye dönüşmesini görmek istiyoruz. Bazen de onun yaşadıklarının böyle olmasına neden olduğuna ikna oluyoruz. Sert, baskıcı bir adam dedim ama elbette kendi derinlikleri var Eşref’in. Hepimiz gibi seçtiği yolların sonucunu yaşıyor. Ona kötü bir karakter demiyorum. Eşref, adaletle arasında, adaletli bir ilişki kuran bir insan. Bu, hürmet görmesini sağlıyor. Ama karşınıza almak istemeyeceğiniz biri diyebilirim.Karakterin sizi etkilediği anlaşılıyor. Senaryoyu ilk okuduğunuzda ne hissettiniz?İyi yazılmış bir hikâyeydi, capcanlı bir senaryo... Okuduktan sonra benim aklıma düşen Eşref oldu. Bu rolün gelmesi de güzel oldu.Karakter için ‘aradığım, beklediğim rol buydu’ dediğiniz oldu mu peki?Olmadı. Daha önce konuşsaydık da Eşref’i tanımlayamazdım zaten. Soner’i ya da Kayıp’taki Mehmet’i de öyle... Özellikle aklımda roller yok. Genelde hikâyenin peşinde oluyorum ben. Ama izler bırakmış kişiler var tabii. Oynamak istediğim gerçek kişiler.Rol seçimi konusunda özel bir hassasiyet var mı?Özellikle dikkat etmiyorum. Karakterlerin genel hikâye içinde detaylı ve gerçeğe yakın kurgulanmış olması sanırım bu hassasiyeti biraz rahatlatıyor.Benim Adım Gültepe, bunca projenin içinde izleyiciden karşılık bulur mu?Emek verilmiş, iyi planlanmış bir iş. Sevileceğini, merak uyandıracağını düşünüyorum. Gerisini Allah bilir.Dizilerden zaman kalıyor mu bilmiyorum ama, sinema projesi var mı?Okuduğum, sevdiklerim var. Ama hazırlığı başlamış bir film yok şu an. Dizi ve tiyatro bu sezon epey zamanımı alacak.1980’lerin İzmir’inden bir mahalle hikâyesiKanal D’de çarşamba akşamları saat 20.00’de ekrana gelen Benim Adım Gültepe’de Mete Horozoğlu, Eşref karakteriyle izleyici karşısına çıkıyor. Dizi, 1980’li yılların İzmir’ini konu ediniyor. Gültepe semtinde geçen hikâyede, mahallenin her sokağında meydana gelen ayrı bir olay, burada yaşayan Seyfi, Gülali, Fevzi ve Murat adındaki dört yakın arkadaşın gözünden anlatılıyor.‘Hepimiz inandığımız kadarız aslında’“Evet her şeyin çok hızlandığı, tükettiğimiz doğru. Ama ben -iş tarafından bakarsak- sevilen, bağ kurulan işlerin unutulduğunu düşünmüyorum. Hayatta da mânâ verilmiş hiçbir ânı aslında unutmadığımız gibi. Benim Adım Gültepe de umarım öyle bir iz bırakabilir. Yaşamımızı çevrelediğimiz her şey, duygularımız, bakış açımız ve inandıklarımız kadarız. Hızlı tüketimin, elbette yaratıcı bir iş yapıyorsanız kırıcı bir tarafı var. Korkutucu tarafı, işini daha iyi yapmaya çalışmakla dengelemek gerekiyor bence. Hayatı olduğundan daha fazla zorlaştırmamalı.”

Internetin Ilk Türk Gazetesi

06 Eylül 2014 Cumartesi 12:20

Selim İleri Yemek Bahane'ye konuk oldu: Verdiğim tariflerin çoğu uydurma

“20 yıldır gazeteci girmiyor, evde yapmayalım” kısmı tamam da tarifleriyle okurlarını hayran bırakan Selim İleri’nin “yemekten anlamam” mazeretini kabul edecek değildim herhalde. Onun da sonu “mutfak” oldu. Sonuç mu? İleri için normal, benim için şaşırtıcıydı.Sondan başlayayım. İddia ediyorum bu röportaj Selim İleri’nin yemek yazılarını takip eden okurlarını “enikonu” şaşırtacak. Başa dönüyorum. Sanırım bahar yemekleri yazısını okuduğum zaman “handiyse” altı ay önce, aklıma düşmüştü İleri’yle görüşmek. Tanıyanlar “Direkt arama, bilmediği numaraları açmıyor.” dediğinden mesaj attım. Bekle bekle cevap yok. Belki görmemiştir, unutmuştur vs. Birkaç hafta sonra bir kez daha denedim şansımı. İlkbahar geçti, “ilkyaz” geçti hâlâ cevap yok. Hem telefonunu açmıyor, hem mesajlara cevap vermiyor. “Madem öyle neden telefon taşıyor, görüşmek istemeyebilir ama bir hayır demek çok mu zor?” Suizanlar suizanlar... Tam anlamıyla dağ dağa küsmüş dağın haberi yok durumu. Ama bakmayın “Bir daha Davos’a gelmem” triplerime. Hepsi “gelgeç”. Kafaya koydum, “Selim İleri’yle görüşülecek arkadaş!” Yeni bir başlangıç yeni bir mesaj diyerekten gönderdim. El cevap: “Ben Selim İleri değilim.” Başından kaynar sular dökülür, ışık hızıyla kontrol edilir, rakamlardan birinin hatalı olduğu anlaşılır, doğrusuna yeni bir mesaj gönderilir, anında gelen “Şu an tatildeyim, dönüşte elbette” cevabıyla utançtan renkten renge girilir. Röportaj günü gelir, yaşananlardan habersiz olsa da affettirme içgüdüsüyle “sonbaharın en çok sevdiğim çiçeği” dediği kasımpatılar alınır, yine bir yazısında “çok severim; yıllardır yediğim yok” diye bahsettiği ıspanaklı yumurta ve “Daha önce denemedim ama hoş olabilir.” dediği füme soğuk patlıcan çorbası yaptırılır. Yemek Bahane için hazırladığı “uydurma patates” salatasına itina ile yardım edilir. Tuzu, yağı, ekşisi eksik olsa da “elinizden zehir olsa yenir, şöyle güzel, böyle güzel olmuş” denilerek abartılır, abartılır. Yetmez “uğraşdaş”lar çağrılır, onlar da bu güzelliğe ortak edilir. Günün sonunda gazetemizde ağırladığımız İleri, kapıya kadar uğurlanır. Ve tüm bunlar iş olsun diye değil “gönüldenlik”le yapılır.Eylül ayındayız. Refik Halid’in dediği gibi bu yaz da geçti. Neler olacak bu sonbahar mutfağınızda?Sonbahar sebzeleri olur ama henüz başındayız. Evde yaz sebzeleri pişiyor hâlâ.Yemek yazılarınızdan dönem okuması yapmak da mümkün… Annenizin, anneannenizin tarifleri 1960’lı yıllara götürüyor okuyucuyu...İtiraf edeyim; yemek yazıları yazmama rağmen yemekle hiç alâkadar biri değilim.Neden yazdınız onca yazıyı peki?İktisadi koşullar yüzünden başladım. 15 yıl önce bir televizyon kanalında çalışıyordum. İşime son verildi. Lezzet Dergisi yemek yazıları yazmam için teklif etmiş, kabul etmemiştim. İşsiz kalınca mecbur kaldım.Ekonomik kaygılar ortadan kalktığına göre neden hâlâ devam ediyorsunuz?Çok talep var. Zarafetle yaklaşıyor insanlar. Mesela ‘Menekşeli bonbon’ yazısında Türkiye’de bulunmuyor artık demişim. Bir okur ta İspanya’dan getirmiş armağan olarak. Okurları bir türlü inandıramıyorum yemekten anlamadığıma.Tariflerinizin, içine serpiştirdiğiniz anılar o kadar içine çekiyor ki yemekten anlamayan birinin yazmasını kabul edemiyor insan...Anıların olmasına bilhassa dikkat ettim. Yemek konusunda başarılı değilim. Bari bu taraftan başarılı olsun istedim. (Gülüyor)Ama insanlar o tariflere güvendi. Örneğin ‘Evimizin Tek Istakozu’ kitabınız çıktığında herkes mutfağa girip o tarifleri denemiş...Güvendiler evet, çok da hata ettiler. Son yıllarda yemek kitaplarımı “Aman sakın yapmayın, dikkat zehirlenme tehlikesi var!” diyerek imzalıyorum. Tariflerin çoğu uydurma, bir kısmı sağdan soldan dinleme.Okuyucuyu çocukluğunuzun mutfaklarına götüren annenizin düğün, reçeller meleği anneannenizin reçel, ilkbahar çorbası, çömlek kebabı hepsi uydurma mı?Düğün çorbası uydurma değil. Bu arada anneannemden konu açılınca aklıma hep vişneli ekmek gelir. Eskisi kadar yapılmıyor. Halbuki geçmiş zaman mutfağının çok lezzetli bir tarifi.Onun uydurma olmadığı ne malum... (Gülüşmeler) Yoo o değil. Bir de portakal kabuklarından yaptığı bir atıştırmalığı vardı. Portakal kabuklarını ince ince keser, şekere batırır, ipe dizip kuruturdu. İlkbahar çorbası biraz uydurma, çömlek kebabı tamamen palavra.Çömlek kebabında yazın ilk, kışın son sebzelerinin buluşturulduğu kombinasyona hayran kalmıştım. Ne diye uyduruyorsunuz peki?Keşke sormasaydınız hayal kırıklığına uğrattım sizi. Biraz da okurlar hoşlandığı için yazıyorum. Bir zaman sonra tekniğe dönüşüyor. Okurun her yazardan bir beklentisi olur. Benden de hep geçmiş, hüzün, mutsuzluk...Refik Halid yazın son günlerini patlıcan kokulu sokaklarıyla simgeleştirir. Sizin de var mı mevsimle simgeleştirdiğiniz kokular?İlkbahar denince dereotu, maydanoz, reyhan kokuları aklımda. Sonbahar hep biten meyvelerin kokularıyla... Kış zaten hiç sevmediğim bir mevsimdir.Edebiyatçıların mevsimidir halbuki…Benim ödüm kopar. Hele İstanbul’da çok zor. Trafik korkunç, her yer buz. Yine de kış kokusu olarak iyi bir çorba etkiler. Yalnız tavuk suyuna çorbayı hiç sevmem. Hastalık duygusu veriyor.Erdal Atabek ‘Çorbalar ve Kültürler’ adlı yazısında tersini söylüyor: “Tavuk suyuna çorba hastalar için şifa çorbasıdır. Midesi hasta olanlar kadar kalbi kırılanlar için de şifa kaynağıdır.”Kabul ediyorum ama ağır geliyor bana.AVM, rezidans ve gökdelenli İstanbul’u yabancı bulduğunuzu ifade ediyorsunuz. Peki ya yemekleri?Mutfağı da öyle. Yemek ayrımı pek yapmam. Yalnızca midevi olup olmadığı ve güzel pişirilmesi önemli.Fast food tarzı yemekleri sevmiyorsunuzdur herhalde... Sizi elinde hamburgerler yerken hayal edemiyorum…Böyle yerlere gidip yemek yemem. Ama iyi yapılmış burgere bayılırım.Siz de kuru köfteden hamburgere geçişten nasibinizi almışsınız desenize...Aldım ama mümkün olduğu kadar güzel yemekler yemeye çalışıyorum. Mesela geçen Ahmet Ümit’le beraberdik. Antep usulü mangalda et yaptı. Muhteşemdi.Eskiyen kabanı değiştirirken üzülen bir Selim İleri var karşımızda. Değişen mutfaklarla ilgili de benzer üzüntü yaşıyor musunuz?Geçen zaman, ortam bir şeylerin değişmesi beni çok üzüyor. Tabii ki yaşam değişim üzerine kurulu, değişecek. Ancak değişimlerin paldır küldür, özensiz olmasını hiç sevmiyorum.Mutfağınız eskiden kalma alet, edevat doludur o halde...Eskiden gümüş çatal, bıçak gibi şeylere hatıra olarak değer verirdim. Şimdi her hatıra kaybedilmiş bir şeyi akla getirdiği için tutmuyorum.Yeme içmeyi bir yaşam biçimi olmanın ötesinde gerçek edebiyata kazandıran yazarlar var. Oblomov kitabının yazarı Gonçarov bunların başında geliyor. Sizin de “Oblomovluk” yaptığınız bir dönem oldu mu?Kilo almayayım diye uzunca bir süre dokunmadığım sonra gecenin bir yarısı reçel ve çikolatalara saldırdığım bir dönem olmuştur.Okuduğunuz romanlardaki İstanbul görüntülerini dışarıda arıyor, bulamayınca da öfkeleniyormuşsunuz. Mesela Sait Faik’in Mahalle Kahvesi’ni okuduktan sonra İstanbul’un her yerinde bu kahveyi aramışsınız...Orada tasvir edilen kahveler aslında gençlik yıllarımdaki İstanbul’un Türk kahveleriydi. Her yerde ona benzer kahve bulmak mümkündü.Hâlâ gidip aramıyorsunuz değil mi?Hayır, zaten her yer gökdelen.Bulduğunuz oldu mu hiç?Rahmetli Edip Cansever’le Arnavutköyü’nde Kaptan adında bir lokantaya giderdik. Yıllar sonra Arnavutköyü’nde Vira Vira diye bir mekan açıldı. Sonradan öğrendim ki meğer orası Kaptan’mış, biraz şekil değiştirmiş.Yazılarınızda birinden bahsederken onunla bir araya geldiğiniz lokantaları nazara veriyorsunuz hep. Bülent Oran’dan bahsederken Haydarpaşa Gar Lokantası, Flaubert’i anlatırken İngiliz Konsolosluğu’nun karşısındaki Fisher Lokantası vs. Özel bir nedeni var mı?Renk katmak için motif arıyorsunuz, samimi olduğu için bu genelde lokantalar oluyor.Günümüzde kullanılmayan sözcüklere yazılarınızda ‘inatla’ yer veriyor, bu kelimelerin unutulup gitmesine razı gelmiyorsunuz. Kaybolup gitmesin düşüncesiyle ısrarla yaptığınız bir yemek var mı?Türkçenin yabana atılacak bir dil olmadığını anlatmak maksadıyla özellikle kullanıyorum o kelimeleri. Ama yemekler için aynısı söyleyemeyeceğim zira hiç yemek yapmıyorum.Ahmet Önel “Sofra edebiyatın arenasıdır.” der ve birçok roman karakterinin kendine mutfakta yer bulduğunu söyler. Mutfak için edebiyatın da üretim yeridir diyebilir miyiz?Aralarında bir ilişki olduğu muhakkak. Bir de mutfak edebiyatı diye bir şey var. Nasıl ki mutfakta malzemeler bir şekle oturtturulur yazar da bir öyküde, şiirde en azından hafızasındaki bir malzemeden yola çıkar onu şekillendirir.Yemekle arası en iyi olan yazarlardan Yahya Kemal dakikalarca okuduğu bir menüye hayran kalıyor ve “Hayatımdaki en lezzetli eserdi.” diyor. Sizin okuduğunuz en lezzetli eser hangisi?Şaka yapmış herhalde. Uzun yıllar çok kitap okudum. Tek bir isme indirgemek imkansız.Menü okur musunuz peki?Eskiden. Şimdi hep aynı şeyler yediğim için okumuyorum. Bilmediğim yemeklerle dolu olduğundan yeni menülerden korkuyorum.Bu arada o dönem menülerde kullanılan dile dikkat çekmek istiyorum. Lezzetli bir dil kullanılmış ki dakikalarca incelenebiliyor. Günümüz menülerini anlamıyoruz bile...Bundan yarım yüzyıl önce Türkiye’de milföye bin yaprak pasta denmiş. Bire bir çeviri de olsa ciddiye alınmış bir mutfak dili söz konusu.Mutfak dili demişken her fırsatta Sermet Muhtar Alus’un mutfak Türkçesine hayranlığınızı dile getiriyorsunuz. Nedir kendisinde bu kadar hoşunuza giden?Mutfaktaki bir hadiseden bahsederken kullandığı dil. Bir kilerin hanımlarca kışa nasıl hazırlandığını anlatır, müthiştir. Bu dili kaybetmiş olmamız çok acı.Şu anki yemek yazarlarının kullandığı dili nasıl buluyorsunuz?Tercümeye daha yakın. Blenderdan geçirin vs. Eski dil öncelikleri yerine yeni teknik imkanların ifadesi olmuş bir dil kullanılıyor artık.Tariflerinizde yap, kes, yıka gibi emir kipleri kullanmamanız tesadüfi değil herhalde…Evet, bilinçli olarak kullanmıyorum.Çoğu da yapay bir samimiyet kuruyor malzemelerle. “Patlıcanımız, soğanımız” vs. İyelik ekinin bu denli kullanıldığı bir dile eski yemek kitaplarında rastlamıyoruz…Eski yemek yazarları çok ciddiye almış bu işi. Fatma Fuat Yüceyener bunların başında gelir.Günümüz yemek yazarlarından kimleri okursunuz?Birini söylesem hepsi ahbabım. Ama Sahrap Hanım’ı (Soysal) beğeniyorum. İçtenliğini, dostluğunu, bir şeyi büyütmeden yapmasını, ikramcılığını. Bir de Takuhi Tavasyan’ın Sofranız Şen Olsun’u nefis bir kitap.En çok kimlerin yemekleri iz bırakmıştır sizde?Gülriz Sururi hayatımda tanıdığım en güzel yemek yapan kişi. Kemal Tahir’in sofrası unutamadıklarımdan. Behçet Necatigil’in evinde yediğim öğle yemeği de belleğimde kalmıştır.Selim İleri’nin ‘uydurma patates salatası’nı ekipçe tattık.Tariflerimi aman denemeyin!Edebiyat üzerine konuşma yapmak için gittiğim bir okulda bir hanımefendi “Kabul ederseniz sizi evime yemeğe çağırmak istiyorum.” dedi. Okuldakilerle toplaşıp gittik. Ispanaklı acayip bir salata ikram etti, “Beğendiniz mi?” diye sordu. Nasıl berbat bir şey sormayın. Mecburen “Çok güzel olmuş.” dedim. “Tabii beğenirsiniz sizin tarifiniz” dedi. O günden sonra tariflerimle ilgilenenlere aman denemeyin diyorum.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

05 Eylül 2014 Cuma 22:59

Annemin elinde oyuncak oldum!

Erkek modası, tesettür modası hatta çocuk modası bile varken sıranın bebeklere gelmesi şaşırtıcı olmadı. Uzmanlar bebeğini güzel giydirmeyi istemeyi anne olmanın doğal sonucu olarak değerlendirirken, ölçüyü kaçıranların çocuğunun gelişimine büyük zarar verdiğini düşünüyor.Moda etrafında yürütülen ‘gerekli mi, fuzuli mi’ tartışması sonsuza dek sürecek gibi. Taraflar tartışadursun aynı kavram etki alanını hızla genişletiyor. Erkek modası, tesettür modası hatta çocuk modası bile zikredilirken sıranın bebeklere gelmesi kaçınılmazdı. Ve galiba bundan sonra, başına kocaman bir kurdele kondurulmuş, fırfırlı eteği ve dantelli zıbını ile objektife boş ifadelerle bakan bebek fotoğraflarına alışmak zorunda kalacağız. Ve instagramda #babyfashion, #bebekmodası gibi etiketlerle paylaşılan yüzlerce fotoğrafın altına annelerin ‘Biz bu pembe trençkotu çok beğendik. Fiyatını öğrenebilir miyiz?’ gibi birinci çoğul şahıs ile kurduğu cümlelerle yaptıkları yorumlara da. Ve hatta bebek ve trençkot kelimelerinin aynı cümle içinde kullanılmasına da.Peki iyiden iyiye alıştığımız bu kavramlar arasında bebek modası nerede duruyor? Çocuk gelişimini olumsuz etkileyen bir eğilim mi, ‘aman o daha bebek, psikolojisi mi olur’ diye geçiştirilecek basit bir hadise mi? Psikologların yaptığı yorumlar ‘çocuk modasına’ dair yöneltilen eleştirilerden çok farklı değil. Modanın çocukları da aşıp bebek yaşlara kadar inmesi biraz daha endişe verici sadece o kadar. Çocuk psikoloğu Gülten Demirdöven, bu durumu günümüz anne-babalarının artık saplantı derecesinde bağlandığı ‘proje çocuk yetiştirme’ sürecinin ilk aşaması olarak görüyor. Demirdöven’e göre bu sadece kıyafetlerde ortaya çıkan bir durum değil. Anne-babaların çocuklarının yeme içmeden eğitime kadar her konuda abartıya kaçarak ‘mükemmel’ çocuk yetiştirme eğiliminde olduğunu söyleyen Demirdöven, bunun daha bebekken kıyafetlerde aşırı süse kaçılmasıyla başladığını ifade ediyor. Yani annenin henüz yapabileceği tek şey çocuğuyla oyuncak bebekle oynar gibi oynamak. Gerçi Demirdöven, daha çocuğu üç yaşındayken okul okul, kurum kurum gezen anne-babaların varlığından da bahsediyor. Annelerin bebeklerini aşırı abartılı giydirme ve hatta işi modayı takip ettirmeye kadar vardırmasının sebebi ise Demirdöven’e göre şununla ilgili: “Anneler kendi içsel dürtüleriyle hareket ediyor ve kendilerinin yaşayamadığı şeyleri çocukların üzerinden haz alarak yaşıyor.”Bebek giyiminde tek ölçütün ‘hijyen’ olması gerektiğini söyleyen uzman psikolog, “Pahalı, markalı kıyafetlerin çocuğa bir faydası olmadığı gibi psikolojik gelişimine de zarar veriyor. Penye, içinde pamuklusu çok olan kıyafetler yeterli. Hatta bizim zamanımızda değiş tokuş yapılırdı. Bir kıyafeti üst üste defalarca giyerdik. Şimdi altı aylık bebeğin ayağında markalı ayakkabı görüyoruz. Bu ileriki zamanlarda alışkanlık haline geliyor. Çocuk her şeye çabuk ulaşabildiğini görüyor, yarın hayat mücadelesine girdiğinde her şeyin bu kadar kolay olmadığını görünce hayal kırıklığına uğrayabilir.” diyor.Anne açısından olumsuzluk ise mükemmel çocuk yetiştirme motivasyonu ile yola çıkıp hayal kırıklığı yaşama noktasında baş gösteriyor. Anne-babalardaki ‘imkânımız var, mükemmel çocuklar yetiştireceğiz’ algısının gerçekçi olmadığını söyleyen Demirdöven, “En özel benim çocuğum olacak diye bir şey yok. Çocuktan mükemmeliyeti beklemek, ‘ben sana bebeklikten beri her şeyi verdim’ demek, ‘daha sonra senden de her şeyi bekliyorum’ noktasına götürür. Çocuğu en çok yaralayan konu bu. Çünkü çocuk, annenin isteklerine yetişmediği zaman içsel kaygılar, takıntılar başlar ve o zaman çatışma görülebilir.” ifadelerini kullanıyor.Dokuz yaşında Hürrem Sultan olan çocukDemirdöven son olarak çocuğuna proje gibi yaklaşan bir anne vakasını anlatıyor: “1 yaşından 9 yaşına kadar kızına her 23 Nisan’da inanılmaz paralar harcayıp özel kıyafetler diktiriyordu. Her bayramda kızını ayrı bir karaktere sokuyordu. Fotoğrafçılara da çokça paralarla katalog yaptırıyordu. Büyük ihtimalle bir yaşında daha yaşına uygun karakterlerle başlarken en son çocuğu Hürrem karakterine soktu. Bu şekilde 15-20 katalog hazırlattı ve bu kıyafetlere binlerce lira verdi. Bu ciddi bir rahatsızlık. Hem çocuk hem de annesi için çok zararlı.”Eksikliklerini çocukta tamamlama çabasıSerap Duygulu (Uzman Psikolog): Çocuklarının güzel görünmelerini istemek normal ama bunu en önemli iş olarak addeden ve günün önemli bir kısmını çocuğunu nasıl giydireceğine ayıran bir annenin çok sağlıklı bir tutum sergilediğini söyleyemeyiz. Bu durumu kendisiyle ilgili mükemmeliyetçi yaklaşımları ya da kendisinde gördüğü eksik yanları çocuğunda tamamlamaya çalışan anne tavrı olarak görmek gerekir. Bebekler, dünyanın en sevimli ve güzel varlıkları. Çocukları var olan güzelliklerine ek olarak abartılı bir süse püse, hatta makyaja boğmaya varırsa bu sağlıklı bir durum değil. Burada sınır çocuğun güzel, temiz ve yaşına uygun kıyafetler giymesini sağlamak olmalı.Annelerin bebeklerini giydirmede aşırıya kaçmasının birkaç yönden sakıncası var: İlki çocuğun giyim kuşamı ve nasıl göründüğü anne açısından önemli bir takıntıya dönüşür ki bunun arkasından kaygı bozuklukları ve yetersizlik duygusu da gelişebilir. Yeteri kadar modayı takip edemediğini ve çocuğunu olması gerektiği gibi giydiremediğini düşünebilir. Ya da diğer bebekler kadar güzel görünmediğine yönelik bir inanç geliştirebilir. Olayın bir diğer boyutu ise çocuğun resimlerini modayı takip etmek adına çekip sosyal paylaşım alanlarında paylaşmak çocuk açısından ciddi riskler içerir. Hastalıklı birtakım insanlar için kullanıma açıktır ve çocuk istismarı açısından önemli bir risk faktörü oluşturur.Çocukları oyuncak gibi görmek ve bir oyuncak gibi davranmak yanlış. Çocukken oynanılan oyuncaklar, birçok yetişkinin evinde başköşede durmaya devam eder. Özellikle pelüş hayvan figürleri birçok insanın evini süsler. Bunda bir anormallik yok. Anormal olan oyuncak olmayan birine oyuncak gibi davranılması.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

05 Eylül 2014 Cuma 22:59

Keşke öğretmenler de filmlerdeki gibi olsa

Öğretmenlik zor iş. Öğretmenliği sadece işten ibaret görmemek ise çok daha zor. Okulların açılmasına kısa bir süre kalmışken tüm öğretmenlerin başucu etmesi gereken filmleri derledik.Okulların açılmasına sayılı günler kaldı. İlkokuldan üniversiteye kadar birçok öğrenci, yeni eğitim dönemi için hazırlıklarını neredeyse tamamladı. Öğrencilerin yanı sıra bir de öğretmenler var tabii. Onlar yeterince hazır mı peki yeni döneme? Aslına bakarsanız öğretmenler hazırlıklarına eğitimle ilgili filmleri de ekleyebilirler. Zira binlerce sayfalık bir kitabın veremeyeceği bilgileri iki saatte anlatan filmler var. Öğretmenlerin başucu etmesi gereken filmleri derledik.Yerdeki Yıldızlar (Taare Zameen Par, 2007)Bir öğretmenin öğrencisini her yönüyle tanıması oldukça önemli. O öğrencinin hayatını şekillendirmesinde belki de hayati bir role sahip. ‘Yerdeki Yıldızlar’ işte tam da bu noktaya parmak basan bir film. Yaramaz, kavgacı ve tembel bir öğrenci olan Ishaan sürekli sınıfta kalır, herkes tarafından dışlanır ve dersler hiç ilgisini çekmez. Kendi hayal dünyasından dışarı bir türlü çıkamaz. Normal şartlarda belki de hepimizin başarısız olarak niteleyeceği bir öğrenci olan Ishaan’ın bir de resim öğretmeni vardır. Sürekli ‘Bu çocukta bir şeyler var ama ne?’ diye sorgulayan, içindeki cevheri görmek için elinden geleni yapan öğretmeni. Dünya üzerinde eğitimle uğraşan herkesin izlemesi gereken bir yapım ‘Yerdeki Yıldızlar’.Kara Tahta (Takhte Siah, 2000) Öğretmenliğin sadece sınıfta yapılmayacağını anlatan bir İran filmi. Sırtlarına bağladıkları kara tahta ile öğrenci arayan gezici öğretmenleri ve yaşadıkları zorlukları insanın yüzüne çarpıyor. Bölgede yaşanan savaşların ortaya çıkardığı yıkımla öğretmenlerin nasıl yüzleştiği anlatılıyor. Öğretmenlerin sırtlarında taşıdıkları kara tahtaların tek işlevi ise öğrencilere ders vermek değil, birer kalkan ve sığınak da olabilmek. Öğretmenler açısından bir şükür vesilesi olarak okunabilir ‘Kara Tahta’. Gösterime girdiği yıl Cannes Film Festivali’nde jüri özel ödülü aldığını da ekleyelim.İki Dil Bir Bavul (2008)Film, üniversiteden yeni mezun olmuş ve çok uzaklarda bir Kürt köyüne atanmış Emre öğretmenin geçirdiği bir yılı anlatıyor. Emre öğretmenin konuştuğu tek dil Türkçedir fakat öğrenciler Türkçe bilmez. Orada geçirdiği süre boyunca kendisini farklı bir kültür içindeki yalnızlığına, çocuklar ve köylülerle yaşadığı iletişim problemlerine hep beraber tanık oluyoruz. Öğretmenliğin aynı zamanda sabır işi olduğunu bir kez daha anlıyoruz. İki Dil Bir Bavul’un Uluslararası Ortadoğu Filmleri Festivali’nde En İyi Ortadoğu Belgeseli Ödülü başta olmak üzere pek çok ödül kazandığını da belirtelim.Ölü Ozanlar Derneği (Dead Poets Socıety, 1989)Ölü Ozanlar Derneği, eğitimi konu alan filmler arasında en meşhuru. Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Robin Williams’ın kendine has bir öğretmen portresi çizdiği film, kalıplaşmış öğretmen profilinden oldukça farklı. Öğrencilerine ders kitaplarını yırtıp atmalarını, kalıplaşmış düşüncelerden uzaklaşmalarını ve hayatı dolu dolu yaşamalarını öğütleyen bir öğretmen var filmde. Birçok ödül kazanan film, gençlere öğretmen olma sevdası da aşılıyor aynı zamanda.Canım Öğretmenim (Monsieur Lazhar, 2011)Ömrümüzün önemli bir kısmını eğitim dönemlerinde geçirdiğimizi göz önüne alırsak öğretmenlerin hayatımızda ne kadar çok yer tuttuğunu daha iyi anlarız. Öğretmen-öğrenci ilişkisini olağanca sıcaklığıyla beyazperdeye yansıtan Canım Öğretmenim de bu minvalde anılması gereken bir çalışma. Filmin kahramanı Lazhar, ailesinin başına gelen kötü olaylardan sonra Cezayir’den mülteci olarak Kanada’ya gelir. Gazetedeki ilanlarda gördüğü öğretmen arayan bir okula başvurur ve kabul edilir. İlerleyen süreçle beraber devraldığı sınıfla çok iyi bir ilişki kuracaktır. Motomot bir öğretmen olmaktan sakınan Lazhar’ın öyküsünden ibret alacak birçok öğretmen vardır eminiz.Kopma (Detachment, 2011)Bazı filmler vardır, izledikten sonra yüreğinizden bir şeylerin kopup gittiğini hissedersiniz. ‘Kopma’ ismiyle müsemma bir film. Amerikan rüyasıyla boyanan gözlerin bir nebze olsun açılmasına yardımcı oluyor. Polyannacılık oynamıyor, eğitim dünyasında ve okullardaki gerçekleri en etkili şekilde, izleyicinin kucağına bir bomba bırakır misali yansıtıyor beyazperdeye. Her ne kadar karamsar bir film olarak görünse de Henry Barthes gibi öğretmenlerin varlığıyla az da olsa umudun yeşermesini sağlıyor izleyicinin yüreğinde. Barthes umutsuzdur, ama yalnız değildir. Ve yalnız olmaması, aslında umudun ta kendisidir.Koro (Les Chorıstes, 2004)Hikâye, erkek çocukları için eğitim veren bir yatılı okulda geçiyor. Disiplin delisi bir müdür olan Rachin ve çocukları anlamak için elinden geleni yapan öğretmen Mathiue arasında geçiyor film. Mathieu, müdürün görüşlerine inanmaz ve en iyi bildiği şey olan müzik aracılığıyla öğrencileriyle bağ kurmaya çalışır. Okul içinde bir koro kurar ve olanlar olur. Klasik ve disipliner eğitim anlayışının reddiyesi olarak okunur bu film. Öğretmenleri ve öğretmen adaylarının arşivinde mutlaka bulunması ve ara ara izlenmesi şart.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

05 Eylül 2014 Cuma 23:09

Marmaray’dan önce havaray vardı

Bugünlerde çokça konuşulan Havaray Projeleri, 50 yıl önce de Türkiye’nin gündemindeydi. 1958 yılında İstanbul’da tamamlanan telesiyej sadece İstanbul’un değil ülkenin de ilk havaray tecrübesi olacaktı.İstanbul’da artan trafik problemi, şehir idarecilerini alternatif çareler üretmeye sevk ediyor. Şehrin mütemadiyen artan nüfusuna karşılık, insan yığınlarını bir yerden başka bir mevkie sağ salim nakletmek o nispette kolay değil. Vaktiyle işlenen şehirleşme hataları kimi zaman sıra dışı fikirlerin doğmasıyla neticelenebiliyor. İşte bu tekliflerin başında Havaray adı verilen teleferik hatları veya üst kısmından raylara asılarak seyrüsefer eden vasıtalar geliyor. Japonya ve Çin gibi ülkelerde kullanılagelen bu teknoloji yakında Türkiye’de de rağbet görmeye başlayacak.Geçtiğimiz günlerde basın ajansları, İstanbul için düşünülen yeni havaray projelerinin ihaleye çıkacağını geçtiler. Buna göre, Üsküdar Libadiye Caddesi ile Sefaköy-Halkalı-Başakşehir hattına yapılacak 4 buçuk kilometrelik havaray projesi ve 11 kilometre 600 metre uzunluğundaki Sefaköy-Halkalı-Başakşehir projelerinin 240 gün içinde tamamlanması öngörülüyor. Bu tasarruflar, Türkiye’nin en kalabalık şehri için hayata geçirilen eski projeleri akla getirdi. İstanbul ulaşım tarihi mütehassısı Akın Kurtoğlu’nun kaleme aldığı makale, İstanbul tarihi meraklılarına dikkat çekici bilgiler veriyor. Ancak yaşı kemale ermiş eski İstanbulluların hatıralarında kalan İstanbul’un ilk havaray teşebbüsü şöyle hayata geçmiş:Açık havada seyrüseferResmi kayıtlar, Türkiye’de ilk teleferik hatlı ulaşım projesinin Bursa’da başladığına işaret etse de nihayete erdirilen ilk hattın İstanbul’da olduğunu gösteriyor. Kayıtlarda tashih edilecek bir unsur mevcut değil. Zira 1958 senesinde İsviçreli Von Roll firmasının Bursa’da başlattığı teşebbüs beş yıl süresince devam ederek, Türkiye’nin ilk tam teşekküllü teleferik hattı olma payesine kavuşacaktı. Ancak bu süre zarfında, İstanbul’da bitirilen bir proje vardı ki, diğerine nispetle gayet iptidai de olsa bugün ihtiyaç duyulan havaray projesinin nüvelerini saklıyordu. Sözü daha fazla uzatmadan sadede gelelim. Eski devrin tabiriyle, Türkiye’nin ‘ilk kablolu havai hattı’ 1958 yılının yaz aylarında ‘Sergi Sarayı-Maçka’ güzergâhında açılmıştı. Dönemin basını türlü söylentilerini proje diyerek sunarken, bunlardan bazıları bir fanteziden öteye geçmeyecekti. Nihayet, İstanbullular Türkiye Milli Sanayi Sergisi bünyesinde ilk teleferik hattına kavuştu. Teleferik hattı ile fuarın daha cazip olacağı düşünülmüştü. Tesisi işletme vazifesini İETT üstlenirken, günümüzde kongre vadisi olarak bilinen Lütfi Kırdar Spor ve Sergi Sarayı ile Maçka sırtlarına kurulacağı ilan edilen teleferik, halk nezdinde büyük alaka uyandırdı. Bilhassa yaz akşamları nefes alabilmek için tercih edilen bu mevkie, ilave otobüs hatları konulmuştu ve sergi böylece bir cazibe merkezine dönüşecekti. Sergi, 1 Ekim 1958 tarihinde kapılarını ziyaretçilerine açtı. Bir zamanların prestijli müessesesi Sümerbank’ın İtalya’dan getirdiği lunapark ile fuarı şenlendirecekti.330 metre uzunluğundaki bir hat üzerinde çalışan hat, çelik halatlar üzerine belli aralıklarla konulan telesiyejlerden oluşuyordu. İlk hafta birkaç defa cereyan eden teknik aksaklıklar hariç ziyaretçilerin teleferiğe teveccühü büyük oldu. Dolmabahçe manzarasını seyretmek isteyenler gişelerin önünde saatlerce beklemeye razı oldu. Bu zevki tatmak için devrin ücretiyle 50 kuruş ödeyip kendini uçan oturaklara teslim etmek kafi geliyordu. O sene toplam 2 buçuk milyon kişi sergiyi ziyaret etti. 93 bin kişi de bir aylık süre zarfında ayakları boşlukta seyahat tecrübesini tattı. İlk organizasyonun getirisinden gelen şevkle sergi müteakip senelerde de devam etti.Havada asılı kaldılarOtuz metre yükseklikten üç dakika boyunca devam eden teleferik seyahati ilk arızasını ikinci sene düzenlenen sergi sırasında verdi. Sergi bu defa, haziran ayında açılmış ve sıcak yaz günlerinden daha fazla hasılat bekleniyordu. Fakat hareket halindeki teleferik aniden durarak yolcuların korkulu anlar yaşamasına sebep oldu. Yuvasından çıkan halat faciaya neden olacakken, devreye giren ekipler büyük bir kazanın önüne geçti. İsviçre’de tahsil görmüş bir teknisyenin tasarladığı projede bir kısım aksaklık ve noksan kısımlarının bulunduğu tespit edilmişti. Havada asılı kalanları tahliye etmenin imkânı olmadığından, yolcular 45 dakika kadar asılı kaldı. Korkulu dakikalar halk arasında menfi reklam yaptığından teleferiğe olan rağbet yıllar içinde azaldı. Aksaklıklar bununla da bitmedi. Açık havada yolculuk edenlerin üzerine çelik halatlardan damlayan yağ da şikayetlerin artmasına sebep oldu. Üç sene devam eden sergi sırasında İstanbullular bugün projelendirilen havarayla tanışma imkânı buldu. 1958 yılında kısmen tatbikatı yapılan bu tecrübe nihayet 1993 yılında kalıcı bir hal alacak ve İstanbul Maçka-Taşkışla kabinli teleferik hattına kavuşacaktı.

Internetin Ilk Türk Gazetesi

Üzgünüm ama İMKB bilgileri alınamadı. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.

Alış Satış En Düş. En Yük.
Alış Satış En Düş. En Yük.
Alış Satış En Düş. En Yük.

İzmir - 5 Günlük Hava Tahmini


Izmir
Salı
Gün
30°C
Rüzgar hızı:215 km/h
Rüzgar yönü:215° GB
Nem Oranı:53%
Yağış:10%
Gün Doğumu:07:00
Gece
Açık
12°C
Açık
Rüzgar hızı:5 km/h
Rüzgar yönü:5° K
Nem Oranı:69%
Yağış:20%
Gün Batımı:19:07
Çarşamba
Gün
Güneşli
26°C
Güneşli
Rüzgar hızı:360 km/h
Rüzgar yönü:360° K
Nem Oranı:41%
Yağış:0%
Gün Doğumu:07:00
Gece
10°C
Rüzgar hızı:10 km/h
Rüzgar yönü:10° K
Nem Oranı:58%
Yağış:0%
Gün Batımı:19:07
Perşembe
Gün
Güneşli
26°C
Güneşli
Rüzgar hızı:346 km/h
Rüzgar yönü:346° KKB
Nem Oranı:38%
Yağış:0%
Gün Doğumu:07:00
Gece
Açık
14°C
Açık
Rüzgar hızı:38 km/h
Rüzgar yönü:38° KD
Nem Oranı:49%
Yağış:0%
Gün Batımı:19:07
Cuma
Gün
28°C
Rüzgar hızı:190 km/h
Rüzgar yönü:190° G
Nem Oranı:37%
Yağış:0%
Gün Doğumu:07:00
Gece
16°C
Rüzgar hızı:144 km/h
Rüzgar yönü:144° GD
Nem Oranı:76%
Yağış:60%
Gün Batımı:19:07
Cumartesi
Gün
23°C
Rüzgar hızı:239 km/h
Rüzgar yönü:239° BGB
Nem Oranı:66%
Yağış:60%
Gün Doğumu:07:00
Gece
15°C
Rüzgar hızı:74 km/h
Rüzgar yönü:74° DKD
Nem Oranı:79%
Yağış:60%
Gün Batımı:19:07
SıcaklıkGündüz sıcaklığı en yüksek sıcaklığı, Gece sıcaklığı ise en düşük sıcaklığı değerini belirtir.
The Weather Channel
23 Eylül 2014 Salı 07:00

İstanbul - 5 Günlük Hava Tahmini


Istanbul
Salı
Gün
23°C
Rüzgar hızı:278 km/h
Rüzgar yönü:278° B
Nem Oranı:75%
Yağış:90%
Gün Doğumu:06:52
Gece
14°C
Rüzgar hızı:309 km/h
Rüzgar yönü:309° KB
Nem Oranı:66%
Yağış:20%
Gün Batımı:19:00
Çarşamba
Gün
Güneşli
20°C
Güneşli
Rüzgar hızı:275 km/h
Rüzgar yönü:275° B
Nem Oranı:56%
Yağış:0%
Gün Doğumu:06:52
Gece
16°C
Rüzgar hızı:70 km/h
Rüzgar yönü:70° DKD
Nem Oranı:61%
Yağış:0%
Gün Batımı:19:00
Perşembe
Gün
Güneşli
21°C
Güneşli
Rüzgar hızı:111 km/h
Rüzgar yönü:111° DGD
Nem Oranı:56%
Yağış:0%
Gün Doğumu:06:52
Gece
Açık
17°C
Açık
Rüzgar hızı:88 km/h
Rüzgar yönü:88° D
Nem Oranı:64%
Yağış:0%
Gün Batımı:19:00
Cuma
Gün
Çok Bulutlu
22°C
Çok Bulutlu
Rüzgar hızı:74 km/h
Rüzgar yönü:74° DKD
Nem Oranı:54%
Yağış:0%
Gün Doğumu:06:52
Gece
Bulutlu
17°C
Bulutlu
Rüzgar hızı:64 km/h
Rüzgar yönü:64° DKD
Nem Oranı:73%
Yağış:20%
Gün Batımı:19:00
Cumartesi
Gün
21°C
Rüzgar hızı:67 km/h
Rüzgar yönü:67° DKD
Nem Oranı:68%
Yağış:30%
Gün Doğumu:06:52
Gece
17°C
Rüzgar hızı:40 km/h
Rüzgar yönü:40° KD
Nem Oranı:80%
Yağış:80%
Gün Batımı:19:00
SıcaklıkGündüz sıcaklığı en yüksek sıcaklığı, Gece sıcaklığı ise en düşük sıcaklığı değerini belirtir.
The Weather Channel
23 Eylül 2014 Salı 07:00

Ankara - 5 Günlük Hava Tahmini


Ankara
Salı
Gün
Bulutlu
27°C
Bulutlu
Rüzgar hızı:248 km/h
Rüzgar yönü:248° BGB
Nem Oranı:35%
Yağış:20%
Gün Doğumu:06:37
Gece
Parçalı Bulutlu
10°C
Parçalı Bulutlu
Rüzgar hızı:271 km/h
Rüzgar yönü:271° B
Nem Oranı:63%
Yağış:20%
Gün Batımı:18:44
Çarşamba
Gün
Güneşli
20°C
Güneşli
Rüzgar hızı:292 km/h
Rüzgar yönü:292° BKB
Nem Oranı:49%
Yağış:0%
Gün Doğumu:06:37
Gece
6°C
Rüzgar hızı:350 km/h
Rüzgar yönü:350° K
Nem Oranı:64%
Yağış:0%
Gün Batımı:18:44
Perşembe
Gün
Güneşli
20°C
Güneşli
Rüzgar hızı:315 km/h
Rüzgar yönü:315° KB
Nem Oranı:39%
Yağış:0%
Gün Doğumu:06:37
Gece
7°C
Rüzgar hızı:23 km/h
Rüzgar yönü:23° KKD
Nem Oranı:39%
Yağış:0%
Gün Batımı:18:44
Cuma
Gün
Güneşli
23°C
Güneşli
Rüzgar hızı:229 km/h
Rüzgar yönü:229° GB
Nem Oranı:30%
Yağış:0%
Gün Doğumu:06:37
Gece
Parçalı Bulutlu
8°C
Parçalı Bulutlu
Rüzgar hızı:91 km/h
Rüzgar yönü:91° D
Nem Oranı:42%
Yağış:0%
Gün Batımı:18:44
Cumartesi
Gün
24°C
Rüzgar hızı:284 km/h
Rüzgar yönü:284° BKB
Nem Oranı:37%
Yağış:0%
Gün Doğumu:06:37
Gece
11°C
Rüzgar hızı:51 km/h
Rüzgar yönü:51° KD
Nem Oranı:72%
Yağış:50%
Gün Batımı:18:44
SıcaklıkGündüz sıcaklığı en yüksek sıcaklığı, Gece sıcaklığı ise en düşük sıcaklığı değerini belirtir.
The Weather Channel
23 Eylül 2014 Salı 07:00

Her türlü görüşünüz bizim için son derece önemli.
Bu servis sizin katkılarınızla büyüyecek.
Tüm öneri, eleştri ve merak ettikleriniz için bize:

Telefon: + 90 232 422 62 22

EPosta: bilgi@mansettenhaberler.com

ulaşabilirsiniz.

Saygılarımızla,
Evrenel yazılım hizmetleri